Adam uzun yıllar devesiyle taşımacılık yapmış.
Yaşlanan deve yolun sonuna gelmiş.
Artık öleceğini anlayınca:
— Sahibimi çağırın da helallik vereyim
Devenin sahibi:
— Ne hakkı varmış ki bende?
Demiş ama.
Yine de merak etmiş.
Dayanamayıp devesinin yanına gitmiş.
— Ne hakkın var ki bende?
— Öyle deme!
Benim taşıma gücüm belliyken, sen bunun iki katı çuval yüklerdin bana.
Bu hakkımı helal ediyorum sana.
— Benim günlük 10 kg yiyeceğe ihtiyacım varken, sen hep 8 kg verir kalanı vermezdin.
Bu hakkımı da helal ediyorum.
— Üç günlük yolu iki günde gitmem için sopayla döverdin beni.
Bu hakkımı da helal ediyorum.
— Hatta bir yavrum olmuştu.
Onu kesmiş, misafirlerinle bir güzel yemiştiniz.
Bu hakkımı da helal ediyorum.
— Amma bir hakkım var ki...
Onu asla helal etmeyeceğim.
Mahşerde bunu senden soracağım.
Sahibi merakla sormuş.
— Nedir o?
— Her seferinde ben yolu bildiğim halde.
Tüm yükü ben taşıdığım halde.
Yularımı eşeğe verirdin.
Beni eşeğe mahkum ederdin ya...
İşte bu hakkımı helal etmeyeceğim!
[*][*][*]
Hikaye bu ya...
Memlekette yüzlerce örneği var.
Siyasette, ticarette, bürokraside...
Köyde, şehirde...
Hayatın her alanında.
Onlarca çalışan...
Emek veren insan.
Başlarına bir iş bilmez.
İş görmez.
İş yapmaz.
Halden anlamaz birini atıyorsun.
Ya da kendileri seçiyor.
Sonra işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Çok yakından tanıdıklarım var.
Belirli koltukları işgal eden.
İpin ucun onların elinde.
Yükü taşıyanları istediği yere çekiyorlar.
Emek verenleri, hizmet yükü altında ezilenleri...
Kısacası her şeyiyle çekiyorlar...
Sonra da...
Yine en çok onların sesleri çıkıyor.
Nahoş.
Kulakları tırmalayan bir ses.
[*][*][*]
Kısacası...
Hizmet verenler.
Elini taşın altına koyanlar.
Fedakarlıktan çekinmeyenler.
Emekçiler.
Daha çok ezilmek istemiyorsa.
Yularını kaptırmamalı.
Hizmeti sen yapıyorsan.
Yönetimde...
Daha doğrusu...
İpin ucu da aynı zihniyettekilerin elinde olmalı.
Yoksa...
İşi ahirete bırakmakla bu dünya düzelmez.
Hem dünyada.
Hem ahirette...
Hakkını arayacaksın.
Bunun tek yolu budur.