Ergenekon Davası sürecinde Samanyolu Yayın Grubunun dilini hatırlıyor musunuz?
O nasıl bir
dildi? Operasyonları, yargıyı, hükümeti öven, emekli ve muvazzaf askerleri
suçlayan, gazetecileri terör örgütü üyesi olmakla suçlayan bir anlayış.
Bugün aynı
şeyler kendi başlarına geldiğinde; hukuksuzluktan, basın özgürlüğünden,
demokrasiden söz eden bir anlayış.
Sahi, dini bir
tarikatta demokrasi nasıl olur?
Tarikat
liderinin her söylediği doğru kabul edilmez mi?
Mesela, Hizmet Hareketi içinde Fethullah
Güleni açıkça eleştirebilen biri, yapı içinde kalabilir mi?
O halde Hüseyin
Gülerce neden dışlandı?
Hizmet ise,
hizmet edeceksin.
Dini hareketsen,
dini eğitim vereceksin.
Eğitim
hareketiysen, eğitim vereceksin.
Hem polis, hem
hakim, hem savcı, hem asker, hem politikacı, hem eğitimci, hem dershaneci olup,
Hepsi benim dersen, başına geleni
çekeceksin.
Kıssadan Hisse: Cennet
Yolları oldukça
uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar,
susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı,
ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden
berrak bir su akıyormuş. Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş: İyi günler
İyi günler diye yanıt vermiş bekçi.
Burası harika bir yer, adı ne?
Burası cennet
Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok susadık.
İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz demiş bekçi ve
eliyle çeşmeyi göstermiş.
Atımla, köpeğim de susadılar.
Kusura bakmayın demiş bekçi:
Buraya hayvanlar giremez.
Yolcu çok
üzülmüş, çok susamış, ama suyu tek başına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür
edip yoluna devam etmiş. Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski
görünümlü küçük bir kapıya varmışlar, kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola
açılıyormuş. Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi
yatan bir adam varmış.
İyi günler demiş yolcu.
Adam başını
sallamış.
Atım, köpeğim ve ben çok susadık.
Şurada tasların arasında bir pınar var diyen adam,
eliyle orayı işaret etmiş: İstediğiniz
kadar su içebilirsiniz.
Yolcu, atı ve
köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler.
Yolcu bekçiye teşekkür
etmiş.
İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz demiş bekçi.
Buranın adı ne?
Cennet
Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının
cennet olduğunu söyledi.
Orası cennet değil, cehennemdi.
Yolcunun aklı
karışmış: Sizin adınızı kullanmalarına
niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!
Bekçi: Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir
iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor
çünkü
Günün Fıkrası: Fadime, feminist olursa
Dünya
Feministler Kongresinde konuşmacılar görüş belirtmektedir. Amerikalı bir hanım
şöyle der: Ben iyi bir şirketin genel
müdürüyüm. Artık alışveriş yapmaktan bıktım. Kocama bundan sonra alışverişleri
sen yap dedim. Baktım, birinci gün oralı olmadı, ikinci gün oralı olmadı,
üçüncü gün yaptı...
Alman konuşmacı:
Ben iyi bir şirkette üst düzey
yöneticiyim. Bir gün kocama, ben artık bulaşıkla ilgilenmekten bıktım, biraz
da sen yıka dedim. Birinci gün yapmadı, ikinci gün yapmadı, baktım üçüncü gün
yapmış...
Fadime, kürsüye
çıkmış: Ben kendimi bildim bileli temizlikçiyim.
Geçen gün Temel´e, ben artık çamaşır yıkamaktan mahvoldum, biraz da sen yıka
dedim. Birinci gün göremedim, ikinci gün göremedim, üçüncü gün gözüm yavaş
yavaş görmeye başladı...
Günün Sözü:
Hedefi balık
yakalamak olmayan insanların, çok güzel ağlara sahip olmaları netice
vermez.
İsmet Özel