'Ne bitmez çilemiz varmış.'
Büyüklerimiz böyle derlerdi.
Hepsi rahmetli oldu.
Allah onlara gani gani rahmet eylesin.
Elde yok, avuçta yok.
Gelmişler dağın başına.
Ev kurmuşlar.
Yurt tutmuşlar.
Tarla takın ekmişler.
Kısacası.
Çalışmışlar, çabalamışlar.
Gün yüzü görmemişler.
Çok yoruldukları zaman...
Ya da çaresiz kaldıklarında...
Böyle derlerdi...
- Ne bitmez çilemiz varmış...
Onlardan bize güzelliklerin yanı sıra bir de çile miras kaldı.
[*][*][*]
Dört çocuk...
Anayola kestirme yoldan (tarladan) giderlerse 400 metre mesafede...
Araba yolundan giderlerse, mesafe ikiye katlıyor.
Gerçi söz gelimi araba yolu.
Traktörler anca gidebiliyor.
Bu çocukların ne bir bekleme kulübesi var.
Ne anayoldan geçen servise ulaşmak için yolları.
Bağdan, bahçeden geçip başı boş köpekleri atlatıp okula gitmeye çalışıyorlar.
İşin garibi...
Servis sabah saat 7.20'den ana yoldan hareket ediyor.
Servise yetişmek için saat 6.00 da kalkıyorlar.
Kar, buz, yağmur, çamur, fırtına, anayola iniyorlar.
7.20'de anayoldan hareket ediyorlar.
En geç saat 7.50'de servis okulun bahçesine giriyor.
İlk ders saat 9.00'da...
[*][*][*]
Yol istediler.
Yok.
Yolcu bekleme durağı istediler.
Kendi yaptıkları eğreti kulübe bile yıkıldı.
Altmış santimetre kar yağdı.
Ellerine almışlar kürekleri.
Okula gitmek için yol açıyorlar.
[*][*][*]
Ne bitmez çilesi varmış bu çocukların.
Son on yıldır defalarca yazıldı, çizildi, televizyonlara haber oldu.
Alperen, Olcay, Semiha, Meliha Doğan kardeşler...
Ne Milli Eğitim öğrencilerine sahip çıktı.
Ne yüksek mülki amirler...
Biz yazdık 'yol yok, yapılsın.
Bürokratlar salon tipi klima, ses sistemi ve plastik masa sandalye gönderdi.
[*][*][*]
Bir yerden artsaydı, kar yağmadan önce parke göndereceklerdi.
Asfalta yama yapacaklardı...
En azından stabilize yollara dağ malzemesi sereceklerdi...
Haklarını yemeyelim.
Söz vermediler...
Artsaydı!...
Düzün ortasına, fındık harmanlarına, tarla yollarına, gurbetçilerin yazlıklarının kapısına, yoluna parke döşendi...
Bürokratlarımız dört çocuğun yoluna çakıltaşını bile layık görmedi.
Bu vebal size yeter...


