Sabah günün ilk ışıklarıyla uyanır.
Önce ocağı yakar.
Hemen büyük tencerelerinin birine çorba yapar.
Un çorbası...
Mancar çorbası...
Fazlaca çeşit yok.
Ardından; inekleri, keçileri, koyunları sağar.
Sütleri süzüp pişmesi için ocağa koyar.
Bu arada çoluk-çocuğu uyandırır.
Hepsi doğru sofraya...
Çorbalar içilir.
Hepsi bu kadar.
Oğlan yer, oyuna gider.
Çoban yer, koyuna gider.
Bu arada süt pişer.
Peynir, yoğurt, tereyağı, çökelek vs.
Ne yapılacaksa, ona göre hazırlığı yapılır.
Sütün tenceresi ocaktan ininceye kadar, sabah sofrasının bulaşıkları yıkanır.
Çobana azık hazırlanır.
Öğle vakti yenecek yemeğin malzemesi hazırlanır.
Süt tenceresi ocaktan iner inmez, yemek kazanı ocağa konur.
Ekmek.
Yemekler pişerken, ev-bark toplanır.
Temizlenir.
Yataklar toplanıp katlanır.
İstif edilir.
Son olarak ev baştan aşağı süpürülür.
Tarla yakınsa, iyi.
İmece de yoksa, daha da iyi.
İmeceyi doyurmak zordur.
Kişi sayısı artar.
Arttıkça, yemek kazanı büyür.
Bu rakam, 30-40'ları bulur, zaman zaman.
Tarla uzaksa.
Yandı gülüm keten helva...
Kocaman bir çit (sepetin büyüğü) bulacaksın.
Kazanları dibine yerleştireceksin.
Ekmeği, kaşıkları üzerine.
Yüklen sırtına.
İşe göre.
Ya kazmayı omuzlarsın, orağı beline takarsın.
Düş bakalım yola.
Daha güneş tepeden yeni çıkmaya başlamıştır.
Hele birde beşikte çocuk varsa...
Çile daha da büyük.
Emzir, altını temizle, onu da kucağına ya da sırtına al.
Yürüyen çocuklar nimettir!
Gün boyu çocuk bak, yemek koy, bulaşık yıka.
Yetmez, birde imece ile birlikte çalış.
Akşama kadar çile bitmez.
Akşam dön eve.
Sırtında yükün azsa, birkaç çalı yüklen.
Sabah ateş tutuşturmaya yarar.
Gel eve.
Davarları sağ.
Akşam yemeğini hazırla.
Yarına hazırlık yap.
Sonra da camiye git.
Kusura bakmayın.
Kadınlar camiye gidemez.
Vakit yok ki, ne ara gidecekler.
Bunca zahmete katlanan kadın, zaten doğrudan cennete gider.
İnşallah.
Cennet anaların ayağı altındaysa, bundan olsa gerek.
Hayvanlar oruç tutmaz.
Hocanın saf bir hanımı vardır.
Cami de vaaz ederken konu oraya gelir.
Dertlenir.
- Şu Hoca var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek?
- Diyeceksiniz ki, senin hanım çok mu saf?
- Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki.
Öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, evden çıktım. Ayakkabılarımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlıyordu. Birden feryadı bastı.
- Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?
Hemen ayakkabılarımı çıkardım mutfağa koştum.
Baktım, mutfakta bir şey yok.
- Hanım, yangın alarmı verir gibi ne bağırıyorsun?
- Görmüyor musun kediyi?
- Görüyorum, kediye ne olmuş?
- Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor.
- Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? Ne kadar pide istersen alır getiririm.
- İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum.
- İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz.
İşin hikayesi.
Tutan, tutabildiğine sevinsin.
Tutamayan, sevabı kaçırdığına üzülsün.
Allah hepimizi affetsin.
Amin.