Genç ölümü.
En zor olanı.
Aslında hepsi aynı.
Gençlere ölümü yakıştıramadığımızdan acı.
Bakana göre değişiyor.
[*] [*] [*]
Hepimiz üzüntülü.
Gözlerimiz yaşlı.
Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.
Başlar eğik.
Erkeklerin başları daha eğik.
´Erkek adam ağlamaz´ ya, ondan.
Halbuki biz kana bularız dünyayı.
Ölürüz, öldürürüz aşkımızdan.
Çok şiddetli(!) severiz.
Ferhat olur dağları deleriz.
Mecnun olur çöllerde gezeriz.
Öylesine severiz.
Ammaaaa!
Sevdiğimizi söyleyemeyiz.
Bir dal çiçek alamayız elimize.
Yakıştıramayız kendimize.
Göstermeyiz sevgimizi.
Neden?
Gururluyuz.
Erkeğiz!
Ağlamak da böyle.
O da bir duygu.
Ama dik durmak için&[#]8230;
Gözyaşlarımızı içimize akıtırız.
İçimiz, içimizi kemirir.
Asla taviz vermeyiz.
[*] [*] [*]
İşte böyle bir an.
- Bu olaya nasıl bakıyorsun?
Net bir ses tonuyla sordu:
Yaşanılan bir kaza.
Bize göre hayatının baharında dünyaya veda eden 18 yaşında bir genç.
Halbuki onun karakışıydı.
Son eşiksiz kapısıydı ölüm.
Açtı ve geçti öbür tarafa.
´Her nefis ölümü tadacaktır.´
Öyleyse..
Ölmek maharet değil.
Kaçış yok.
18 sene önce O yoktu.
Ana rahmine düştü.
Anası-Babası sevindi.
Dedesi, ninesi, ablası, komşusu, akrabaları.
Sırasıyla yakınlık derecesine göre herkes sevindi.
Biz bir çaba karşılığında yaşamadık o mutluluğu.
Bir lütuftu.
Emanetti.
Veren aldı.
O zaman 18 sene bizi sevindirdiği için şükretmek gerek.
Ya ağlayanlara ne demeli?
Sevdiğini kaybedenin canı yanar.
Canı yanan herkes ağlar.
İnsansa, erkekse ağlar.
Herkes sevdiği kadar ağlar.
Herkes onunla mutlu olduğu kadar ağlar.
Neden?
Kimse ettiğini bulmadan göçemeyecek.
Bize düşen; başımıza gelmesini istediğimiz işler yapalım.