
(Bkz. Resim-1)
ESKİ YAZ AKŞAMLARI VE ÇAY BAHÇELERİ
Kafeler (Cafe) henüz icat edilmemişken çay bahçelerimiz vardı. Adından da anlaşılacağı üzere sonu bahçeyle bitiyordu. Kış aylarında kapalı, kaderine terkedilmiş, her tarafını ot ve yaprağın kapladığı alanlardı. Yaz aylarında ise genelde bir çınar ağacının gölgesi merkezli, denize, manzaraya nazır yerler tercih edilir. Ağaçtan ağaca çekilen seyyar renkli ampuller, yarı beline kadar beyaz kireçle boyanmış ağaçlar altında ahşap masa sandalyelerden oluşan açık hava dinlenme alanlarıydı. Çay bahçeleri için Türk aile yapısına uygun geliştirilmiş ve tahsis edilmiş açık hava ve eğlence mekanı da diyebiliriz. Çay bahçeleri böyle ortaya çıkmış olsa da, bir takım oturmasını bilmeyen hödüğün buraya yalnız gelip ortamın huzurunun kaçtığını gören bahçe işletmecileri çareyi kapıya Aileye mahsustur ibaresini eklemekte bulmuşlardır. Genelde orta yaş gurubunun vazgeçemediği alanlardır. Güzel sohbetlerin, yerine göre dertlerin masaya yatırılarak paylaşıldığı mekanlardır. Her ne kadar adı çay bahçesi olsada, genelde gazoz ve tost tüketiminin daha çok olduğu aşikardır. Bu yerlerin bazı versiyonların da garsonun sipariş almaya gelmesi bir saati bulduğu gibi sipariş verildikten sonra servisinde bi okadar daha süre almasını o yıllarda yaşayanlar iyi bilir. Zira bu durumdan kimse şikayet etmez, çünkü yaz akşamlarında açık havada yapılan sıcak muhabbetlerle herkes mutlu ve meşguldür

(Bkz. Resim-2)
İnsanlar yalnız, tek başına bir kış gecesinde mutlu olabilirler ama yaz geceleri yalnızlığı sevmezler, o yüzden yaz biraz hüzünlüdür.
Yaz gününün bunaltan sıcağından kurtulup akşamın serinliğinde manzaraya karsı oturursun, çalan şarkıları dinlersin, aşık olsan da olmasan da, mutlu ya da mutsuz olmana bakmazsızın huzurlu bir hüzün ya da hüzünlü bir huzur duyarsın, serinlik hosuna gider, güneşin batışını seyredersin, iskelede denizin sesini dinleyip yakamozu seyretmek paha biçilemez, uykuları erteler yıldızları seyredersin
Gecenin ilerleyen saatlerinde, sohbetin verdiği mutluluk ve haz yerini masaların üzerinde uyuyan çocukları sırtlayıp evin yolunu tutmakla son bulur
İSKELE VE KORDON BOYU
Zonguldak insanının çarşı içinden düz ayak gidip nefes alabileceği en kolay mekandır. Uzun bir dönem Zonguldakın tek ulaşım noktası mekanıdır. Karayolu ve demiryolu ulaşımının henüz olmadığı yıllarda deniz yoluyla yapılan insan ve eşya naklinin rıhtımıdır. Ne zaman bu tarihi mekana gitsem, eski tarihlerde yaşanan antik atmosferi hayal ederim. Doğup büyüdüğüm mahalleye çok yakın olması sebebiyle geçmişte bir çok anımın bu mekanda geçtiğini söyleyebilirim. Sürmen düğün salonunun altındaki rıhtımında, denizin bereketli yıllarında gelip giden motorları seyreder, getirdiğimiz tenekelere balık doldurarak evin yolunu tuttuğumuz günler daha dün gibi
Palamut, torik, kalkan balıklarının kuyruklarına ip bağlanır öyle satılırdı. Çevreye zararlı naylon poşetler henüz icat edilmemişti, çevre dostu kese kağıtları, besinlerin hava almasını sağlayan sepet ve fileler kullanılırdı.

(Bkz. Resim-3)
Liman suyu öyle temiz ve berraktı ki yüzen kefal ve kaya balıkları görünürdü. Kordon boyunun ortasında ahşap iskele bulunur, isteyen iskeleden sandal kiralayıp liman turu atardı. İskelenin olduğu yerde küçük bir kumsal alan vardı, burada denize girer güneşlenirdik. Vilayet binası arkasındaki mini golf sahasında golf oynar, bisiklet kiralayıp kordon boyunda tur atardık
Belediye parkında oturur hoş sohbet güneşin batışını seyrederdik

