Zonguldak'ta güne yine acıyla, yine gözyaşıyla, yine bir ölüm haberiyle başladık.
Gelik'te meydana gelen grizu faciasında üç maden işçisi hayatını kaybetti.
Üç ailenin ocağı söndü.
Üç ailenin dünyası başlarına yıkıldı.
Üç annenin yüreğine evlat acısı düştü.
Üç çocuk babasız, üç eş yarım kaldı.
Üç madenci öldü.
Ama aslında yalnızca üç kişi ölmedi.
Onlarla birlikte bu kentin yüreğine bir kez daha kömür karası çöktü.
Çünkü Zonguldak'ta madencinin ölümü, yalnızca bir ölüm haberi değildir.
Bir evin ışığının sönmesidir.
Sofradaki bir sandalyenin boş kalmasıdır.
Kapının her çalınışında babasını bekleyen bir çocuğun gözyaşıdır.
Bir annenin, artık hiçbir zaman duyamayacağı ayak seslerine hasret kalmasıdır.
Ve en acısı da, bu acıya yabancı değiliz!
Bu ağıtları daha önce de yaktık.
Bu tabutların arkasından daha önce de yürüdük.
Daha önce de madenci baretlerinin önünde başımızı eğdik.
Daha önce de aynı soruları sorduk, aynı sözleri duyduk, aynı acıları yaşadık.
Sonra hayat devam etti!
Peki, bütün bunlar Zonguldak'ın kaderi mi?
Hayır!
Bu kentin kaderi değil.
Madencinin kaderi hiç değil.
Zonguldak'ın kaderi, her sabah evinden helalleşerek çıkan bir işçinin akşam tabutla dönmesini kabullenmek olamaz.
Kömürün karasına bulanmış ellerin, bir gün sevdiklerinin yüzüne son kez dokunması normalleştirilemez.
Yerin üstünde hayat kurabilmek için yerin altına giren madenci, bir daha gün yüzü göstermemek üzere üzerine kapanır.
Her facianın ardından başsağlığı dilemek, her ölümün ardından ağıt yakmak yetmez.
İş güvenliği, denetim, sorumluluk ve önleyici tedbirler yalnızca kağıt üzerinde kalan sözler olmamalı!
Her madenci ölümünün ardından şu soruları soracağız...
Ne oldu?
Neden oldu?
Önlenebilir miydi?
Hangi tedbirler alınmıştı, hangileri eksikti?
Bu soruların cevabı bulunmadan, hiç kimse rahat nefes alamasın!
Karanlıkta öldün ama nurlar içinde uyu madenci…
Allah rahmet eylesin.

-Kara Mezar-

Ellerin karıştı kara kara…
Umudun, elinde bir kazma, dudağında sigara…
Gün görmedin hiç.
Güneşi sevmedin!
Bu yokluğundan numara…
Ölmedin, girdin toprağın altındaki mezara.
Ellerinin akı kara…
Alnının teri kara…
Talihin adı kara…
Aldı seni kömür denen mücevher.
Aldı hayattan.
Koydu kara mezara…(
Ümit Alphan)


Yemeklerde boy gösterenler neredeydi?

Zonguldak'ta bir haftadır felaketler ardı ardına geliyor.
Sel felaketinde ve heyelanlarda mala gelen zararlar...
Binaların çökmesi, insanların ölmesi, yaralanması...
Ailelerin evlerinden olması...
Madende grizu patlaması...
3 madencinin hayatını kaybetmesi...
Bu haberleri takip eden hep aynı gazeteciler...
En az 4, en fazla 6 gazeteci, fazlası yok.
Deyim yerindeyse pert olduk!
Bu olaylarda, kahvaltı ve yemek programlarında bulunan arkadaşların hiçbirini göremedik!
Protokolün yanında yer alma yarışında bulunan kişileri göremedik!
Neredeydiniz iki gözümün çiçekleri?Yağmurda yoktunuz, göçükte yoktunuz, çamur çökekte yoktunuz, dağın tepesindeki maden ocağının önünde yoktunuz, hastane önünde yoktunuz!

Sahi neredeydiniz?