Şam halkındandı.

Muaviye'yi dinledi.

Çok dinledi.

İnandı.

Onun söylediklerine göre tanıdı.

İmam Hasan'ı...

Görmeden...

Tanımadan...

Başkasından dinlemeden karar verdi.

Düşman oldu.

Günlerden bir gün...

Yolu Medine'ye düştü.

İmam Hasan'ı gördü.

Ağzına geleni söyledi.

Dilin kemiği yok.

Takılmadı bir yerde.

Gönülden de güzellik kalkınca...

Olmadı yerine kin, nefret...

Hatta düşmanlık dolunca...

Dil başka söyler.

Kalbin arkasına gizlenir.

Akla perde iner.

Öylece konuştu.

İmam Hasan dinledi.

Sonuna kadar dinledi.

Şefkatle, merhametle dinledi.

Yoksa bu duygular...

O sözler, yenilir-yutulur cinsten değildi.

Adamın sözleri bitti.

İmam selam verdi.

- Ey yaşlı adam!

Galiba sen bu şehirde misafirsin.

Hakkımızda yanılmışsın.

Gerçeği bilmiyorsun.

Sana yanlış anlatmışlar.

Eğer senden razı olmamızı istersen, razı oluruz.

Bizden bir şey talep edersen, veririz.

Yol gösterici istersen, doğru yolu anlatırız.

Yükünü taşımak için yardım istersen, yükünü taşırız.

Aç isen doyururuz.

Çıplak isen giydiririz.

İhtiyacın varsa, gideririz.

Evin yoksa yer veririz.

Bir ihtiyacın varsa karşılık veririz.

Eğer tüm eşyalarınla, emanetlerinle misafir olmak istersen, seni misafir ederiz.

Gidene kadar konumuz olursun.

İstediğin kadar kalırsın.

Bizim geniş bir evimiz var.

Misafir ağırlamak için yeterli.

Hayra vesilemiz olursun.

Adam...

Utandı...

Mahcup oldu.

Gözyaşlarını tutamadı.

Yere kapanıp ağladı.

- Senin Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğuna yemin ederim.

Allah risaleti kime vereceğini iyi biliyor.

Ey Hasan!

Sen ve senin baban benim yanımda Allah'ın düşman kulları idiniz.

Şimdi...

Seni tanıdım.

Her şey değişti.

Artık benim yanımda Allah'ın en sevgili kullarısınız.

[*] [*] [*] [*]

Yaşlı adam, İmam Hasan'a misafir oldu.

Ağırladı.

Mutlu oldu.

Mahcup oldu.

Sohbet ettiler.

Hatasını anladı.

Mutlu mesut ayrıldılar.

[*] [*] [*] [*]

Hikaye bu...

Sonucu...

Malum.

Adam doğru yolu buldu.

Hatadan vazgeçti.

[*] [*] [*] [*]

Asıl soru şu:

Hatası neydi?

Bizim köyde bir söz vardır.

- El ağzıyla adam tanınmaz.

Birileri anlatır.

Kendine göre anlatır.

İşine geldiği gibi anlatır.

Bildiği kadarıyla anlatır.

Kişiler öyle tanınır.

Bir kişiyi tanımak istiyorsan...

Şartlar bellidir.

Alışveriş yapacaksın.

Yolculuk edeceksin.

Vesaire...

Hareketler...

İşaret verir.

Sonrasında ardı gelir.

Kişi bire bir tanınır.

Öyle el sözüyle tanırsan...

Eksik kalır.

Yalan var mı?

Hile var mı?

Daha doğrusu...

Neler var, neler yok?

Bakarsın.

Notunu ona göre verirsin.

Hatasız dost arayan, dostsuz kalır.

Hatasız kul olmaz.

Ne kadar uyum var?

Aynı yolun yolcusu muyuz?

Ona bakalım.

Yoksa Allah selamet versin...