Pusula’da yayınlanan haberin özeti şöyleydi: 
"Zonguldak Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Osman Köksal Bahar’a karşı 2022 yılında hukuk mücadelesi başlatan Mustafa Çınar, Vali Osman Hacıbektaşoğlu'ndan defalarca randevu istemesine rağmen kendisine dönüş yapılmadığını söyledi. Hukuk mücadelesinde hiçbir sonuca ulaşamadığını belirten ve Vali Hacıbektaşoğlu ile görüşemeyen Mustafa Çınar, 'Trabzon Valisine mi gideyim, kamuoyuna mı sesleneyim? O makamda ben ve ailem için yoksanız, kimin için varsınız?' diye isyan etti."
Mustafa Çınar adlı Zonguldaklı, Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu ile görüşememiş!
Defalarca randevu istemiş!
Sosyal medyadan yazmış!
Haberlerin altına yorum yapmış!
Yine ulaşamamış!
Sonunda isyan etmiş!
“Trabzon Valisine mi gideyim?” demiş!
Aslında burada, Vali Osman Hacıbektaşoğlu’nun "Trabzonlu" oluşuna vurgu yapıyor!
Olayın muhatabı, Zonguldak Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Osman Köksal Bahar da "Trabzonlu" olunca...
“Acaba burada bir Trabzonlu dayanışması mı var?” diye düşünüyor!
Zonguldak Şoförler ve Otomobilciler Odası’nın yediemin işi karışık!
Orada bir yolsuzluk-usulsüzlük olduğu kesin!
Ama kolluk gücü oraya bir el atsa...
Hukuk işin temeline inse...
Neler çıkacak?
Mağdurların büyük çoğunluğu gariban Zonguldaklılar...
Hot-zort ederek araçlarına el konulmuş!
Başka yediemin depolarına satılmış!
Araçlar kaybolmuş!
Zonguldak’ın Valisi "Trabzonlu", Milletvekilleri "Trabzonlu/Rizeli", Belediye Başkanı "Trabzonlu", İl Başkanları "Trabzonlu", Oda Başkanları "Trabzonlu" olunca, Zonguldak insanı kendisini sahipsiz hissediyor.
Yediemin deposunda aracı kaybolan bir vatandaş, Valiye derdini anlatamayacak da kime anlatacak?
Köyünden-toprağından silah zoruyla kopartılan, zorla madenlerde çalıştırılan Zonguldaklılar, devletten korkar.
O yüzden kentteki siyaset, ticaret, sivil toplum kuruluşları, basın kuruluşları; kente dışarıdan göç edenlerin eline geçmiş!
Bu düzenin yanlış olduğunu vurgulayan bizim gibi insanlar, hemen “şovenist” olarak yaftalanıyor!
Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu makamında devletin kömürünü çalan, vergisini ödemeyen, sigortasını ödemeyen, devletin "vergi yüzsüzü" diye açıkladığı insanları ağırlıyor, onlarla samimi pozlar veriyor!
Yediemin deposundan aracı çalınan, satılan, hiç edilen bir "Zonguldaklı" ile görüşmüyor!
Mesele, Mustafa Çınar değil.
Mesele, Mustafa Çınar’ın arabası değil.
Mesele, Zonguldak insanının sahipsizliği...
Zonguldak insanının, Zonguldak’ta kendisini yalnız ve sahipsiz hissetmesi...
Bu insanlar, köylerinde tarım yapıyorlardı.
Siz, bu insanları jandarma zoruyla toplayıp madene soktunuz!
Ürettikleri kömür ile bu ülkeye ışık olan, madene 5 bin şehit veren insanlara şimdi ihtiyaç duymuyorsunuz!
Şimdi “Gidin köyünüze, bakın işinize” diyorsunuz!
İşimiz Zonguldak...
Gücümüz Zonguldak...
Devlet, Zonguldak’a dışarıdan gelip Zonguldak insanını soyanlara değil, bu ülkeye ışık olmak için can veren Zonguldaklıların çocuklarına sahip çıkmalı...

Bu kadına çocuk emanet edilir mi?

