Yer yer ismi değişebilir.
Büyük olanı; çanak&[#]8230;
Orta boyu; sahan&[#]8230;
Küçük olanı; tabak&[#]8230;
Derin olanı; tas&[#]8230;
Tasların isminin önüne sıfat konularak birbirinden ayrılır.
Küçük tas&[#]8230;
Büyük tas&[#]8230;
Ağaçtan yapılanı gördüm.
Bakır-alüminyum olanı en çok kullanılanlardı.
Bakır olanları zaman zaman kalaylanır&[#]8230;
Yenilenirdi.
Çinko olanları lükstü.
Alüminyum olanları düşer&[#]8230;
Ağzı-gözü eğrilir&[#]8230;
Çekiçle düzeltilirdi.
Bakırların düzeltme işini kalaycı yapardı.
Aile kavramının&[#]8230;
Hatta geniş aile kavramının bile dar geldiği zamanlar&[#]8230;
Torununun torunuyla aynı evde yaşayabiliyorlardı insanlar&[#]8230;
Ve sofralar büyük yapılırdı.
Kuşak kuşak oturulurdu.
Büyükler (kocamanlar)&[#]8230;
Onların evlatları ile torunları&[#]8230;
Bunlar genelde çalışanlar&[#]8230;
İşin yükünü çekenler&[#]8230;
Sonra torunlar ve gelinler&[#]8230;
Sofralarda kendilerine yer bulurlardı.
Küçükler, büyüklerin yanında yemek yerken bile sıkılırdı.
Hatta çocuklar sık sık tembihlenir.
- Yemeğinizi hemen yiyip kalkın.
Genelde de öyle olurdu.
Evlatların, çocuklarını sevemediği bir ortamda&[#]8230;
Hatta kucaklarına alamadığı dönemlerdi.
Torunlar, başköşeye otururdu.
Yemek yemesini dedemden öğrendim.
Sağ olsaydı, dedemin babasından öğrenirdim.
Çünkü dedeme beni sevme fırsatı verilmezdi.
Sofralar kurulur&[#]8230;
Çanaklara yemekler dökülür&[#]8230;
Bir çanağa sekiz-on kişi kaşık çalardı (sallardı).
Sofranın en yaşlısı, besmele çekip ekmek kırmadan önce herkes önüne bakar, hazır beklerdi.
Genelde insanlar -bir rahatsızlığı yoksa- sofranın etrafında diz çöküp otururdu.
Bağdaş kurmak (geniş oturmak) hem nimete saygısızlık, hem büyüklere karşı yapılan ayıptı.
Büyük, besmele çekip bir çöreği üç-beş parçaya ayırır, sofranın belirli bölümlerine bırakırdı.
Ardından herkes besmele çeker&[#]8230;
Başlardı yemeye&[#]8230;
Aynı çanaktan&[#]8230;
Aynı sahandan&[#]8230;
Aynı tastan yerdik.
Tabak işi sonraları çıktı.
Önce misafirlere ayrı tabakta vermeye başladık.
Sonra soframızdan insanlar birer birer ayrıldı.
Önce evlatlarımızı ayırdık.
Torunlar onlarla gitti.
Tek başımıza kaldık.
Bir Köroğlu, bir Ayvaz&[#]8230;
Geldik günümüze, çekirdek aile kalmadı.
Bulsak, ekeceğiz verimli tarlaya&[#]8230;
Yine geniş aileye kavuşacağız&[#]8230;
Ne mümkün?
Büyük sofranın etrafında bir çanaktaki mancar çorbasına mısır ekmeği doğrayıp hep birlikte yerdik.
Doyardık&[#]8230;
Şükrederdik&[#]8230;
Şimdilerde dünyayı yiyoruz.
Doymuyoruz&[#]8230;
Şükretmiyoruz&[#]8230;
[*] [*] [*] [*]
Konumuza gelince;
Sofranın yazılı olmayan kuralları vardı.
Herkes kendi önünden yerdi.
Karşısındakinin, yanındakinin sınırına kadar kaşık sallar&[#]8230;
Doymadıysa, çanağın kendine düşen sınırına kadar olan payını yer, beklerdi.
Eğer ki, doyan ve kendi payını yemeyen-yiyemeyen varsa kalanı yerdi.
Katı yemeklerde çok net belli olurdu.
Sulu yemeklerde kendini bilmeyen hak yerdi.
Sofraya hep birlikte oturulur&[#]8230;
Hep birlikte kalkılırdı.
[*] [*] [*] [*]
Gelelim günümüze&[#]8230;
Yeme adabına buradan bakalım.
Vesaire&[#]8230;