Dilimize Arapça'dan geçmiş olan "tekaüt" kelimesi, "ku'üd" sözcüğünden türetilmiştir. Ku'üd, "oturmak, soluklanmak, dinlenmek" anlamına gelirken, "tekaüt" kelimesi "emekliye ayrılmak" anlamına geliyor.
Babam, TTK’dan emekli olduğunda "tekaüt oldu" demişlerdi.
Yani Türkiye’nin nüfusuna oranla en fazla emeklisi olan şehirlerinden biri olan Zonguldak, bir "tekaüt" şehridir!
Bu "tekaüt" şehrinde insanlara yeni işyerleri kuracağımıza, emeklileri sosyal hayata katacağımıza, "üç kap yemeği 50 liraya veriyoruz" diye mutlu oluyoruz!
Oysa emekliler için güzel bir tesis yapabilirdik.
İlla yemek ısmarlayacaksak; bu işi, o tesis içinde çözebilirdik.
Ama bizde çalışan bir anlayış yok!
Şehir "tekaüt" olunca; siyaset de, bürokrasi de "tekaüt" oldu!
"Partili" diye liyakatsiz insanları belediye başkanı, babasının hatrına milletvekili seçenlerin olduğu bir şehirden ne bekliyoruz!
Bakın, bu şehrin çocukları hala madenlerde can veriyor.
Sadece buralarda değil...
Ülkenin dört bir yanındaki madenlerde ölüyorlar.
Canı yanan hep Zonguldak insanı oluyor!
Timsah gözyaşını ise, kente dışarıdan gelip ekonomik, siyasi rantını yiyenler döküyor!
İtler bile gülecek, kimsesizliğimize...
Zonguldak, o kadar sahipsiz kaldı ki!
Milletvekilleri ayrı havada!
Belediye başkanları ayrı havada!
Kentin sorunlarıyla ilgilenmesi gerekenler, kendi havasında!
Zonguldak; sahipsiz, terk edilmiş bir kasaba havasında!
Kömürü çıkartıp ülke sanayisini ayağa kaldıran Zonguldak insanı itilip-kakılıyor!
Bir zamanlar cumhuriyetin en önemli, en gelişmiş şehri Zonguldak, can çekişiyor!
Bu satırları yazarken, WhatsApp’tan bir mesaj geliyor...
Diyor ki:
“Ünlü Türk düşünürü Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi...
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize...
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek, kimsesizliğimize...”
Zonguldak’taki manzara budur!
Ama biz, kendimizi mutlu edecek konular bulabiliyoruz!
Yol yapılıyor...
Tünel yapılıyor...
Şelale var...
Mağara var...
Erdemir var...
TTK var...
Çanakcı var...
Yurtbay var...
Tat var...
Eren var...
Veren var...
Ekmek yok arkadaş bu şehirde!
Türkiye’nin en geri kalmış şehirlerinden biri olduk!
Çocuklarımız kaçıp gidiyor büyük şehirlere!
Oradan başka ülkelere!
Zonguldak Adliyesi’nde, dosya sayısı kadar avukat var!
Sen, maske fabrikası ile övün dur!
Yakında bu şehirde o maskeleri takmadan gezemeyeceğiz!
"İyi ki maske fabrikamız var" diye sevineceğiz!
Çay geçen ilçeden yıldız kaydı!
İçinden çay geçen ilçeden, içinden çay geçen ilçeye bir yıldız kaymış!
Yıldızı durdurabilene aşkolsun!
İlçede önüne gelene kayıyor!
“Arkamda kaymakam var, savcı var, bana kimse karışamaz” diyor!
Bu görevli, sivil kıyafetle, resmi araçta sevgililerini gezdiriyor!
İlçe esnafını canından bezdiriyor!
Kafelere gidip, kadınlarla oturuyor!
“İncirler olana kadar kalsaydın bari
Onlarca sözden birini tutsaydın bari
Beni böyle habersizce alıp giderken
Bavuluna kalbimi de atsaydın bari”
diye şarkılar söylüyor!
Bu görevliyle ilgili çok fazla bilgi geliyor!
Biz, bilgileri derleyip toparlarken, inşallah kendisini toparlar!
Böyle giderse, eşinin yanına yollarlar!
Allah’ı var, para-pul işini henüz duymadık!
Evde eşi olmadığı için geldiği günden bu yana dışarıda yiyip-içiyor! Yeme-içme için para harcamıyor!
Sabah, öğlen, akşam yer-içer, hesabı ilçe esnafı öder!
Deryalı, Tuğbalı, Güllü geceler...
Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde!
Hırsızlar belediye başkanı, insan kaynakları müdürü ile kuyumcular yaverken!
Deryalı, Tuğbalı, Güllü gecelerden sonra inşaat işleri başlamış!
Ayvayı yiyenler Ayvalık’ta!
Parayı hamuduyla götürenler, Edremit taraflarında yatırım yapmışlar!
Haram parayla alınan arsada inşaat başlamış!
İnşaatı, rahmetlinin damadı yapıyormuş!
Hayırlı olsun!
Ama Kıbrıs’ta buluşma fikri de güzel!
Başkan, eski müdür ve kuyumcu!
Çaldıklarını, kuyumcu titizliğiyle değerlendirmek istemişler!
"Gözlerden ırak olsun" diye Kıbrıs’tan arsa almışlar!
Allah... Allah...
Belediyeden nasıl bir para çaldılarsa!
Türkiye yetmemiş, Kıbrıs’a yatırım yapmışlar!
Bunlara hangi bankacı akıl veriyor acaba?
Kıssadan Hisse: Bakış açısı...
Ayakkabı üreticisi ve pazarlayan bir şirket, pazar araştırması yapması için Afrika’ya iki elemanını göndermiş. Elemanlar, Afrika’nın çeşitli ülkelerinde şehirleri gezmişler, araştırma yapmışlar. Sonunda;
birinci eleman, patrona yaptığı araştırmaların neticesini bir rapor olarak sunmuş ve demiş ki:
"Afrika’da bizim için hiçbir fırsat yok. Çünkü orada hiç kimse ayakkabı giymiyor."
İkinci elemandan da rapor sunmasını istemişler. Afrika’dan daha geç dönen eleman, patronuna yaptığı incelemelerle ilgili bir rapor sunmuş ve demiş ki:
"Afrika’da bizim için olağanüstü fırsatlarvar. Çünkü orada hiç kimse ayakkabı giymiyor."
Hisse: Hayat akarken, fırsatlar, değerlendirenler için vardır. Bakış açınız, fırsatı yakalamanıza ya da kaçırmanıza neden olur. Başarılı olanlar, farklı gözle bakabilen ve fark yaratabilendir. (Alıntı)
Günün Fıkrası: Kibir...
Nasreddin Hoca’ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehirliler, bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar:
"Hocam, senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir. Aslı var mıdır?"
Hocanın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar:
"Her halde öyle olmalı."
Akşehirliler, "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek, bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin, göster bir mucize görelim!" derler.
Hoca, "Pekala, şimdi size bir numara yapalım" der ve karşısında durmakta olan çınar ağacına, "Ey ulu çınar, çabuk yanıma gel" diye seslenir. Tabî ne gelen ağaç var, ne giden... Hoca, yürümeye başlar, ağacın yanına varır. Akşehirliler, "Ne oldu Hoca, ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce, Hoca, "Bizde kibir yoktur. Dağ yürümezse, abdal yürür" der.