Manzaralarda hayırlısıyla 40&[#]8217;ı bulduk.


Bu aynı zamanda 50&[#]8217;ye merdiven dayadığımızın ve 100&[#]8217;e doğru yol aldığımızın müjdecisidir.


Bıkmadan usanmadan yazmaya, hataları göstermeye, yoldan çıkanları yola getirmeye gayret ediyoruz.


Yerelde gazeteciliğin daha iyi, düzgün, etkili ve kaliteli yapılabilmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz.


10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ile ilgili önceki yazımıza sığmayan bazı konular vardı.


Onları da bugünkü yazımızda ele alalım.


Bu konulardan biri Belediye Başkanımızın gazetecilerin ekonomik durumlarında eskiye nazaran düzelme olduğunu söylemesiydi.


Bunu neye göre söyledi bilmiyoruz ama yanlış söylemiş.


10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü konulu yazımda gazetecilerin asgari ücrete talim ettiklerini, yani açlık ve yoksulluk sınırı altında maaş aldıklarını belirtmiştim.


Biz ne diyoruz, Başkan Akın ne diyor?


Ekonomik durumu iyi olan gazeteciler var ama bunlar yaygın basında.


Yerel basında da bulunuyorsa da onlar da daha önce de dediğim gibi kafayı çalıştırıp iki numara kep giyenlerdir.


Yerelde gazetecilerin ekonomik anlamda yaşadıkları zorlukları aslında başkanımızın biliyor olması lazım.


Sadece abone ve reklam gibi destekler için kapısını aşındıran gazetecilerin sayısının yüksek olması bile bu mesleğin ekonomik olarak ne durumda olduğunu göstermiyor mu?


Gazetecilerin çoğu asgari ücret alıyor. Bu bile başlı başına bir ekonomik sıkıntı göstergesi.


Gazetecilik daha çok gönül işi olduğu için eskiden bu işi karın tokluğuna yapanlar vardı.


Eskiye nazaran iyileşme var derken başkan Akın bunu mu kastetti acaba?


Gazeteciliği severek yapan bu kişiler eskiden çoktu ve az parayla çalışıyorlardı.


Şimdi bunların asgari ücret alması durumlarının ekonomik olarak iyi olduğunu göstermez ki.


Kaldı ki asgari ücretin daha da altında (400 veya 500 TL gibi) maaş alanlar da var.


Bu arada asgari ücretin kısa bir süre önce yapılan 30 TL&[#]8217;lik zamla 630 TL olduğunu da belirteyim ki bilmeyenler de öğrenmiş olsunlar.


Diğer konu Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Secaattin Aykan&[#]8217;ın gazetemize yaptığı ziyaretti.


Gerçi bu ziyaretin Çalışan Gazeteciler Günü ile doğrudan bir ilgisi yoktu.


Göreve başlayalı 1,5 ay olan Müdür Aykan, iade-i ziyaretlere başlamıştı ki, basına yapılan ziyaretler Çalışan Gazeteciler Günü ile aynı ana rastlayınca yeni müdürümüz bir taşla iki kuş vurmuş oldu.


Sayın Aykan ile yaklaşık 1,5 saat sohbet ettik.


Resmi ilan alan günlük gazetelerin (6 tane) durumunu, meslekte yaşanan sorunları konuştuk.


Gazetelerin sadece resmi ilan mevzuatına değil mevzuatla birlikte basın meslek ilkelerine de uyması gerektiği konusunun üzerinde durduk.


Müdür Aykan henüz daha basını tanıma aşamasında.


Gazetelere yaptığı ziyaretler bu konuda mesafe almasını sağlayacak.


Sayın Aykan gazeteleri ve gazetecileri ne kadar çok tanırsa o kadar iyi.


Gelelim bir başka konuya.


Düne kadar birbirine küfür edenler, birbirlerine ağza alınmayacak hakaretler yapanlar ve bir daha yüz yüze bakamayacak durumda olanları bugün birlikte görüyoruz.


Bu acıklı tablo karşısında gözlerimiz yaşarıyor.


Dün dündür bugün bu gündür zihniyetini topluma aşılayan emekli politikacımızın kulakları çınlasın.


Bunları bir araya getiren şeyin adı nedir dersiniz?


Çıkar, menfaat hesapları mı? Korku mu? Yoksa başka bir şey mi?


Bu şekilde davranan kişilerde ne mide varmış.


Tabi bu konular karakterle ilgili ve bu da başlı başına bir yazı konusu.


Bu konuya ileride ayrıca gireceğim.


Biraz da yazarlıktan söz edelim. Yazarlık meraklısı olan özellikle bazı yeni yetmelere halen daha köşe yazarlığının kurallarını öğretemedim.


Bunlara belli bir yazı gününüz olsun, o zamanlarda düzenli yazın diyorum ama nafile.


Yine bildiklerini yapıyorlar.


Hadi bırakın bizi, Pusula&[#]8217;yı örnek almak zorlarına gidiyor diyelim.


İyi de be kardeşim ulusal basını da mı takip etmiyorsunuz.


Etmemişler. Etselerdi yazarların yazı günleri olduğunu görürlerdi.