İçinden çay geçen ilçeden bomba bir haber geldi!
Ama biliyorsunuz, biz böyle haberleri haber şeklinde vermiyoruz.
Olayın kahramanları, kahramanların aileleri, çocukları zarar görmesin istiyoruz.
Ama bu rezilliklerin duyulmasını, resmi kurumların görevini yapmasını, herkesin kendine çeki düzen vermesini bekliyoruz.
Bu kez bambaşka bir konu var karşımızda!
Devletin resmi kurumunda çalışan iki çocuklu bir kadının başrolde oynadığı filmin senaryosunu paylaşacağız sizlerle!
Kadın, henüz 35 yaşında!
Ama galiba kişilik bozukluğu var!
Çocuğuna ders verdirmek için anlaştığı 68 yaşındaki emekli öğretmenle aşk yaşıyor!
Adam, kendini kredi kartı gibi görüyor!
Kadın, adamın kredi kartını Trendyol’a bağlamış!
Emekli öğretmen kadına, kadın kredi kartına asılıyor!
Ama sadece bu adam olsa iyi!
Kadının araba hayali var!
Önce ehliyet alması lazım!
Sürücü kursuna gitti!
Orada evli biriyle aşk yaşamaya başladı!
Şimdi kendisine araba aldıracak birini bulmaya çalışıyor!
Bütün tuşlara basıyor!
Konunun bizi ilgilendiren bölümü...
Bu kadının iki çocuğu var!
Ve çalıştığı kurumda devletimiz, bu kadına çocukları emanet ediyor!
Ayrıldığı kocası da mağdur!
Çocuklar için nafaka ödüyor!
Ama kadın, parayı çocuklarına değil, araba sevdasına harcıyor!
Emekli öğretmene ne demeli?
Ya sürücü kursuna!
İnsanlar, ailelerini nasıl gönderecekler bu kursa?
Sen, kursa gelen kadını al, Galatasaray maçına götür!
Üsküdar’da üç harfli bir otelde kal!

Belediyenin iş makineleri...

Elmas TV Genel Müdürü Akın Kavi’nin, Terakki Mahallesi Gültekin Kızılışık Sokak’taki evi yandı ya!
Belediyenin bütün iş makineleri orada!
Ara ara gidip hafriyat işi yapıyorlardı!
Bu sefer yangından arta kalanları temizlemişler!
Ama o sırada biraz alan genişletme işi de olmuş tabi!
Akın Kavi’nin amcaları olaya müdahale etmiş!
Ortalık karışmış!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Akın Kavi’yi belediyeye işe alsın!
Fen İşleri Müdürü yapsın!
İş makinelerini daha rahat kullansın!

Kıssadan Hisse: Kara duvar...

Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylasan iki yaşlı adam, aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark, biri cam kenarında, diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam, her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.
"Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu, iki salıncak boş, dünkü sevgililer yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya başladılar, el ele tutuştular, ne kadar da birbirlerine yakışıyorlar. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış, her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar ne güzel de suya dalıyorlar, bugünkü yemeklerini arıyorlar."
Günler böyle geçip gidiyordu, ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar... O anda duvar kenarındaki adam, düğmeye bassa, kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artık görebilirdi de, işte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi ama o, bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu.
Ertesi gün hastabakıcılar, ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler. İşte o, günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.
Başını kaldırdı ve pencereden baktı, gördüğüne inanamadı…
Sadece simsiyah bir duvar vardı.

Günün Fıkrası: General Elektric...

Temel, askere gitmiş... Uygun adım yürümeyi, selam çakmayı öğrenip, cezadan kurtulmak için çok çalışmış, sonunda da başarmış.  
Herkes memnun olmuş ama dikkatlerini çekmiş. Temel, iki de bir yemekhanedeki buzdolabının önünden geçerken, selam çakıyormuş.
Bir gün dayanamayıp sormuşlar:  
"Ula Temel, öğrendin bu işi artık. Ne diye talime devam edip duruyorsun?"
Temel, bakmış, bakmış, sonra da, "Ne talimi haçan, 'General Electric, yazıyor. Ola içindedur, neme lazım, ceza yemekten iyidir" demiş.