Çakal, boya küpüne düşmüş.

Değişik bir renk almış.

Onu görenler tanıyamamış.

- Sen kimsin?

- Ben ormanın yeni kralıyım.

- Bizim kral aslan.

- Bundan sonra benim.

Çakalın renklerine tav olmuşlar.

Takılmışlar peşine…

Varmışlar aslanın yanına…

- Bu bizim yeni kralımız.

Aslan bakmış, tüm hayvanlar onun peşinde…

Kabul etmiş.

- Ben de vezir olayım bari…

Bu talep kabul görmüş.

Çakal, kral koltuğuna oturmuş.

Aslan da vezir olmuş.

Yeni krala ilgi-itibar…

Günler böyle geçip gidiyormuş.

Çakal, krallıktan memnun…

Aslan fırsat kolluyor.

Bir gün ormanın derinliklerinden çakal ulumaları duyulmuş.

Seslere dayanamayan çakal, başlamış ulumaya…

Bu durumu fırsat bilen aslan, iki pençede çakalı tarumar etmiş.

[*] [*] [*] [*]

Şimdi bu hikayeyi nereye yoralım?

Mesela;

Bizim seçim sandığından çıkan seçilmişlerimiz var.

Köy ihtiyar heyetinden muhtarlarına…

Parti delegelerinden teşkilat başkanlarına…

Belediye Meclis üyelerinden başkanlara…

Hatta İl Genel Meclis üyelerinden milletvekillerine kadar.

Odaları da unutmayalım.

Bunların içerisinde ciddi emek sarf edenler var.

Seçimin ışıltısına kapılanlar var.

Vekil oldukları makamları kendilerinin zannediyorlar.

Kral oluyorlar.

Her krallığın bir sonu vardır.

Biter…

Ayrık...

İnsanları yaşadıkları yere bağlayan kökleridir.

Komşuları, arkadaşları, akrabaları…

Sabah kapıya çıktığında "günaydın", akşam eve döndüğünde "iyi akşamlar" diyerek ayaküstü birkaç dakika içerisinde yapılan mini muhabbetlerdir.

Hafta tatillerinde birlikte kahvaltı etmek…

Akşamları "çay"a gitmek…

Dedikodu yapmak, dert paylaşmak…

Sır vermek, yardım etmek, dayanışmak…

Bazen eski günleri anmaktır.

Mesele "kök"se, bulunduğun yere derinlemesine sarılmaktır, bunun adı.

[*] [*] [*] [*]

Bazen boğazdır, iştir, aştır…

Eskiden kaçmaktır.

Düşmüşlükten kurtulma çabasıdır.

Bazen de hayata yeniden tutulma mücadelesi. ..

Eğer kökleriniz yoksa yaşadığınız şehirde...

İşiniz zordur.

En ufak rüzgarda sarsılır, yağmurda ıslanır, kar da donarsınız.

Güneş tepenize binip, iliklerinizi yakıp, boynunuzu büktüğünde, sizi toprağınızdan koparacak selleri ararsınız.

Yaşayamazsınız.

Yağmur dert, çamur çile, güneş ateş olur.

Yakar yüreğinizi…

[*] [*] [*] [*]

Burada cürmünüz devreye girer.

Eğer kökleriniz yoksa…

En iyisi "ayrık" olmaktır.

Bir parça ot…

Bir kayanın başında yağmurdan, kardan, güneşten etkilenir.

Pes etmez, hayata sımsıkı tutunur.

Yedi yıl yaşar.

Ama cürmü bir işe yaramaz.

İnek yese, süt olmaz.

Eşeğe vursan, yük olmaz.

Kuzu yese, et olmaz.

Ne tutunduğu kayaya gölge, ne de yaşadığı toprağa gübre olur…

Adı üzerinde: "Ayrık"

Kendinize bakın.

Köklerinize bakın.

Birde Zonguldak’a bu açıdan bakın.

Enayi…

Bir soğan soyuluyor da yaşarıyor gözlerimiz.

Avanta olduğunu bile bile burs veriyor esnafımız.

Meydanı boş sanan, vekilimiz, başkanımız…
Sanmayın ki, siz akıllısınız, milletçe biz enayiyiz.