(Bkz. Resim-4)
İŞ GARANTİ, CADDEDE VOLTA
Çocukluk ve gençlik dönemi yaş guruplarının ortak davranışları vardır. 5 ila 10 yaş gurubunun çocuk parkından çıkmak istemediği, kız çocuklarının evcilik oyunundan vazgeçemediği, 10 ila 15 yaş gurubunun sokaktan içeri girmek istemediği, top peşine koşturduğu, sokak oyunlarından yemek yemeyi unuttuğu. Daha ileriki yaşlarda, ergen gençlerin cadde ve sokaklarda stil saç modelleri ve kıyafetlerle arkadaşlarıyla kol-kola cadde ve kaldırımlarda kız peşine koştukları o yıllar.
Nasıl olsa sosyal devlet geleceğini garanti altında tutacak önlemleri almış, bir maaşla dört çocuk okutulabilen yıllar... Geçmiş yılların Zonguldak çocukları, %80i işçi şehri, haliyle genç nüfusun çoğunluğu da işçi çocuğu. Şanslıydık Anne-Babalarımız EKİ (Ereğli Kömürleri İşletmesi) çalışanı. Sosyal haklar ve olanaklar şirket sayesinde çok iyi. Sinemalar, ekonomalar, spor tesisleri, eğlence, dinlenme ve sosyal tesisler işçi aileleri düşünülerek tesis edilmiş. Sosyal devlet tıkır-tıkır çalışıyor. Karşılığını da alıyor tabi. Karaelmasını veriyor bütün Türkiyeye Zonguldak, üstelik binlerce maden şehidi vererek. Daha çok işçi, kadrolar çoğalıyor. Hedef daha çok üretim. Sanayinin başka dallarına gerek yok, kömürle o kadar meşgulüz ki, başka işle uğraşacak zaman yok
O yıllarda kimin aklına gelirdi ki küreselleşme ve küresel sermaye...
-O da ne?, nerden çıktı yaa!!!
-Kendi kömürünü çıkarıp ne yapacan
-Yarı fiyatına ithal etmek varken. Ben paraya bakarım paraya!...
Yatırım derdi yok, makina derdi yok, devlete ek işletme gideriydi, maliyet hesabıydı hiçbir yükümlülük getirmeden satın almak, temiz iş... Döviz dışarı kömür içeri
Bana ne kardeşim senin işsizliğinden, sosyal ihtiyaçlarından
Zaten sosyalleşmede neymiş, sosyalleşme, sermayenin rahatını bozar.

(Bkz. Resim-5)
Eeee şimdi Zonguldak genci olarak ne yapacaz?... İşimiz de hazırdı. madenci babadan işi oğul devir alıyordu. Bize başka iş öğretmediler ki,. şehirde hangi semt var ise, hangi iş kolu var ise altındaki kömürün adıyla özdeşmiş. Bunun suçlusu biz gençler değiliz. İş verdinizde çalışmadık mı? İşyeri açtınız da başvurmadık mı?
Ekonomalar bitti, neden bitti? Halka maliyet fiyatında ürün satarsan, küresel sermaye nasıl para kazanacak
Sermayeyi zayıflatırsan, halk güçlenir ve rahat yaşar olmaz öyle şeyyy
Kim kabul eder bunu!...
Ne güzeldi bee! pasoyu gösterdik mi giriyorduk sinemaya... Sinemalar bitti, kuru katık, helva, sabun bitti
Dinlenme, spor tesisleri bitti
Kantinlerde ucuz yenilen-içilen tostlar-çaylar bitti
Bitti de gittiii
Caddelerde, kordon boyunda volta atmaya devam... Ama bu sefer durum farklı. Zamanında, gençlik kız tavlamak için volta atıyordu caddelerde, şimdi işsizlikten...
Zonguldak Gazipaşa Caddesi, şehrin ana caddesi, baştan sona tam bin ikiyüz küsür adım
İnanmayan çıksın adımlarını saysın, eskiden adımmatikte yoktu hani
Şimdi var... Beline tak voltala, o saysın
İlk turu etrafa baka-baka gezersin, güzel olur sıkılmazsın, ancak ikinci turdan sonra aynı yüzlerle karşılaşmaya başlayınca, bir sonraki turda bir daha yüz-yüze gelmeme temennisinde bulunursun, üçüncü turda yine aynı yüzleri görünce rahatsız oldun demektir, zaten takip eden günlerde volta atalarken, yine aynı yüzlerle defalarca karşılaşacağın için selam vermeye başlayıp bir zaman sonra ahbap olursun, bu yüzdendir ki Zonguldak ili dışında nerede olursa olsun bir hemşerimizi görünce aha da bu Zonguldaklı diye tanırız
Voltamızı attık yorulduk, gidelim bir yerde oturalım, soluğu iskele ve kordon boyunda alırsın. Harçlığınla yarı aç yarı tok günü geçirmenin tasarrufu içinde, çay ve simite talim edip ufuk çizgisine bakarak geçirirsin. Haa! bu arada ufuk çizgisini de Zonguldak-Ereğli arasında vagonla kömür taşımacılığı için sermayesi denize gömülen, gemi tren feri rıhtımı yüzünden göremezsin zaten

(Bkz. Resim-6)

(Bkz. Resim-7)
İSKELE VE KORDON BOYUNUN TARİHSEL YAPILANMASI
1800 yılı ortalarında Zonguldak denilen yer; Ereğli kazasına bağlı, deniz sahilinde kumsallık alan kenarında Tahta İskelesi olan bir koydur. Tahta İskele çevresinde depolanan kerestelerin, buradan İstanbula Haliç tersanesine gönderilmektedir. Çağın gereği olarak, deniz ulaşımında buhar gücü için gerekli olan "buhar kömürü" daha sonraki yıllarda bu sahillerin yeni yapılanmasında etkili olacaktır.

