Rahmetli Özal&[#]8217;ın Başbakanlığı döneminde adı Fakir Fukara Fonu (Fak-Fuk-Fon) olarak bilinen, illerde Valiliklerin, ilçelerde Kaymakamlıkların bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı&[#]8217;ndan dağıtılan yardımlar da son yıllarda büyük artış var.
Kimilerine göre bu artış, yapılan çeşitli araştırmalarda açlık ve yoksulluk sınırında gözüken halkın açlığını ve yoksulluğunu gösteren bir gösterge.
Kimilerine göre ise aslında bu kadar yardıma muhtaç insan yok, hak etmeyenler de bu yardımlardan sebeplendiği için sayı yüksek görünüyor.
Dikkat ettiyseniz peynir ekmek gibi yardım dağıtılıyor.
Bir süre önce örneğine Elazığ&[#]8217;da rastladığımız gibi insanlara yardım diye artık çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve buzdolabı bile veriliyor.
Vakıf, şans oyunları ve Türk Hava Kurumu gibi kuruluşların yanı sıra diğer kaynaklardan aktarılan paralarla vatandaşlara yakacak yardımı, eğitim yardımı, gıda yardımı, beyaz eşya yardımı, ayni ve nakdi yardım yapıyor.
Bu yardımlardan ihtiyaç sahibi olmayanların da yararlandığını bilmeyen var mı?
Herkes çevresine şöyle bir baksın bakalım.
Durumu iyi olup da kömür alan, eğitim ve gıda yardımından yararlanan o kadar çok kişi var ki.
Listeleri sağlıklı bir şekilde yapmak ve bunları kontrol edip güncellemek çok mu zor?
Yardımlardan haksız yere yararlanıp devleti zarara uğratanlar, gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını yiyenler neden tespit edilmiyor?
Hak etmediği halde dağıtılan yardımlardan yararlananlar buna &[#]8220;hak&[#]8221; gözüyle bakıyor.
Ne yazık ki böyle bir sorunumuz var.
Bir de özürlü yardımı konusu var.
Ailesinde özürlü bulunan herkes bu yardımından mutlaka yararlanmak istiyor.
Bu yardımdan yararlanmanın bir kriteri, bir ölçüsü var ama belirlenen kritere uyup uymadığına bakan insan sayısı çok az.
Birçok kişi bu yardıma da hak gözüyle bakıyor.
Yeşil kart konusuna gelince onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
Maliye Bakanlığı kontrolörlerinin 2006 ve 2007 yıllarında, 16 ilde yeşil kartla ilgili denetim ve incelemeler yaptıkları ve birçok usulsüzlükler tespit ettiklerini biliyoruz.
Milletvekilimiz Rıza Yalçınkaya geçenlerde bu konuda meclise önerge verdi.
İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep, Mersin ve Diyarbakır da yapılan tespitler oldukça düşündürücü.
Bu illerde yeşil kart sahibi 2.314.034 kişiden 167.662&[#]8217;si adına tapu kaydı ve vergi mükellefiyeti bulunduğu belirlenmiş.
50.021 kişi adına tapuda gayrimenkul kaydı varmış. 11.319 kişi de faal vergi mükellefiymiş. 2.370 kişinin şirket ortaklığı tespit edilmiş. Bunlar arasında 2, bazılarının 3, hatta 5 ve 11 şirketi bulunanlar varmış.
25.624 kişinin araç sahibi olduğu, hatta bazı kişilerin de 5 aracının bulunduğu, 18.614 kişinin bankada nakit parasının olduğu, 20.595 kişinin öldüğü halde sistem kaydının silinmediği de belirlenen diğer hususlar.
Yeşil kart uygulamasında büyük yanlışlıklar yapılmış, usulsüzlükler olmuş.
Uygulamadaki yanlışlıklar yüzünden devletin uğradığı zararın haddi hesabı yok.
Vakıfların fakir fukara listeleri sağlıklı değil.
Bartın&[#]8217;ın bağlı bulunduğu Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü&[#]8217;nün yaptığı yemek yardımından hak etmeyen kişiler de yararlanıyor.
Fakir olarak listede adı bulunan kişilerin evlerine her gün öğlen yemeği servisi yapılıyor.
Yardım dağıtımının hem Bartın&[#]8217;da hem de yurt çapında yeniden düzenlenmesi şart.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeniyor.
Devletin parası çarçur ediliyor.
Önlem alınması gerekiyor.
Başka Karadeniz yok
31 Ekim Karadeniz için önemli bir gündü.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 31 Ekim&[#]8217;de yapılan açıklama ve etkinliklerle topluma çevre bilinci aşılandı, Karadeniz&[#]8217;deki kirliliğe dikkat çekildi, önlem alınması istendi.
Böyle günlerin amacı duyarlılık oluşturmaktır.
Bu duyarlılık Karadeniz&[#]8217;de 31 Ekim&[#]8217;in Karadeniz Günü ilan edildiği 1996&[#]8217;dan bu yana oluşturulmaya çalışılıyor.
Çevre duyarlılığı yavaş yavaş gelişse de yapılan aşının henüz tam olarak tuttuğu söylenemez.
Aşı tutar mı, tutarsa ne derece etkili olur, önlem alınır da Karadeniz kurtulur mu, bunu bilmiyoruz.
Karadeniz günü adı altında son yıllarda kutlanmaya başlanan bu gün, Karadeniz&[#]8217;de kıyısı olan ülkelerin sahillerindeki iller gibi, çevre duyarlılığı yavaş yavaş da olsa giderek gelişen Bartın&[#]8217;ın da önemli günleri arasında.
Karadeniz&[#]8217;deki kirlenme hakikaten büyük boyutlarda.
Sadece denizimiz değil ırmaklarımızla derelerimiz de kirli.
Sellerin ve toplu balık ölümlerinin çoğu da bu yüzden oluyor zaten.
Avrupa&[#]8217;da ve Amerika&[#]8217;da değerlendirilerek gelecek nesillere kazandırılan böyle yerleri çöplük olarak kullanmak bize ve bizim gibi ülkelere mahsus olsa gerek.
Daha da geç olmadan bir şeyler yapılması gerekiyor.
Kirlenmenin ulaştığı boyutlar balıkçı tezgâhlarına yansıyor.
Balık çeşitleri her geçen yıl azalıyor, bazı balıkların nesli tükeniyor.
Keşke her gün Karadeniz günü olsa.
Belki sorunlar daha kolay çözülürdü.
Üniversite kampus alanı
Gazetemizin sahibi Ali Rıza Tığ&[#]8217;ın geçen hafta önemli bir Bartın meselesi olarak üzerinde durduğu konulardan biri de kampus alanıydı.
Bu konu Ak Parti Milletvekili Yılmaz Tunç&[#]8217;un yerel gazete sahipleriyle yaptığı kahvaltılı basın toplantısında konuşulan konulardan biriydi.
Gazetemizin sahibi bu konuyu değerlendirirken, kampus alanının şehir içinde olmasını isteyenlere, bunun curcuna yaratacağını söyleyerek, sakıncalarına değindi.
Patronumuzun sözleri tecrübeyle sabit.
Geçmişte Zonguldak bu sorunları görmüş ve yaşamış.
Kampus alanı şehir dışında olan bir üniversitenin şehirle birlikte büyüyeceği aşikar.
Pusula sahibiyle birlikte bu konuda Bartın&[#]8217;a yön göstermek istiyor.
Bu konuya ben de yaşadıklarımızı anlatarak katkıda bulunmak isterim.
Mevcut kampus alanının yolunun geçtiği mahallelerden birinde oturuyoruz.
Bu güzergah öğrenciler tarafından yaygın olarak kullanılıyor.
Şehre eğlenmeye ve çeşitli ihtiyaçlarını gidermeye inen öğrenciler geceleri gruplar halinde mahallemizden geçerek bu bölgede kaldıkları evlere ve yurtlara gidiyorlar.
Bizim mahalleden geçerken bağırıp çağırmalar, yüksek sesle şarkı söylemeler, tartışmalar ve kavgalar oluyor.
Çevreyi fevkalade rahatsız ediyorlar.
Gençlik demek, üniversite öğrencisi demek özgürlük demek değil ki.
Hem özgürlük olsa bile onun da bir sınırı var.
Bizim mahallede Halatçıyaması (Ahret yolu) ilköğretim ve lise öğrencileri bir ara evlerin kapı zillerine basıp kaçıyorlardı.
Şimdi üniversite öğrencileri gürültü çıkarıyor.
Her nimetin bir külfeti vardır derler.
Bu nimetin külfeti de herhalde bu olsa gerek.
Kapı zili olayını, çocuktur yapar deyip geçmeyen ve bu konudaki şikayetleri dikkate alan Milli Eğitim Müdürlüğü kısa sürede çözmüştü.
İlköğretim Okulu Müdürümüz ile Lise Müdürümüz de konuyla ilgilenmişlerdi.
Şimdi sıra Sayın Rektörümüzde.
Öğrencilerimizin uygun bir dille ikaz edilmeleri halinde sorunun çözüleceğine inanıyoruz.
Mahalle sakinleri Rektör Bey, Dekanlarımız ve Öğretim Üyelerimizden konuyla ilgilenmelerini bekliyor.