Kahramanmaraş merkez üssü olan ve 11 ilin etkilendiği depremde hepimizin canı yandı.

Hepimiz "şöyle olsaydı, binalar yıkılmazdı", "böyle olsaydı, depremden insanlar bu kadar zarar görmezdi" şeklinde yorumlar yaptık.

Sonuç olarak; deprem yaşandı, binalar yıkıldı ve insanlar öldü…

Devletin "yapı denetim" mekanizmasında çalışanların sınıfta kaldığını gördük.

"Devlet, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, imar, yapı denetim" adına ne varsa, hepsi o enkazın altında kaldı!

Bir tanıdığımla yaptığım sohbette, İstanbul’daki 1+1 evinin balkonuna "cam balkon" yaptırmak istediğini söyledi.

Ev kendisine ait olmasına rağmen, dış görünüme kötü bir görsellik vermemesine rağmen yapı denetimciler yüzünden cam balkon yaptıramadığından dert yandı.

Yapı denetimciler, öyle bir denetim yapmışlar ki; cam balkon yaptıracak arkadaşımızı canından bezdirmişler, sonunda o da pes etmiş.

Aslında bir yerde insan seviniyor; "bu işlere bu kadar önem veriliyor, denetimler zamanında yapılıyor, yasak ve kaçak yapıya izin verilmiyor" diye...

Madem bu denetimler Türkiye’de yerli yerinde yapılıyorsa, ki yapılmıyor...

Binalar nasıl yıkıldı, kartondan yapılmış gibi?

Olası İstanbul depremi bekleniyor, Allah tüm sevdiklerimizi korusun…

Depremden sonra kaç bina ayakta kalacak?

1+1 evin balkonuna kadar özen gösteren yapı denetimciler, başka nelere özen göstermişler?

Bekleyelim, görelim...

Kalaycı Osman…

"Kalaycı Osman" namıyla küfürbaz bir adam varmış. En ufak bir haksızlık, patavazsızlık ve densizlik karşısında, dayanamayıp küfrü basarmış.

Onun bu halini birileri, Kadı Efendi’ye bildirerek, şikayette bulunurlar.

Kadı Efendi, hoşgörülü bir insandır. Kalaycı Osman’ı makamına çağırır ve başlar ona nasihat etmeye, “Bak evladım... Küfür etmek hoş bir şey değildir. Seninse çok küfür ettiğini söylediler bana, bu doğru mudur?" diye sorar..

Kalaycı Osman, "Evet, doğrudur efendim... Öyle densizliklerle karşılaşıyorum ki, küfretmesem rahat etmem mümkün değil" deyince, Kadı Efendi, Osman’a, "Gel o zaman seninle anlaşalım. Şu sırtımdaki kürkü görüyor musun? Çok değerli bir kürktür bu… Eğer, bundan böyle hiç kimseye küfretmeyeceğine dair bana söz verirsen, bu kürkü hemen sana vereceğim" der.

Kalaycı Osman, kürkün cazibesine dayanamamıştır. "Tamam Kadı Efendi... Size söz veriyorum, bundan sonra tövbe, kimseye küfür etmeyeceğim" der ve Kadı Efendi'den kürkünü alır, hemen orada sırtına geçirir.

Ne var ki, tam odadan çıkmak için hazırlanırken, dışarıdan birisi kapıyı açar ve kapının eşiğinden, "Kadı Efendi, size bir şey danışabilir miyim?” der.

Kadı Efendi, “Tabi evladım, danışabilirsin” deyince adam, "Babam öldü, üvey anam bana düşer mi?" diye sorduğunda, Kalaycı Osman'ın yine tepesi atar. Derhal sırtından kürkü çıkarıp, “Buyurun Kadı Efendi kürkünüzü... Ben böyle adamları kalaylamadan tövbe duramam" der.

Diyanet'in depremzede çocukların evlat edinilmesi ile ilgili "evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli yok" şeklinde açıklamasına karşı, Kalaycı Osman günümüzde de yaşasaydı, kendisine son model binek arabası ile yanında dayalı döşeli lüks bir de daire verilse bile, bu olay karşısında kalaylamadan durabilir miydi?