(Bkz. Resim-8)
1900 başlarında iskele, ahşaptan yapılmış kullanışsız, büyük teknelerin yanaşmasına müsait olmayan bir yapıya sahipti ve bu haliyle 1931 yılında inşa edilen beton iskele yapılıncaya kadar Zonguldaka hizmet verdi.

(Bkz. Resim-9)
(Bkz. Resim-10)Ahşap iskelenin yetersizliği sebebiyle yerine yapılan beton iskele iki kat inşa edildi ve bir vinç monte edilerek şehrin malzeme ihtiyacını karşılamak üzere denizyoluyla gelen çektirme ve teknelerlerin yükleme ve boşaltma ihtiyacını yıllarca karşıladı. Yolcu rıhtımı olarakta çalıştı. İskelenin çevresi 1930lu yıllara kadar iç içe düzensiz, park ve bahçelerin olmadığı bir bölgeydi. İskelenin hemen yanında 1890lı yıllardan 1930lu yıllara kadar Taşıma Bürosu olarak kullanılan bina, onun hemen yanında Sahil Sıhhiye binası ve o yılların en iyi oteli olan İhsaniye Oteli bulunmaktaydı.

(Bkz. Resim-11)
1920li yıllarda bulunan iki otelden birisi iskeleye yakın kıyı bandında bulunuyordu. O günkü koşullara göre denize sıfır noktasında, lüks sayılan bir oteldi. Yeri de şimdiki İsmet İnönü Heykelinin bulunduğu alandaydı, tabi o zaman kordon boyu yok, park yok, taşlık kumluk bir sahildi orası, iskeleyle bügünkü vilayet binası arasındaki alanda bulunan bu otelin adı İhsaniye Oteli idi. Otelin arkasında şehrin zengin ailelerinden Barlıların yaptırdığı Barlı apartmanı ve yanında PTT binası yine şehrin ilk yıllarında yapılan binalar arasındaki yerini aldı.

(Bkz. Resim-12)
İnönü heykeli yapılmadan önce İhsaniye Otelinin bu alanda olduğunu belirtmiştik, arka sırasında bulunan Barlı Apartmanlarının sahipleri bu otelin, görüntülerini engellediğini söylüyorlardı. Daha sonra Mülki İdarecilerle de anlaştılar. Oteli istimlak ettirip yıktırmak istiyorlardı. Hatta Atatürkün heykelini yapma bahanesiyle; vilayet, oteli istimlak etmek istedi. Atatürke telgraf çektiler. Atatürkün cevabı Benim heykelimi başka yere koyun. Vatandaşı taciz etmeyin. olunca istimlak olayı durduruldu. Ama Atatürkün ölümünden sonra, bu defa aynı çevreler İnönünün heykelini yapmak için girişimleri yenilediler. Bunun üzerine otelin sahipleri de İnönü Heykelinin dikilmesine kendi gönülleriyle izin verdiler. Böylece istimlak gerçekleşti ve otel yıkıldı. Sonra da oraya İnönü Heykeli yapıldı (1946). Heykelin bulunduğu alan çevre düzenlemesiyle birlikte çocuk bahçesi, Belediye parkı olarak düzenlendi.

(Bkz. Resim-13)

(Bkz. Resim-14)
1957 senesinde yeni Zonguldak limanı ve tesislerinin hizmete girmesinden sonra, Gazipaşa caddesinden eski limana giden demiryolu hattı sökülerek, şehirde yeni çevre düzenlemesine de gidildi. İskele ve kordon boyunda denize dik olan beton duvara ilaveten deniz doldurularak beton kordon boyu ilave edildi. Belediye çay bahçesi arazisinde olan tarihi ve mimarisiyle göz kamaştıran Sahil Sıhhiye binası yıkıldı ve arazi park alanına dahil edildi.

(Bkz. Resim-15)
Tarihi beton iskelenin üzerine belediye tarafından lokanta ve düğün salonu kullanım amaçlı yapı inşa edilmiş, ilk işletmecisi Halit Sürmenden ismini alarak, hafızalarda Sürmen Düğün Salonu olarak kalmıştır. 2001 yılında kentin kayıpları arasındaki yerini almış ve hatıralarıyla birlikte yıkılmıştır.

(Bkz. Resim-16)

(Bkz. Resim-17)
Yardımcı kaynaklar
Zonguldak Nostalji
zonguldaknostalji.com