CHP’de İl Genel Meclisi Başkan adaylığı süreci…
Ve ortaya çıkan tablo: Düşündürücü!
Adaylar belli:
Kozlu’dan Ahmet Ali Mumcu,
Ereğli’den Hayrettin Kartal.
Biri 2 dönemlik, diğeri 3 dönemlik tecrübeye sahip.
Kağıt üzerinde bakıldığında, terazinin kefesi kime ağır basar?
Elbette tecrübeye…
Ama sandık öyle demedi!
CHP İl Başkanlığı’nda yapılan seçimde sonuç: 8 – 8
Evet yanlış okumadınız…
Sekiz – sekiz!
Bu tablo, sadece bir eşitlik değil…
Aynı zamanda bir mesajdır.
Benim kanaatim net:
Tecrübesiyle öne çıkan Hayrettin Kartal’ın daha fazla oy alması gerekiyordu.
Ama olmadı… Olamadı!
Peki neden?
İşte burada devreye şu soru giriyor:
Bu süreçte, Deniz Yavuzyılmaz ve İl Başkanı Devrim Dural
hiç mi inisiyatif kullanmadı?
Siyaset sadece “izlemek” midir?
Yoksa gerektiğinde yön vermek mi?
CHP, “demokrasi” diyerek süreci sonuna kadar işletti.
Hatta öyle ki…
8-8’lik sonucu bozmak için bir kura daha çekildi.
Ve o kura…
Partide çaycı olarak çalışan Sonay Kasım’ın elinden çıktı.
Torba açıldı…
İsim okundu: Hayrettin Kartal.
Şimdi soruyorum:
Bir siyasi yarışın kaderi, kura torbasına kalmalı mı?
Evet, sonuç ortada.
Ama asıl mesele sonuç değil…
Asıl mesele şu:
CHP kendi içinde ikiye mi bölündü?
Çünkü 8-8 demek;
“Tam ortadan ikiye ayrılmış bir yapı” demektir.
Ve bana kalırsa…
Asıl tehlike tam da burada başlıyor.
Bugün kura ile çözülen mesele,
yarın sandıkta çözülemeyebilir.
Bugün “demokrasi” diye alkışlanan tablo,
yarın “dağınıklık” diye eleştirilebilir.
Ben açık söyleyeyim:
Bu 8-8’lik sonuç, CHP için bir uyarıdır.
Hatta daha net konuşayım:
Bir kırılma işaretidir.
Ne demek istediğimi merak edenler…
Çok beklemeyecek.
Cevabı görmek için tarih belli:
1 Nisan.
Sosyal belediyecilik sadece karın değil ruhu da doyurmalı!
Zonguldak’ta son dönemde sıkça duyduğumuz bir kavram var: “sosyal belediyecilik.”
Ama sormak gerekiyor…
Gerçekten sosyal belediyecilik mi, yoksa sadece adı mı öyle?
Hazır binaları düzenleyip tabelasını değiştirmekle sosyal belediyecilik olur mu?
Eğer ölçü buysa, evet!
Kent Lokantası, Aybüke Yalçın Çalışma Salonu, Atölye Zonguldak, Refik Fenmen Salonu, 1923 Ders Kafe, Anne Kafe, Baba Kafe…
Liste uzuyor, tabelalar çoğalıyor.
Hizmet var mı?
Ama mesele sadece mekan açmak mı, yoksa kenti gerçekten “yaşatmak” mı?
Ramazan ayında yardımlar yapıldı, ikramlar dağıtıldı, etkinlikler düzenlendi.
Hatta Türkiye’nin sevilen isimlerinden Sunay Akın Zonguldak’a getirildi.
Güzel… Değerli… Ama yeterli mi?
İşte tam da burada Zonguldaklıların sesi yükseliyor:
“Biz daha fazlasını istiyoruz!”
Sosyal belediyecilik sadece yardım kolisi dağıtmak değil,
sadece salon açmak değil…
Aynı zamanda kente ruh katmaktır.
Sokakları canlandırmak, insanları bir araya getirmek, şehri yaşatmaktır.
Bakın komşuya;
Halil Posbıyık, Ereğli’de konser üstüne konser yapıyor.
Meydanlar doluyor, insanlar eğleniyor, şehir nefes alıyor.
Peki Zonguldak neden aynı heyecanı yaşamıyor?
Tahsin Erdem’e açık bir çağrı var aslında:
“Bu yaz Zonguldak’ı sahnesiz bırakmayın!”
Halk popüler sanatçı görmek istiyor.
Gençler müzikle buluşmak istiyor.
Aileler akşamları sahile indiğinde bir etkinliğe denk gelmek istiyor.
Önümüzde önemli bir tarih var:
21 Haziran… Zonguldak’ın kurtuluş günü.
Neden bu tarih büyük bir konserle taçlanmasın?
Elbette kimse hayal satmıyor…
'Tarkan gelsin' demiyoruz.
O iş biraz bütçeyi aşar, kabul!
Ama Türkiye’de sahneye çıkacak onlarca güçlü, popüler sanatçı var.
Yeter ki niyet olsun.
Yeter ki “sosyal belediyecilik” biraz da sahne kursun.
Çünkü bu şehir sadece yardım alan değil,
aynı zamanda eğlenmeyi de hak eden bir şehir.
Unutmayın…
Sosyal belediyecilik sadece karın doyurmaz,
biraz da ruh doyurur.