Manzaraya bakıyorum.
İçler acısı.
Herkes bir yanda.
Bölük pörçük olmuşuz.
Hepimiz ayrı telden çalıyoruz.
Olmuyor.
Bir yerde birleşmeliyiz.
Farklılıklarımızdan yola çıksak, aramız açılıyor.
Benzerliklerimizi konuşsak, birbirimize benzemiyoruz.
Ayrı telden çalmaya devam etsek.
Olur gibi.
Önemli olan aynı türküyü çalmak.
Her telin görevi ayrı.
Sesi farklı.
Ama bir türküde ´sevda´ olabiliyorlar.
Öyle olalım.
´Farklılık´ ya da ´benzerlik´ aramayalım.
Bunlar bizim zenginliğimiz olsun.
En yüksek perdeden ses vermek için yarışalım.
Dostça, kardeşçe.
Daha ileriye gidebilmek için.
[*] [*] [*]
Teller böyle olmalı.
Ya akort yapan eller.
Onlar istediği kadar bozsun sazın düzenini.
Doğru tel, doğru ses verir.
Karıştırsınlar ayarları.
Fark etmez.
İş elde biter.
El doğruysa haz verir.
Elde merhamet yoksa telde biter.
Ait değilse sahibine.
Sahip değilse sahibi.
Tel yeter.
Doğruysa yanık türkü olur.
Âşıklara ses verir.
[*] [*] [*]
Diyelim ki teller ayrı çaldı.
Diyelim ki eller çaldı.
Diyelim ki farklılıklarımız var.
Ayrı dünyaların insanıyız.
Ne olur o zaman?
[*] [*] [*]
Bir gün yolda yaya giden Bektaşi&[#]8217;nin önüne bir atlı çıktı:
- "Baba bir müşkülüm var.
Beni aydınlatır mısın?"
Bektaşi yanıt verdi:
- Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum.
- Şunu öğrenmek istiyorum:
Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerleyen Bektaşi, hiç belli etmemiş:
- Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
- Neden?
- Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
Adam:
- "Hadi" demiş.
- "Söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?"
Bektaşi:
- "Ne yapacak.
Atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor."