"Hayat" dediğin böyle işte...

Bir varmış, bir yokmuş...

Biz, altı erkek kardeşiz...

En büyüğümüz, Mehmet Tığ'dı.

7 ay önce mide kanseri olduğunu öğrendik.

Hekimler, 6 ay ömür biçtiler. "Bir yıl çok uzun" dediler.

Ama ellerinden geleni de yaptılar.

Takdiri ilahi...

Hastalığının yedinci ayında hayatını kaybetti.

Mehmet Tığ; kendi halinde, kimsenin işinde-gücünde, parasında-pulunda gözü olmayan, sessiz ama çalışkan bir adamdı.

Tertemiz geldiği bu dünyadan tertemiz gitti.

Varı-yoğu eşiydi.

Yengem ne derse, o olurdu.

İlk kez yengemi dinlemedi.

Melahat Yengem, ağabeyim sanki hiç hasta olmamış, kanser değilmiş gibi son ana kadar çaba gösterdi.

Allah, Mehmet Tığ Ağabeyimin mekanını cennet eylesin.

Hepimizin başı sağ olsun.

Cenazemiz nedeniyle başsağlığı dileğinde bulunan; Zonguldak Valisi Mustafa Tutulmaz, AK Parti Zonguldak Milletvekilleri Hamdi Uçar ve Ahmet Çolakoğlu, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan ile TTK Genel Müdürü Kazım Eroğlu başta olmak üzere herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Cenazemize katılan dostlarımızın dostluklarını unutmayacağız.

Münker ve Nekir...

Ağabeyim Mehmet Tığ’ı, Devrek’in Bakırcılar Köyü mezarlığında, annem ile babamın yanına defnettik.

Tabutu açtılar, kefeniyle mezara indirdiler.

Herkes çok özen gösterdi.

Son görevi, oğlu Resul yaptı.

Eşimiz-dostumuz, yakınlarımız yanımızdaydı.

Gelemeyenler aradı, acımızı paylaştı.

Ben, olan-biteni annemin mezar taşına oturarak izledim.

Dedim ki kendi kendime:

“Etliye-sütlüye karışmayan Mehmet Tığ, bugün, sessiz-sedasız, dünyaya geldiği gibi tertemiz toprağa verildi. Hepimizin geleceği yer burası...”

Benim yakın dostlarım da oradaydı.

Sonra dedim ki:

“Bak Ali Rıza, öyle de yapsan, böyle de yapsan, seni kara toprağa verecek dostların var. İyi günde olduğu gibi, kötü gününde de yanındalar.”

Sonra, “Ali Rıza Tığ gibi mi yaşamak lazım? Mehmet Tığ gibi mi yaşamak lazım?” dedim, kendi kendime...

Aldım telefonu elime...

Açtım hesap makinesini...

2023’den çıkarttım 1971’i...

“52 yıl böyle yaşadın. Bir 52 yıl daha yaşamayacaksın. Nasıl yaşarsan yaşa, seni mezara koyacak kadar dostun var” dedim, kendi kendime...

Sonra yazdıklarım geldi aklıma...

Münker ve Nekir, (Münker ve Nekir, İslam'da kabirde insanı ilk sorguya çekecek olan meleklere verilen isimlerdir) mezara koyduğumuz ağabeyimi değil de sanki beni sorguluyorlardı.

Orada, o kısacık süre içinde bunları düşündüm.

32 yıllık gazetecilik hayatımda ne yaptım?

Vallahi, Zonguldak’a kötülük eden kim varsa yazdım.

Hilafsız yazdım.

Münker ve Nekir’e dedim ki:

“Ben, bu şehirdeki tüm sahtekarları, zimmetçileri, nitelikli dolandırıcıları, imar rantçılarını, tefecileri, uyuşturucu satıcılarını, katilleri, tetikçileri yazdım. Kiramen Katibin, (İslam dininde, insanların sağ ve solunda bulunup yapılan iyi ve kötü davranışları tespit edip, yazan meleklere verilen isim) kayda geçsin bunları... Ben, ömrüm yettiğince bu kişileri yazmaya devam edeceğim. Varsa günahı, boynuma olsun."

Gittim, ağabeyimin üstüne üç-dört kürek toprak attım.

Duamı ettim. Mezardan ayrıldım.

Şuna inanıyorum ki, ağabeyimin Münker ve Nekir ile çok işi olmayacak.

Öyle bir adamdı yani...

Devrek’in derelerinde yüzmüş Ali Rıza Tığ’ı, liman arkasında Karadeniz’in serin ve derin sularına atan ilk adam Mehmet Tığ Ağabeyimi asla unutmayacağım.

Emanetleri, emanetimiz olacak.