Kilimli’nin Gelik beldesinde, Demir Madencilik’e ait ocakta grizu patladı.
Üç işçi toprağa düştü.
Beş işçi yaralandı.
İkisi ağır yanıklı, entübe. Ve bu iki ağır yaralı, hayati tehlike taşıyan, entübe vaziyette karayoluyla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’ne gönderildi.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı 15 hava ambulansı bugün hangi görevdeydi, bilmiyoruz.
Ama biliyoruz ki geçmiş yıllarda hava ambulans operasyon merkeziyle diyaloğumuz vardı.
Acil vakada sektirmeden Zonguldak’a inerdi.
Planlı vakada bile iki telefon, bir ricayla koordine olurdu.
Bugün Türkiye’de grizu vakasından daha acil ne vardı, onu da bilmiyoruz.
Ama Zonguldak’ın madencisi yine ambulansın arkasında, yollarda savruldu.
TPAO’nun zoruyla Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’nde bir “yanık ünitesi” kuruldu.
İyi de o üniteyi çalıştıracak iki plastik cerrahi uzmanı hiç olmadı.
Şu anki plastik cerrah da askerlik görevi nedeniyle yok.
“Yanık merkezi” ise daha teferruatlı.
Ne Sağlık Bakanlığı ne de üniversite hastanesi henüz o adımı atabildi.
Zonguldak, grizu patlamalarının, kömür tozunun, metan gazının anası.
Ama yanık merkezi hâlâ yok.
Hava ambulansı da bugün yok.
Yıllardır yazıyoruz.
Yıllardır uyarıyoruz.
“Bu kent maden kentidir, yanık merkezi şarttır” diyoruz.
“Hava ambulansı koordinasyonu bozulmasın” diyoruz.
Yine sessizlik, yine ihmal!
Ve bugün yine aynı tablo:
Entübe madenci, karayolunda Ankara yolunda.
Üç can gitti.
Beş can hastanede.
İki can ise yollarda, saatler süren yolculukta.
Sormak hakkımız değil mi?
Hava ambulansları bugün nerelerdeydi?
Zonguldak insanının canı bu kadar ucuz mu?
Yanık merkezi neden hâlâ kurulmadı?
Plastik cerrah neden hep eksik?
Zonguldak’ın madencisi, toprağın altında can verirken üstünde de sistemin ihmaliyle boğuşuyor.
Bu kent, kömürüyle büyüdü.
Kömürüyle kan ağladı.
Kömürüyle evlat yitirdi.
Ama hâlâ en temel ihtiyaçlarında bile yalnız bırakılıyor.
Başsağlığı dilemek kolay.
Asıl iş, bir daha aynı manzarayı yaşamamak için gerekli adımları atmaktır.
Yoksa yarın yine grizu patlar.
Yine entübe madenci karayoluna çıkar.
Yine “Hava ambulansı nerede?” diye sorarız.
Ve yine cevap alamayız.

Acının Rengi

Zonguldak’ta acının kaçağı, özeli, rödövanslısı, TTK’lısı yok!
Zonguldak’ta gözyaşının rengi yok!
Bir maden işçisi kaçak maden ocağında da ölse anaların gözyaşı aynı renk akıyor!
Bir maden işçisi özel ocakta ölse de anaların gözyaşı aynı renk akıyor!
Bir madenci TTK’da ölse de anaların gözyaşı aynı renk akıyor!
Zonguldak’ta yaşanan maden kazalarında hayatını kaybeden işçiler Devrek, Çaycuma, Gökçebey, Yenice ve Bartın’a giderken kenti yöneten siyasetçiler ve bürokratlar Trabzon’dan geliyor!
Biz bu gerçeği dile getirdiğimizde şovenist olmakla suçlanıyoruz!
Olay yerine gelip hesap sorması gereken yöneticiler, karşılarında hemşerilerini görüyorlar!
Onlardan bilgi alıyorlar!
Fotoğraf çektirip sosyal medya hesaplarında paylaşıyorlar!
Acı bize kalıyor!
Yanan biz oluyoruz!
Ölen biz oluyoruz!

Rektöre Bak

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy, gazetecilere yaptığı açıklamada üniversite hastanesinde hastalardan “bıçak parası” alındığı yönündeki iddiaların ispatlanması hâlinde gerekli soruşturmayı başlatacağını belirterek, “Sen bunu ispatla, ben de gereğini yapacağım” demiş!
Doktorların hastalardan bıçak parası aldığını ispatlaması gereken gazeteciler değil ki!
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde bıçak parası alan doktorları vatandaş CİMER’e şikâyet ediyor!
Bu şikâyetler Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğüne iletiliyor!
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy’un, gazetecilerden bu iddiaları ispatlamasını isteyeceğine, doktorlar hakkında soruşturma yapıp sonuçlarını Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmesi gerekiyor!
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’ni “taşra üniversitesi” olarak görenler, Zonguldak basınını da “taşra basını” olarak görüyorlar!
Başta Pusula olmak üzere Zonguldak basını, “bıçak parası” konusunda gereğini yaptı!
Biz günlerce yazdık!
Soruşturmalar oldu!
Doktorlar hâlâ görevde ve insafsızca para almaya devam ediyorlar!
Zonguldak insanını inek gibi sağıyorlar!
Hocanın umurunda mı?
Diyeceksiniz ki “Zonguldak insanı da doktora para vermesin.”
Eskiden para verilmiyordu!
Zonguldak insanı, gönlünden koptuğunda tavuk, yumurta, yoğurt getiriyordu!
Ama doktorlar bu işi paraya çevirdi!
Zonguldak insanı da para vermek zorunda kaldı!
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy, Zonguldaklı olmadığı için bizi anlamayabilir!
Sizden bıçak parası ya da adı ne olursa olsun para isteyen doktor olursa bize bildirin!
Canına okuyalım!

Akın’ın Rektörü!

Annesinin bahçesinde hafriyat işi yapan, eşinin yönetim kurulu başkanı olduğu iş yerinde çalışan, kendi adına kayıtlı hiçbir şeyi olmayan Akın Kavi, bizim hangi birikimle Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy’u eleştirdiğimizi sorgulama hadsizliğini yapıyor!
Biz de kendisine “Sen hangi bilgi birikiminle Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’i eleştirdin?” diye sorabiliriz.
Ama sormuyoruz!
Kendi adına iş yapamayan, maaşında onlarca haciz bulunan, yaptığı her işi batıran biri; maliye teorisi, kamu ekonomisi, mahallî idareler ve kamu finansmanı gibi alanlarda uzmanlaşmış Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy’u savunuyor!
Aslında bu davranışıyla Ahmet Ulusoy’u aşağıya çekiyor!
Tıpkı AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı, tıpkı Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem gibi!