Konu bulunca, ilham gelince, canları isteyince, keyifleri gelince, birisi eleştirince veya takılınca yazmak yazarlık mıdır?


Usül diye bir şey var. Yazarların yazı günü olur.


Bu günler kimi yazar için her gün, kimisi için (benim gibi) gün aşırı, kimisi için haftada bir, kimisi için de haftada 4 ya da 5gündür.


Kendinize bir yazı günü veya günleri belirleyin.


Ona göre okurlarınız da sizi daha kolay takip edebilsin.


Konu bulunca, canı isteyince, eleştiri alınca yazan birisi sıkıştıkça &[#]8220;senin hakkında bir şey biliyorum, açıklarım ha&[#]8221; diyor.


Çocuk aklı sıra tehdit ediyor.


Güya hakkındaki yazılar devam ederse açıklayacak.


Duyan da bir şey var sanır. Hadi açıkla da görelim. Açıklamazsan namertsin.


Bu şahıs bizim dernek olayından da son derece rahatsız olmuş.


Bizim üç kişiyle çelenk sunduğumuzu yazmış.


Oturduğu yerden doğru iyi sallamış. Bu sallamanın çıktığı gün bizim gazetede yer alan &[#]8220;Çalışan Gazeteciler Günü Hatırası&[#]8221; başlıklı haberin fotoğrafında tam 9 kişi var.


Tam gününde çıkan bu haber bu şahsa tokat gibi cevap olmuş.


Bir de bunlar Çalışan Gazeteciler Günü&[#]8217;nde toplanıp Vali&[#]8217;yi ziyaret etmişler.


İsterlerse Cumhurbaşkanını ziyaret etsinler, benim için hiçbir şey ifade etmiyor.


İbrahim Balıkçı arkadaşımızın dikkatini çekmiş.


Diyor ki; Gazeteciler Günü&[#]8217;nde gazeteciler Vali&[#]8217;yi değil, Vali&[#]8217;nin gazetecileri ziyaret etmesi gerekir. Bu arkadaşlar bir ilke imza atmışlar. Kendilerini kutluyorum.


Bir de Vali Bey kendilerini kabul ettiği için teşekkür ede ede bir kalmışlar.


Bize nispet yapmak için şekilden şekile giriyorlar, komik durumlara düşüyorlar.


Vali Bey&[#]8217;in gazetecileri, özellikle derneklerini kabul etmesinden daha doğal ve normal bir şey olamaz.


10 Ocak Gazeteciler Günü&[#]8217;nde iki tane gasteci derneği Vali&[#]8217;yi ziyaret etmek isteyecek de kabul edilmeyecek mi?


Dolayısıyla bunda abartılacak, teşekkür üzerine teşekkür edilecek ne var anlayamadık.


Balıkçı iyi yakalamış. O bunları kutlarken ben de onu kutluyorum.


Yazı günü belli olmayan, yazıları bir yerlerden doğru göçe göçe gelen bir zat da kitap yazmaktan söz etmiş.


Yazı, benim bir yıl önce yazdığım yazıya çok benziyor.


Sanki hık demiş burnundan düşmüş.


Hatırlarsanız ben de gazetecilik anılarımı bir kitapta toplayacağımı belirtmiş, bu kitabın yerel basın için önemli kaynak olacağını ifade etmiştim.


Bu şahıs baktı, benim kitabın çıkacağı yok, bari ben çıkarayım dedi herhalde.


İnsanlara esin kaynağı olmak, fikir vermek güzel bir şey.


Siz taklitlerimden sakının. Bunlar beni izlemeye devam etsinler, daha öğrenecekleri çok şey var. Diğeri de zaten benim daha önce kendisine benzer insanlar için kullandığım &[#]8220;bastığı yerde ot bitmez&[#]8221; gibi ifadeleri kullanıyor.


Mevkute tabiri de benim çok sık kullandığım bir tabirdir.


Hatta yazılarında benden başka kullanan yoktur. Bunlar ona da balıklama atladılar.


Öyle kolay yazar olunmuyor, bu işler kadın kılığına girip sahneye çıkmaya benzemiyor işte.


Bilgi ve kelime hazneniz kuvvetli olacak.


Bunlar uzun süre mevkutelerinde benim ürettiğim sloganları kullandılar.


Birkaç defa yüzerline vurdum, herhalde utanmış olacaklar ki sonunda vazgeçtiler.


Şimdi kendileri slogan niyetine bir şeyler koyuyorlar ama o da slogandan başka her şeye benziyor.


Daha çok masalı andırıyor.


Bir de Türkçe&[#]8217;ye dikkat etseler. CHP&[#]8217;nin yemek haberini verirken İnkumu&[#]8217;nun ayracını yanlış yerden koymuşlar.


İnkumun&[#]8217;da demişler, doğrusu İnkumu&[#]8217;nda olacak.


Bir de Basın Müdürü, gazetemizi inceledi, başarılar diledi demişler.


Dua etsinler de fazla incelemesin. Neler çıkar neler.


Resimde arka fonda görünen ciltler de pek güzel görünüyor.


Bunlar trilyonluk vergi cezası nedeniyle kapanan Ekspres gazetesinin ciltlerine ne kadar çok benziyor.