Pusula Gazetesi, yayın hayatında 11 yılı devirdi, 12'nci yıla adım attı.

Bunun bir de Pusula Dergisi yılları var!

Neler gördük, neler?

Pusula, yön saptamak için kullanılan bir aletin adıdır.

Ama Zonguldak özelinde Pusula, bir mücadelenin adıdır.

Pusula, bu toprağın sesidir.

Bu toprağın sesini kesmek isteyenler, önce bizim sesimizi kısmaya çalışıyorlar.

Bugün; devletten çalarak, hazine arazisi işgal ederek, tefecilik yaparak, yetim hakkı yiyerek servet yapan çevreler, Pusula'yı bitirmek için uğraşıyorlar.

Kanımızın son damlasına kadar Zonguldak mücadelesini sürdüreceğiz.

Öyle asmayla-kesmeyle, sövmeyle-dövmeyle, şovenizmle bu işlerin olmayacağını herhalde görmüşsünüzdür.

Zonguldak'la ilgisi olmayan insanlara; Zonguldak insanını ezdirmeyeceğiz, soydurmayacağız.

Bu kente, havasına, suyuna, taşına, toprağına sahip çıkacağız.

Bizim Zonguldak'tan başka gidecek yerimiz yok.

O nedenle birinci önceliğimiz, Zonguldak...

"Kendini değil, kentini düşünen gazete" diye boşuna söylemedik biz.

Artık hem kendimizi, hem de kentimizi düşüneceğiz.

Kısa bir geçiş sürecinin ardından çok daha hareketli bir yayın anlayışımız olacak.

İnternet sitemizi daha da büyüteceğiz.

Gazetemizin bugünlere gelmesinde emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma ve desteğini esirgemeyen dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Hep birlikte...

Nice mutlu yıllara...

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

şairliğimden utanırım...

Devrek Bölge Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Gazeteci-Şair-Yazar İbrahim Tığ'ın, Kaynak Yayınları arasından çıkan yeni kitabı, "Kiraz Aldım Dikmeden/Devrek Türküleri" okurlarıyla buluştu.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Devrek Atatürk Kültür Merkezi'nde, söyleşi, konser ve imza günü düzenledi.

İmza gününün onur konuğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman'dı.

Yargıtay 3'üncü Daire Başkanlığı Hakimi Enis Sivişoğlu, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı H. Hakan Yağız da bu özel günde aramızdaydı. Katılım yüksekti.

Ünlü şairimiz Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Türküler Dolusu" şiirinde dediği kadar güzel bir gündü.

"Şairim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,

Ayak seslerinden tanırım.

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

Şairliğimden utanırım..."

Yöre insanının nakış nakış işlediği, yıllar boyunca söylediği unutulmaya yüz tütmüş o güzelim türküler, bir kitap olarak çıktı karşımıza...

Şiirler, türküler ve söyleşi harikaydı.

Ama en güzeli, konuklarımızla birlikte okuduğumuz şiirler, söylediğimiz türküler ve Celal Telci Ağabeyimizle çektiğimiz enfiyelerdi!

Bize bu güzel günü yaşattığı için İbrahim Tığ'a, bu güzel günü onurlandırdığı için Ankara Cumhuriyet Başsavcımız Yüksel Kocaman başta olmak üzere tüm konuklara teşekkür ediyoruz...

Türkü tadında yaşamınız olsun...

Kıssadan Hisse: Koyunun küçüğü!

Köyün zenginlerinden birisi, oğluna kırk gün kırk gece düğün yapacağını ve düğüne gelen herkesi de memnun edeceğini söyler. Köyün ileri gelenlerinden yaşlı adamsa, "Her zaman, huzursuzluk çıkaran memnuniyetsiz birileri çıkar" der.

Zengin adamsa, "Ben memnun edeceğim" demiş ve düğün başlamış. Düğüne gelen herkese her gün birer koyun veriliyormuş. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün derken, ufak tefek çelimsiz bir adam, herkesin duyacağı bir şekilde, "Ne bu ya! Her gün koyunun küçüğü bana geliyor" diyerek memnuniyetsizliğini dile getirmiş.

Günün Fıkrası: Dilenci!

Adamın biri, dilenciye beş lira verir.

Dilenci, parayı alır, ama adama sitemle sorar:

"Yahu, sen iki yıl önce bana hep yirmi lira verirdin. Geçtiğimiz yıl on liraya düşürdün, şimdi de beş lira veriyorsun, neden?"

Adam, "İki sene önce evlendim, bu sene de çocuğum oldu. Durum bundan ibaret" deyince, dilenci, "Vaay, demek benim paramla ev geçindiriyorsun" demiş.

Günün Sözü:

"İyilerle gezersen, alırsın mertebe; kötülerle gezersen, dönersin merkebe..."

Mevlana Celaleddin-i Rumi