Genel Yayın Yönetmenimiz Atilla Öksüz, Mithatpaşa Tüneli’yle ilgili kampanyayı başlattığında da büyük heyecan duymuştum.

Ortada hiçbir proje, ihale yoktu.

O nasıl inanılmaz bir mücadeleydi...

Karaelmas Gazeteciler Derneği’yle bütünleşen bu proje için imza kampanyaları başlatıldı.

Sivil toplum örgütleri, ilk kez somut bir proje etrafında birleşmişler, Ankara’ya gitmişlerdi.

Önce proje ihalesi yapıldı.

Sonra yapım ihalesi…

Ve biz Atilla Öksüz ile birlikte Kastamonu’daki ihaleyi büyük bir heyecanla izledik.

İnternet sitemizden dakika dakika yayın yaptık.

Ve bildiğiniz gibi şu anda tünelin inşaatı sürüyor.

Biz, sırf iktidarı eleştirmek için haber yapmayız.

Ama iktidarın Zonguldak için yapmayı düşündüğü şeylerden de büyük heyecan duyarız.

Ereğli yolu, kavga-dövüş yapılıyor.

Evet, biz de kızıyor, yazıyoruz.

Ereğli-Devrek yoluna kızıyor, yazıyoruz.

Zonguldak-Bakacakkadı¸ Bakacakkadı-Dorukhan yolunu yıllarca yazmadık mı?

Ama ihale yapılınca, manşet atmadık mı?

Filyos Vadi Projesi de öyle…

Şimdi liman ihalesi sonuçlansa, ya da yeniden ihale yapılsa, yine manşet atarız.

Arsa tahsisleri başlasa, yine aynı heyecanla manşet atarız.

Biz bu kentin büyümesini istiyoruz.

İnanıyoruz ki; bu kent büyürse, biz de büyürüz.

İnanıyoruz ki; bu kent büyürse, hepimiz büyürüz.

Geçmişte DSP vardı, ANAP vardı, DYP vardı, MHP vardı.

Bugün AK Parti olur, yarın başka bir parti…

Bizim Zonguldak sevgimiz hiçbir zaman bitmez.

Bu heyecanımız hiçbir zaman değişmez…



Kuyu dibiyle ilgisi var mı?


Yazılarını okumaktan büyük keyif aldığım Halkın Sesi Yazarı Ahmet Öztürk, yol yorgunluğundan olsa gerek şaşırmış galiba.


Demir Madencilik termik santral yapıyormuş, niye hiçbir yerel gazete bunu haber yapmıyormuş.


Sevgili Ahmet Ağabey... Senin yazdığın gazete de dahil, Zonguldak halkı, Demir Madencilik’in termik santral yapacağı haberini Pusula’dan öğrendi.


Yetmedi… ÇED toplantı tarihini de Pusula’dan öğrendi.


Şimdi sen, bizden öğrendiğin haberle, “Niye yazmıyorsunuz?” diyerek haksızlık etmiş olmuyor musun?


Biz senin gibi öyle süslü kelimelerle edebiyat yapmayı beceremiyoruz.


Zaten senin kadar derinliğimiz de yok.


Her gün Çaycuma’ya da gitmiyoruz, ama inan yoruluyoruz.


Ahmet Ağabey, sen Şerafettin Turpcu’nun hastane şantiyesinde çalışırken, gazeten Turpcu aleyhine hiç yazı yazmadı. Farkında mısın?


Şimdi de Çaycuma Belediyesi’ne (ÇAYBEL) işbaşı yapmışsın. Hayırlı, uğurlu olsun.


Halkın Sesi’nde Çaycuma Belediyesi’ni eleştiren bir haber okuyabilecek miyiz?


Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, peygamber olmadığına göre, mutlaka bir hata yapacaktır. Köşende Kantarcı’yı eleştirebilecek misin?


Önce Turpcu, şimdi Kantarcı... Bu iş neyin nesi Ahmet Ağabey?


Biz biliyoruz, ama sen anlat, edebi bir dille, derin, derin,,. Mevzuyu kamuoyu da bilsin.


Umarız bu işin kuyu dibinde düşürdüğün tazminatla ilgisi yoktur…




Günün Fıkrası: Doktor!



Karadeniz kabasında görev yapan doktor, kansızlık nedeniyle başvuran bir hastasını muayene ediyormuş.


Doktor, “konjoktiva” denilen, alt göz kapağının içine bakarken, bir yandan da, “Amca, sende basur mu var?” diye sormuş.


Kansızlığın baş sebeplerinden biri olan bu duruma Karadeniz’de sık sık rastlanırmış.


Amca, doktorun yanından ayrılırken, yanındaki arkadaşına şöyle demiş:

“Ne doktormuş be… Helal olsun… Gözüme baktı, g…tümdekini gördü.”