Son dönemde ard arda gelen uyuşturucu operasyonları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Bu anlamda yerel yönetimlerde de dikkat çeken adımlar atılıyor.
Özellikle belediyeler bünyesinde çalışan personelle ilgili iddialar ve soruşturmalar, 'kamu kurumlarında denetim' tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Bu noktada çarpıcı bir uygulama Keçiören Belediyesi’nden geldi.
Belediye Başkanı ve yönetimi, bünyesinde görev yapan personelden uyuşturucu testi yaptırmalarını istedi.
Bence yerinde bir karar.
Üstelik bu karar, ülke genelinde özellikle tanınmış isimlere yönelik yürütülen uyuşturucu soruşturmalarının gündemde olduğu bir dönemde alındı.
Belediyede çalışan 3 bini aşkın personele uyuşturucu testi uygulanması kararlaştırıldı.
Şu bir gerçek ki;
kamu hizmeti veren kurumlarda güvenilirlik ve disiplin, her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
Gelelim bizim Zonguldak Belediyesi'ne...
Zonguldak Belediyesi cephesinde de son dönemde uyuşturucu soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan işçiler olduğu biliniyor.
Bu durum kamuoyunda rahatsızlık oluşturdu.
"Belediye bünyesinde bir iç denetim mekanizması var mı?” sorusu da beraberinde geliyor.
Hal böyleyken akıllara şu soru geliyor:
Keçiören Belediyesi’nin uyguladığı uyuşturucu testi modeli, Zonguldak Belediyesi’nde de hayata geçirilir mi?
Bu mesele sadece bir 'test' meselesi değil.
Aynı zamanda yönetim anlayışı, kurumsal şeffaflık ve kamuoyuna verilen mesajla ilgili.
Eğer bir belediye, “Benim kurumumda sıfır tolerans var” diyebiliyorsa ve bunu somut adımlarla destekliyorsa, bu kamu vicdanında karşılık bulur.
Kamu hizmeti söz konusu olduğunda, toplumun beklentisi nettir:
Güven...
Zonguldak Belediyesi böyle bir adım atar mı, atmalı mı?
Zonguldak Belediyesi'nde çalışan tüm personeli zan altında bırakmak istemeyiz.
Belediyede işini ahlakı ile bir düzgün bir şekilde yapan çalışanlar var.
Sevdiğimiz insanlar var.
Belediye yönetimi uyuşturucu denetimini kime ve nasıl yapacağını çok iyi bilir.
Cüzdanların dramı: 14 Şubat
Yıl 365 gün. Bunların 364’ünde “Aşkım önemli olan kalpler bir olsun” denir.
O bir gün gelir… Takvimler 14 Şubat’ı gösterir…
Kalpler yine bir olsun istenir ama yanında küçük bir pırlanta, mütevazı bir akşam yemeği ve en az 27 kırmızı gül eşliğinde!
Sevgililer Günü, aslında romantizmin olimpiyat finalidir.
Kim daha yaratıcı hediye alacak, kim daha sürprizci, kim Instagram’da daha çok kalp alacak… Büyük mücadele!
Normal bir günde 100 liraya alınan gül, 14 Şubat’ta adeta borsa hissesi gibi değer kazanır.
Sabah 100 TL öğlen 150 TL,
akşam “Abi son kaldı 250 TL”
Çiçekçiler için bu gün, yılın hasat mevsimidir.
Rezervasyon yaptırmadıysan geçmiş olsun.
O akşam dışarıda romantizm değil, masa kapma mücadelesi yaşanır.
Erkek tarafı klasik üçleme arasında gidip gelir: Çiçek mi, parfüm mü, takı mı?
Kadın tarafı daha stratejiktir: “Ben bir şey istemiyorum” cümlesinin tercümesi genelde şudur: “Ama güzel bir şey bekliyorum.”
14 Şubat akşamı telefonunu açarsın. Herkes mum ışığında, herkes mutlu, herkes filtreden geçmiş.
O sırada sen evde pijamayla çekirdek çitliyorsan, üzülme.
Büyük ihtimalle o romantik kare çekildikten 10 dakika sonra hesap paylaşımında kriz çıkmıştır.
İşin özü şu: Sevgililer Günü biraz abartı, biraz ticaret, biraz tatlı telaş.
Yerine başka bir şey koyamayacağımız en değerli şey olan sevgiden söz ediyoruz.
Aşk üç günde geçer gider, geriye kalan sevgidir.
Hayatı yan yana yürümek aşktan kıymetlidir, bir gün değil her gün sevenlerden olun.