Elinde iki yumurta.
Gelmiş eve.
- Anne bunları pişirir misin?
Anne pişirmiş.
Yemiş.
Başka zaman yine aynı manzara.
Bazen sayıları değişmiş yumurtaların.
Çocukluğu öyle geçmiş.
Anne hiç sormamış.
- Oğlum! Yumurtaları nereden buluyorsun?
- Nasıl alıyorsun?
- Karşılığını veriyor musun?
Özetle; helal mi, haram mı?
Üzümünü yemiş, bağını sormamış.
Çocuk büyümüş.
Genç delikanlı olmuş.
İşler büyümüş.
Yumurtanın yerini başka şeyler almış.
Bolluk var.
O her evden gidişinde eli dolu dönüyor.
Kimse de sormuyor.
Gün gelip çatıyor.
Yine evden çıkıyor.
Geri dönmüyor.
Bir haber.
Yakalanmış.
Elleri kelepçeli.
Yanında iki jandarma.
Anne feryat figan.
- Nereye götürüyorsunuz oğlumu?
Dinleyen yok.
Mahkemeye çıkıyor.
Çok can yakmış.
Çalmış.
Çırpmış.
Öyle kazanmış eve aldıklarını.
Son işi de patlamış.
Yakayı ele vermiş.
Gece girmiş eve.
İş başındayken uyanmış ev sahibi.
Bir mücadele.
Sıkmış boğazını.
Öldürmüş adamı.
Onca hırsızlık.
Bir de cinayet.
Bir gün bitecekti
Böyle bitmiş
Mahkeme açıklıyor hükmünü:
İdam
Anne dizlerini dövüyor.
Oğul asılmaya gidiyor.
İzin istiyor.
Son bir veda.
Annesini kucaklayacak.
Önce doyasıya
Hatta ölesiye sarılıyorlar.
Son kez kokluyorlar birbirlerini.
Sona doğru ya
Gidiş ona doğru.
Her hareket son oluyor.
Son kez rica ediyor annesini.
- Anacağım şu dilini çıkar. Son kez öpeyim.
Hiç tereddütsüz.
Uzatıyor dilini.
Isırıp koparıyor annesinin dilini.
Neden?
Herkes bu soruyu soruyor.
Sebep susmak.
Anası yıllarca sormamıştı ya;
- Nereden buldun?
Uyarmamıştı ya onu;
- Haram yeme, çalma, çırpma.
İkaz etmemişti ya;
- Kimseye zarar verme.
İşte onun için koparmıştı annesinin dilini.
[*] [*] [*] [*]
Hikaye bu.
Biz çocukken anam bize bunu hep anlatırdı.
Kimsenin bir şeyini almayın.
Çok zor durumdaysanız isteyin.
Buradaki kelime çok önemli.
Çok zor durumdaysanız
Normalde istemeyin.
İdare edin.
[*] [*] [*] [*]
Benim anamın okuma-yazması yok.
Bir sürü hikaye bilir.
Hepsinin içinde dersler var.
Daha yakın zamana kadar şehre inemiyordu.
Ancak bunca dersleri biliyordu.
Ve işin ilginci bize anlatıyordu.
Neden?
- Çocuklarım dürüst insanlar olsun diye.
Zaten bize verdiği, yedirdiği kendi alın terinden ibaretti.
Akköyden memlekete bakıyorum.
Okumuş anaların, okumuş çocuklarına.
Makam mevki sahiplerine.
Hatta seçilmiş çocuklara.
Onlarda bir gayret var.
İzin verilse, güçleri yetse dünyayı sırtlarına sarıp götürecekler.
Ve merak ediyorum;
Şehrin okumuş kadınları, çocuklarına böyle güzel hikayeleri neden anlatmaz?
Ya da anlatırlar da çocuklar neden dinlemez?