Bir süre sonra oturdu.
Sağ tarafına baktı.
Üç güzel kimse gördü.
Sordu:
- Adınız nedir?
Sırayla cevap verdiler:
- Adım akıldır, yerim baş ile beyin arasındadır.
- Adım edep ve hayadır, yerim yüz üzerindedir.
- Adım ilimdir, yerim göğüs içindedir.
- O zaman gelin yerinize girin.
Hepsi bedendeki yerlerini aldılar.
Çok rahatladı.
Sol tarafına baktı.
Üç kötü kişi gördü.
Sordu:
- Sizin adınız nedir, yeriniz neresidir? Hem siz ne uğursuz topluluksunuz.
Sırayla cevap verdiler:
- Adım öfkedir, yerim baş ile beyin arasındadır.
- Orası aklın yeridir. Senin orada yerin yoktur.
- Ben gelince akıl gider.
Diğeri söze girdi:
- Adım açgözlülük, yerim yüzün üzerindedir.
- Yüz edep ve haya yeridir. Senin orada yerin yoktur.
- Ben gelince haya gider.
Üçüncüsü konuştu;
- Adım kıskançlıktır, yerim göğüs içindedir.
- Göğüs içi ilim yeridir. Senin orada yerin yoktur.
- Ben gelince ilim gider.
Bu hikaye; ilk insan, ilk peygamber Hz. Ademin yaratılışı ile ilgilidir.
İşin özeti;
Şüphelenmen şeytan işidir.
İman ise, rahmanidir.
İman gelirse, şeytan gider.
Tersi de var bunun.
Şeytan gelirse, imanın işi zordur.
Sözü eğip-bükmeye gerek yok.
Buradan bakalım kendimize...
Akıl var, öfke yok.
Öfke gelir, akıl gider.
Hırsla kalkan zararla oturur.
Edep ve haya var, açgözlülük yok.
Açgözlülük varsa, edepsizlik ve hayasızlık da var.
Evlerimizin perdesine gösterdiğimiz özeni yüzümüze de gösterelim.
Ar perdemiz yırtılmasın.
Yırtılırsa, söz kar etmez.
Kıskançlık girmişse kalbinize, ne varsa çıkar oradan.
Çillenir, paslanır.
Artık oradan sevgi adını kelimelere bırakır.
Giremez paslı kalbe...
Yüce Mevla cümlemize güzel insan olmayı nasip eylesin.
Amin
Geleneksel iftarlar
Gelenek; toplum bilimi
Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.
Türk Dil Kurumu kelimeyi böyle açıklıyor.
Davetiyeler 'geleneksel' diye basılınca..
Haberler de öyle yapılıyor.
Mübarek Ramazan ayı.
İnsanlar; kaynaşmak için.
Sosyalleşmek için.
İnandığı için.
Sevap için.
Bir bahane bulup imkanları ölçüsünde iftar veriyor.
Özellikle kurumların birçoğu bu konuda duyarlı.
Her Ramazan'ın bilmem kaçıncı günü onlarınmış!
Falan filan...
İyi, hoş, güzel de.
Burada bir yanlış var.
Bunu sosyal aktivite olarak yapacaksanız, başka bir ayda yapın.
Bir de 'geleneksel' kelimesinden bu işler için vazgeçelim.
Çünkü; yapılan işin geleneksel olacak bir tarihi yok.
En önemlisi; gelenek esasından kültür kelimesiyle daha uyumlu oluyor.
Yapılan bir inanç.
Din ile ilgili en büyük sıkıntı zaten burada başlıyor.
İftar; gelenek haline gelince, cenaze hizmetleri de gelenek olur.
Hatta bayramlarda kabir ziyareti ve Kur'an okumak da böyle.
Bu yolun sonu yozlaşmaya çıkar.
Lütfen dikkat!