Bazen,
Mesleğe kızıyorum.
Bırakacağım falan diyorum ama,
Üç gün yazmayınca,
Yazıyı özlediğimi fark ediyorum.
Eski sevgililerimi özlemiyorum.
Ama,
Babamı ve yazı yazmayı çok özlüyorum.
Araya bayram girdi.
Ara verince,
Yine yazmayı özledim.
Bayram benim için harika geçti.
Dostlarım ile,
Doğum günümü de kutladım.
Biraz da,
Ortamları gözlemledim.
Zonguldak,
Bir kıyı kenar kasabası değil.
Cemiyet hayatı hareketli.
Sosyetesi hızlı.
Kadınlar da,
Erkekler de,
Hareketli.
Çapkın kadınlar da mevcut.
Bazen enişte dediklerimiz,
‘Eh işte’ oluyor.
Gerçekten,
Zonguldak’ın,
Kendine has bir sosyolojisi var.
Renkli.
Ben keyif alıyorum.
* * * * * * *
Gün içinde,
Yerel yönetimlere ilişkin,
Dikkat çeken bir habere denk geldim.
“Türkiye Gazetesi’nin haberine göre hazırlanan taslakta, belediyelerde personel giderlerinin bütçenin yüzde 30-40’ını aşmaması için sınırlamalar getirilmesi planlanıyor. Ayrıca ihale süreçlerinde şeffaflığın artırılması ve merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımının yeniden düzenlenmesi hedefleniyor.”
Zonguldak Belediyesi’ne,
Sene içinde,
İki kere müfettişler geldi.
Eleştirileri ise,
Personel giderleri üzerine olmuştu.
Tenkitlerinin düzelip düzelmediğini,
Geçtiğimiz aylarda kontrol ettiler.
Raporu göremediğimiz için,
Detayları bilemiyoruz.
Ancak,
Personel meselesi üzerine,
İnceleme yapıldığını net şekilde biliyoruz.
Öte yandan,
Farkında mısınız bilmiyorum?
Liyakat ve ihale şeffaflığı üzerinden,
Tahsin Erdem bir söylem geliştirmişti.
Propaganda döneminde.
Ortada ne liyakat kaldı ne de ihale ilanı!
Vakfıkebirliler ve aileye yakın olanlar,
İşe alınarak,
Liyakat ayaklar altına alındı.
Her yere,
Doğrudan temin yapılarak,
Şeffaflık bulandırıldı.
Halk ekmeğe temin bayat ekmeklerden sağlanıyor.
Davut Acar,
Çaydamar’da yüz metrelik yolu yapıyor.
Belediyeye 150’den fazla işçi alınıyor.
Ancak yolu Fen İşleri değil,
Müteahhit yapıyor.
Bizim başkan ise bunca eleştirinin ortasında,
Bölgesel savaşın ortasında kalan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın,
Rize simidi yeme rahatlığında.
Erdoğan gibi,
Ülkeyi savaşın ortasında güvenli bir bölge haline getirsen,
Bunu anlarım.
Ancak kabile devleti gibi,
Ailenin içinde olduğu bir kaosta,
Bu rahatlık dikkat çekici.
Geçtiğimiz günlerde yazmıştık!
Operasyonlar Bolu’dan sonra,
Zonguldak sınırına dayandı.
Sınırı geçti,
Devrek’te,
Çetin Bozkurt’a geldi.
Devrek-Zonguldak arası çok uzak değil.
Eğer Almanya kökeniniz yoksa,
Döviz bürolarında bozdurulan Euro’ların,
Elbet bir kaynağı vardır.
Yatırımlık döviz bozdurulmaz.
Birileri,
Mal varlığını açıklasın,
Bir de öyle görelim.
* * * * * * * * *
Zonguldak’ta,
İşsiz güçsüz,
Aylak gezen tipler var.
Konuşuyorlar.
Anlatıyorlar.
Bir de,
Bunlarla oturan,
Bazı belediye başkanları var.
Sokakta kahve içilmez ki!
Kahve masasında oturmak ile,
Siyaset mi yönetilir?
Diplomasi işi başka!
Barışmayı bilmeyenlerin,
Kenti değil burası.
Masada değilseniz menüdesiniz demektir!
İftar vaktini geçtik!
Menüdeyseniz eğer,
Birileri elbet yer sizi!
Güzel bir söz okudum.
Onunla bitireyim.
Noksan oğlu noksan doksan kere soksan yine noksan yine noksan!
* * * * * * * * *
Zonguldak’ta,
Alevi canların,
Cem Evi talebi vardı.
İş çok sürüncemede kaldı.
Türkiye,
Kürt olsun,
Alevi olsun,
Barış ikliminde.
Kilimimizin motiflerini ancak fark edebiliyoruz.
Zonguldak’ta,
Cem Evi meselesi,
90’ların saklı alerjilerine alet edilmesin.
Zonguldak’ta,
Statükoyu sürdürmemeliyiz.
Ankara bunu yendi.
Biz de yenmeliyiz.
Umarım düşündüğüm gibi değildir.
Alevi dostlarımızın talepleri karşılanmalı.
Hepimiz aynı kilimin motifiyiz.
Senlik, benlik yok bizde,
Bir aşkın ‘Aleviyiz’.