Padişah, yanına vezirlerini alır.
Erkandan da birkaç kişi.
Çıkarlar yola.
Payitahta yakın yerleşim birimlerini gezerler.
Epey gezdikten sonra bir nar bahçesinin kenarında mola verirler.
Olgunlaşmış.
Kıvamını almış narlar iştah kabartır.
Bahçede çalışan yaşlı adama selam verirler.
- Ve aleyküm selam.
- Biraz gelir misin?
Geldi.
Hoş-beş
- Bu güzel bahçe kimin?
- Benimdir efendim. Babamdan miras kaldı.
- Oğlun-uşağın yok mu? Neden yalnız çalışıyorsun?
- Allah bize oğul-uşak vermedi. Karı-koca çalışıp geçiniyoruz. Kimimiz, kimsemiz yoktur.
- Şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek...
İhtiyar hiç durur mu?
Hemen hızlı adımlarla girer bahçeye.
Kulübeden kalaylı bir tas alır.
Yakındaki ağaçtan iyi bildiği birkaç nar koparır.
Sıkar suyunu.
Tası doldurur.
Padişah içer.
Çok beğenir.
Vücudunda bir serinlik ve zindelik hisseder.
Yaşlı adam, orada bulunan herkese şerbet ikram eder.
Padişah ve adamları ihtiyara teşekkür edip ayrılırlar.
Bu zindelikle biraz daha yol almalılardır.
Hem dinlenirler.
Hem şerbet de gerçekten çok güzeldir.
Yeniden düşerler yola.
Yolda giderken padişahın aklı şerbette kalır.
Çok güzeldir.
Yine içmelidir.
Hatta her zaman içebilir.
Bahçe onun olsa, ne güzel olur.
İhtiyarı düşünür.

Zaten yaşlı.
Kimi kimsesi de yok.
O ölse bu bahçe kime kalacak?
Belki de sahipsiz kalacak.
Yok olacak.
Kafası allak bullak olur.
Sonra şeytan onu ikna eder.
Tarlayı ihtiyardan alırsa iyi olur.
Tarla ziyan olmaz.
Sahipsiz kalmaz.
İhtiyara birkaç kuruş verir.
Cebi para görür.
Çalışmaktan kurtulur.
Kendisi de istediği zaman nar şerbeti içer.
Bu konu yol boyunca padişahın aklını meşgul eder.
Geri dönerken aynı tarlanın kenarında yine mola verirler.
Padişah yine nar şerbeti ister.
İhtiyar, padişahı kırmaz.
Ama gönülsüz.
Sabahki neşesi yok.
Alır tası eline.
Ağaçtan bir-iki nar koparır.
Sıkar şerbetini.
Sunar padişaha.
Padişah içer.
Ama tadını beğenmez.
Sabahki gibi tatlı değildir şerbet.
Zindelik de vermez.
Dayanamaz, sordu ihtiyara:
- Baba ne oldu böyle. Bu şerbet sabahki ile aynı bahçeden değil mi? Bunun tadı hiç de güzel değil.
İhtiyar anlatır.
Tarla aynıdır.
Nar, aynı ağaçtandır.
Aslında tadında da bir değişiklik yoktur.
Ve cevabını verir:
- Tebanızın malına göz koydunuz. Bunun için narın tadı değişti.
[*] [*] [*] [*]
Gelelim konumuza…
Biz, insanlar seçiyoruz.
Bizi yönetsinler, hizmet etsinler diye.
Onlar, bürokratlar atıyorlar.
Kafalarına uygun.
Ekip çalışması yapabilmek için.
Sonuç:
Şeytan akıllarına girince durum değişiyor.
Biraz millete hizmet.
Azıcık kendilerine.
Derken, bu ölçü zamanla değişiyor.
Azıcık millete.
Biraz kendilerine.
Sonraları hep kendilerine.
Hatta çoluk çocuklarına.
Şeytan, insanın aklına girmesin.
Neler oluyor hep birlikte görüyoruz.
Haram tatlıdır.

Acı biber gibi.

Yedikçe yiyesin gelir.
Onu yedikçe iştahın açılır.
Tek sorun; çıkarken çok canın yanar.
Dikkatli olmak lazım vesselam.