Zonguldak’ta sınava gittik.

Sınav saatini bekliyoruz.

“Bir, iki, üç, dört” derken, geniş bir çemberimiz oldu.
Plastik bardaklarda çay içerken, sohbet ediyoruz.

Sınava nasıl hazırlandığımızdan…

Görev yerimizden…

Kaç yıldır görevde olduğumuzdan…

Hangi okulu, kaç yılında bitirdiğimizden…

Çoluk-çocuk…

Geçim, görev vs…

Sıra bize geldi.

- Nerede görev yapıyorsun?

- Akköy’de…

- Orası neresi?

- Ormanlı’da... Karakavuz-Gümeli arasında…

Bilenlerin yüzü ekşiyor.

Onlar sormadan söylüyorum:

- Alevi köyü…

Benzer muhabbetler oluyor.

Değişik ortamlarda…

İnsanlar değişiyor.

Eğitim düzeyleri değişiyor.

Manasız sorular değişmiyor?

- Cemaat var mı?

- Nasıl görev yapıyorsun?

- Benim köyüm.

Edepli olanların yüzü kızarıyor.

Hatalarını anlıyorlar.

Olmayanlar şaşırıyorlar.

Neyse?

Alıştık.

[*] [*] [*] [*]

Benzer olay, bir arkadaşın mülakatında olmuş.

İlk soru:

- Guslün farzı kaç?!

El insaf…

Senin karşındaki adam İmam Hatip Lisesi’ni bitirmiş.

[*] [*] [*] [*]

İmam arkadaş(!) konuşuyor:

- Ben Alevilik konusunda bilgi sahibi değilim.

- Hiç mi?

- Hiç… Kaynak yok ki…

- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Alevi Bektaşi Klasikleri” var.

- Gerçekten mi?

- Evet...

[*] [*] [*] [*]

Alevi Bektaşi Klasikleri…

Besmele Tefsiri…

Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli…

Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Hamiye Duran…

Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi…

“Şimdi onlar benim kudretim ve büyüklüğümün hakkı için Bismillahirrahmanirrahim derlerse;

Ben işlerinde onlara kendilerinden daha yakın olayım.

Allahlığımla onların dünyada ayıplarını örteyim.

Errahmanlığımla ahirette kullar arasında rezil etmeyeyim.

Errahimliğimle işledikleri günahları sevaplarla değiştireyim.”

[*] [*] [*] [*]

Böyle yüce…

Rahman ve rahim bir Mevla’nın kuluyuz.

Affetmek için, bağışlamak için bekliyor.

Son zamana kadar fırsat veriyor.

Peki, ne düşündün?

Ne biliyorsun?

Ya da ne arıyorsun?

Diyelim ki; beyninin süpürge görmemiş bölümlerinden geçen profile bir insan olayım.

Bundan sana ne?

Benim günahım, senin ahiretteki yerini yükseltmez.

Her koyun kendi bacağından asılır.

Ne hikmetse, biz karşımızdakine fırsat vermiyoruz.

Dinlemiyoruz, bilmiyoruz, yargılıyoruz.

Günaha giriyoruz. Şirk koşuyoruz.

Farkında değiliz.

Çok yazık…

[*] [*] [*] [*]

İnsanlığı yüceltmek için…

İnsanlığı yaşatmak için…

Bak sen…

Biz kimiz?

Neyi yücelteceğiz?

Nasıl yaşatacağız?

Biz daha içimizdeki önyargıyı kıramıyoruz.

Biz daha birbirimize selam veremiyoruz.

Biz daha birbirimize tebessüm edemiyoruz.

Beceremiyoruz.

Amma istersek…

İnat edersek…

Allah’tan korkmaz, israf edersek…

Bir mahalleye beş cami, üç cemevi yapabiliyoruz.

Yetmezse; altı dernek, yedi sohbet evi yapabiliyoruz.

Allah affediyor.

Biz birbirimizi affetmiyoruz.

Müslüman olmak böyle bir şey olsa gerek