Bedevinin biri, çölde kendiliğinden biten bir yemiş bulmuş.

Daha önce hiç görmemiş.

Adını bilmez.

Yenip-yenmediğini bilmez.

Zararını-yararını da bilmez.

Düşünür.

- Bunu daha önce hiç görmedim. Az bulunduğuna göre değerli bir şey olmalı. O zaman padişaha götüreyim. Bunun değerini o bilir.

Çıkar padişahın huzuruna…

Uzatır yemişi…

- Size bunu getirdim.

Vezirler müdahale edecek olur.

Padişah, onları bir bakışla durdurur.

Adama bir kese altın verir.

Bedevi huzurdan ayrılır.

Adam ne getirmiş?

Su yüzü görmemiş.

Onun için yenilmeyecek kadar acı…

Doğru gelişmemiş.

Eğri-büğrü birkaç hıyar getirmiş.

Bir kese altını almış.

Vezirler, padişaha bunun hikmetini sorarlar.

Padişah anlatır.

- Bu fakir daha önce hiç salatalık görmemiş. Salatalığı çok değerli bir şey zannetmiş. Bize layık görmüş. Onun için getirmiş. Bilmez ki, bizim salatalık bahçemiz olduğunu… O bizim padişahlığımıza güvenip gelmiş. Onu boş çevirmek bizim padişahlığımıza yakışmaz. Değersiz salatalıklara verdiğimiz bir kese altın onu kurtarır. Bizden bir şey eksilmez. Hatta bu durum bizim padişahlığımızı yüceltir. Onun gönlünde yerimiz genişler…

[*] [*] [*] [*]

Seçimden seçime gelenlere…

Milletin oyunu alıp seçilenlere…

Makama oturup bir daha kalmayacakmış gibi yerleşenlere…

Bakıyorum.

Lüks arabalara biniyorlar.

Ankara-Zonguldak gidip-geliyorlar.

Her buldukları kalabalığa konuşuyorlar.

Dinliyorum.

Korumaları var, korunuyorlar.

Danışmanları var, danışıyorlar.

Nalıncı keseri gibi yonuyorlar.

İzliyorum.

Yol, su, elektrik hak getire…

Bize hizmetleri kim bitire…

Ne gerek var, bunca kibre…

Görüyorum.

Gelene merhaba, gidene güle güle…

Zonguldak rezil oldu ele güne…

İnsanlar seçti bunları bile bile…

Sevmiyorum.

Makamlara geçip yerleştiler.

Çay söyleyip, kahve içtiler.

Bu rahat bitmeyecek zannedip kendilerinden geçtiler.

Üzülüyorum.

Yollarımız perişan, esnafımız dertli.

Emeklimiz, öğrencimiz kederli.

Karabulut gibi çöktüler üzerimize bunlar nereli…

Bilmiyorum.

Anası-atasını tanımayanı danışman seçtiler.

Akılsız insanları baş tacı ettiler.

Yetmedi, her gün fotoğraf çektiler.

Gülüyorum.

Bu makamların da bir sahibi var.

Zamanı gelince elinizden alacaklar.

Yalakalar yüzünüze bile bakmayacaklar.

Eh…

Bunu sizde biliyorsunuzdur.

[*] [*] [*] [*]

Şöyle yapalım…

Yapılanlar yanlış.

Hatalı.

Maksatlı.

Kötü.

Hak var, hukuk var.

Bizim milletimizde de insaf var.

Gelin hatadan dönelim.

Bu millete kendimizi affettirelim.

İnsan olmanız önemlidir.

Millete gitmeniz önemlidir.

Tıpkı hikayemizdeki gibi…

Bir hıyar sahibi gidin padişahınıza…

Af dileyin.

Millet affeder.

Yeniden hizmet edin.

Zonguldak’ın daha fazla zamanını çalmayın.

İsterseniz hemen başlayın.

İsterseniz biraz daha bekleyin.

İsterseniz bildiğiniz yolda devam edin.

Şunu bilin;

Bizim milletimiz padişah gönüllüdür.

Sever…

Affeder…

Milletliğinden bir şey kaybetmez.

Yeter ki, siz doğru yere sığının.

Bu arada; sizin özrünüzün de bir kıymeti yoktur.

Bilesiniz