Akköy´de beş yıl okul birinciliğini kimseye kaptırmadım.


Zaten öğretmenlerim de bunun için güveniyorlardı bana.


Başaracaktım.


Okumak için önce ailemi ikna ettik. Sonra mücadeleye başladık.


Köyde arkamdan yapılan dedikoduları unutmam mümkün değil. Kıskananlar, çekemeyenler; "Bu çocuk okumaz. O okursa ben köpek olur ürerim (Üremek=Ulumak)" dediler...


İlk yıl beş kırıklı karneye rağmen Eylül´de geçtim sınıfı.


Başarmalıydım.


İkinci yıl kırık olmamalıydı.



İğneci Baba ile kardeş olan Serçoban, Amasya Merkez&8217;e bağlı Karasenir Köyü´ne yerleşir.


Çobanlık ile geçimini sağlayan Serçoban, hal ve hareketleri, ibadetinin sadeliği ile tanınır.


Bir gün Amasya´da ayakkabıcılıkla geçimini sağlayan ağabeyi İğneci Baba´yı ziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendiline çıkılayıp hediye olarak getirir. Amacı, kendi mendiline koyduğu sütün, mendilden sızmadığını göstermektir.


Serçoban mendilini kunduracı dükkânının duvarındaki bir çiviye asar. Bu sırada İğneci Baba, dükkanında bir bayanın ayak ölçüsünü almaktadır.


Serçoban, bayanın topuklarını görünce, "Ne kadar da güzel" diye aklından geçirdiğinde çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar.


İğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezer ama hiç birşey belli etmez.


Bayan ayak ölçünü verip dükkandan ayrılınca İğneci Baba, kardeşi Serçoban´a "Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta" der.



Akköy´de beş yıl birinci olup Ereğli´de beş kırık olunca çok üzüldüm. Bunu aşmanın tek yolu vardı: Çalışmak.


Derken ikinci yıl acısını çıkardım. Karnemin ilavesindeki "Teşekkür Belgesi" bana okul birinciliği gibi geldi.


Elimden gelse, köye uçarak gideceğim. "Uluyacak" olanları unuttum. Babam bana kim bilir ne hediye alır?



Köye ulaştığıma en çok anam sevindi. Babam karneye göz ucuyla baktı.Dedem hiç değişik tepki vermedi.


O beni görünce önce kasılır, sonra gururla elini öptürürdü.


Kendince başka severdi beni.


Yılışmazdı.


Herkesten daha asil severdi.


Karneme bile bakmadı.


Onun için önemli olan bendim.



Beklentim Cuma günü içindi.


Hediye Cuma günü alınırdı.


Cuma´ya da bir hafta vardı.


Beklemeye başladım.


Tabii ki tavuk faslı hep vardı.


Ben köye ayak bastığım an bizim kümesteki tavukların sayısı en az bir eksilirdi.



Ertesi sabah uyandırmadılar.


Dedem; "Çocuk dinlensin" demiş.


Ama ben erkenden kalktım.


Köyde ancak miskinler uyur.


Temiz havanın verdiği enerji insanı uçurur.


Kalktım. Önce ballı süt. Tereyağında iki köy yumurtası. Çay. Yanında yufkadan yapılmış patatesli börek. Süper kahvaltıydı.


Herhalde "Teşekkür Belgesi" alan çocukların hayatı hep böyle "el üzerinde tutularak" geçer.


Öyle düşündüm.


Bahçeleri gezdim.


Akşamüzeri tarladan dönen komşuları ziyaret ettim.


Onlara mütevazi davranır gibi yaparak "Teşekkür" işini söyleyip kendimce çaktırmadan hava attım.


Yutmadıklarını yıllar sonra anladım. Mutlu oldular.


Anam kadar olmasa da, babamdan daha belirgin olarak sevgi gösterenleri gördüm.


Derken akşam oldu.


Yemek yedik. Tebrik ziyaretine gelenleri kabul ettik.


Sonra çay, çorba; yattık.


Sabah erken, babamın sesiyle uyandım.


Genelde bizden sonra kalkardı. O sabah erkenciydi.


Hayat artık normale döndü.


Ayrıcalık bitmişti.


Hediye ümidim de solmaya başladı.


Gündüz; tarla-takın, davar, odun.


Akşam; kahvehane çalıştırdım.


Derken Perşembe oldu.


Bizim evde Cuma günü alınacakların listesi Perşembe akşamı yapılırdı.


Baktım listeye.


Hediye yok.


Orman hazırlığı var.


Bölüklü Yayla´ya gidecektik.


Orman İşletmesi´nin hesabına kırık ağaçlardan odun yapıp satacaktık.


Cuma "eksik görüldü". Cumartesi sabah erkenden yola çıktık. Dedem, babam ve ben.


Dedemin sarı katırı, babamın deli katırı, benim de küçük çakım.


Önümüzde tosunlar, öküzler.


Üç saatte çıktık yaylaya.



Gündüzleri dağlarda odun yapıp, derelerden atıp yollara indirdik. Yemek yaptım. Odun kestim. Katır yükledim. Tomruk yuvarladım.



Akşamları iki yatakta üç kişi yattık. Dedemin ve babamın yatağını birleştirdik. Ortalarına yattım. Orman soğuk olduğundan ikisinin yorganının altına girdim.


Gece "deli" yattığımdan onların üzerini açıyormuşum.


Üç kuşak birlikte yattık.


Bir sabah, hediyemi sordum.


Babam; "Okuduysan kendine okudun. Benden daha ne bekliyorsun?" dedi.


Onun gibi yapmayacağım.


Ama sözünü de yabana atmayacağım.


Kendilerine çalışanlar, başkalarından ödül beklememeli.