Avukat...
Dişli...
Namlı...
Dava kaybetmemiş.
Sportmen...
Ava meraklı.
Alır tüfeğini...
Çıkar yola.
Karadeniz kıyılarından...
Yaylalara doğru yol alır.
Köy sınırlarını aşınca...
Biraz mola verir.
Geniş arazilerde gezerken...
Gözüne yaban kazı takılır.
Tüfeğini doğrultur.
Nişan alır.
Tek atışta kazı vurur.
Kaz düşer...
Döne döne.
Bir çitin arkasında kalır.
Avukat yaklaşır.
Çiti geçmeye çalışırken.
Tarlanın sahibi orada biter.
- Ne yapıyorsun?
- Yaban kazı vurdum. Oraya düştü. Onu almaya çalışıyorum.
- Bu tarla benim. Kaz da benim.
- Olmaz. Kazı ben vurdum. Kaz benim.
- Vermem.
- Alırım.
- Vermem.
- Ben avukatım. Seni mahkemeye veririm. Çiftliğine varıncaya kadar... Neyin varsa... Elinden alırım.
- Mahkemeyle uğraşmaya gerek yok. Bizim burada üç tekme kuralı var. Onu uygulayalım. Kim kazanırsa kaz onun olur.
- Nedir?
- Biz anlaşmazlığa düşünce... Üç tekme kuralı uygularız. Taraflardan biri diğerine üç tekme atar. Sonra diğeri... Sırayla devam eder. Pes eden kaybeder.
Avukat...
Kendine bakar.
Tarla sahibine bakar.
Kendi sportmen yapılı.
Tarla sahibi tıknaz birisi.
Kabul eder.
- Önce kim başlayacak?
- Tarla benim. Ben başlayacağım.
Geçer avukatın karşısına.
Önce hayalarına bir tekme.
Avukat iki büklüm olur.
Sonra midesine bir tekme.
Avukat dört elli yere yığılır.
Kıçına bir tekme.

Avukat boydan boya uzanır.
Kıvranır.
Biraz zaman sonra kalkar.
- Sıra bende...
- Düşündüm de... Bir kaz için kavga etmeye değmez. Pes ediyorum. Kaz senin olsun...
[*] [*] [*] [*]
Tam bir Zonguldak hikayesi.
İnsanlar böyle...
Yapıp çatıyorlar.
Deniyorlar.
Bazen beceriyorlar.
Baktılar iş işten geçiyor.
Vazgeçiyorlar.
Biz hep birlikte bakıyoruz.
Geriye ne kaldı?
Kocaman bir hiç.
[*] [*] [*] [*]
Teşbihte hata olmaz.
Hikayemizden tek farkı.
Hem tekmeyi atıyorlar.
Hem kazı iç ediyorlar.