Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Zonguldak Belediyesi paralelinde yaşanan olayları kamuoyu ilgiyle takip ediyor.
Bitmek bilmeyen tartışmalar, sosyal medya restleşmeleri, tehdit imaları,
“ben daha ölmedim” çıkışları,
“bak bakalım paylaşım duruyor mu?” mesajları…
Siyaset mi yapılıyor, yoksa mahalle kavgası mı izliyoruz;
İnanın vatandaş da artık ayırt edemiyor.
Olaylar zinciri öyle bir noktaya geldi ki; Bir tarafta belediyeye işe giriş tartışmaları…
Diğer tarafta korumalar üzerinden yürüyen hesaplaşmalar…
Ardından ailelerin dahil olduğu sosyal medya paylaşımları…
Sonra o paylaşımların sessiz sedasız kaldırılması…
Ve en sonunda? Bunları yazan gazetecilere yüklenmeler!
Gazeteciler bunları rüyasında görüp yazmıyor. Sokakta konuşulanı, vatandaşın gördüğünü, kamuoyunda oluşan algıyı yazıyor.
Bugün CHP ve Zonguldak Belediyesi çevresinde yaşanan tartışmalarla ilgili haberlerin altına gelen yorumlara bakıldığında insanların ne kadar yorulduğu açıkça görülüyor.
Bir okuyucunun yorumu aslında yaşanan tabloyu özetliyor:
“Bu Devrim Dural, eğer bu disiplin sürecini cezasız geçerse artık onun için maç bitmiştir. Ben hayatımda bu dönem kadar partinin tartışılır olduğunu, ayağa düştüğünü görmedim.
Bir kadının 1 kocası olur, burada o kadar çok koca var ki!
Seç beğen al.
Beyler isterseniz bir ring kuralım, çıkın dövüşün galip gelen partiyi alsın. Bu nedir arkadaş, beyninizi kullanmaya ne zaman başlayacaksınız?"
Çok sert değil mi?
Ama toplumdaki algının geldiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekici.
Çünkü insanlar artık siyasi fikir tartışması görmek istemiyor.
Proje duymak istiyor, hizmet görmek istiyor. Kavgadan, restleşmeden, kabadayılık dilinden bıkmış durumdalar.
Fakat son dönemde yaşananlara bakınca sanki herkes birbirine üstünlük kurma yarışında…
Kim daha sert? Kim daha racon kesiyor? Kim daha fazla gözdağı veriyor?
Siyasetin dili giderek “Kurtlar Vadisi” repliklerine dönüşüyor.
Oysa vatandaşın beklentisi çok basit: Yol yapılsın. Su aksın. İş üretilsin. Şehir büyüsün.
Kimsenin belediyede ya da partide “güç gösterisi” izleyecek hali kalmadı.
Hal böyle olunca insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Madem bu kadar öfke birikti… Madem herkes birbirine meydan okuyor… Madem sürekli bir güç savaşı yaşanıyor…
O zaman gerçekten bir ring mi kurulsun?
Çıksınlar ortaya… Kavgayı orada yapsınlar…
Altta kalanın canı çıksın… Kazanan da partiyi yönetsin!
Olur mu? Elbette olmaz.
Çünkü siyaset yumrukla değil, akılla yapılır. Kabadayılıkla değil, liyakatle yürür.
Tehditle değil, ikna ile güç kazanır.
Ama ne yazık ki son dönemde oluşan tablo, vatandaşa tam tersini düşündürüyor.
Zonguldak artık “kim haklı?” sorusunu değil, “Bugün kim kiminle kavgalı?” sorusunu takip ediyor!

Zeki Çakan mı daha çok işçi aldı, Tahsin Erdem mi?


Zonguldak Belediyesi üzerinden yıllardır bitmeyen bir tartışma var:
“Belediyede neden bu kadar fazla işçi var?”
Aslında mesele yeni değil… Bugün konuşulan tablo, yaklaşık 40 yıllık bir sürecin sonucu.
Rakamlar incelendiğinde ortaya oldukça dikkat çekici bir grafik çıkıyor.
Zeki Çakan Dönemi: Büyük Artış
1984-1989 yılları arasında belediye başkanlığı yapan Zeki Çakan döneminde belediyedeki işçi sayısının hızla arttığı yıllarca konuşuldu.
O dönem belediyedeki personel sayısının yaklaşık 1.500’e kadar yükseldiği ifade edildi.
Elbette o yılların siyasi atmosferi farklıydı. Belediyeler aynı zamanda “istihdam kapısı” olarak görülüyordu.
Ancak bu tablo, sonraki dönemlerde belediyenin mali yapısında ciddi baskı oluşturdu.
Yüksel Aytaç Dönemi: Maaş Krizi
Zeki Çakan’dan sonra göreve gelen Yüksel Aytaç çok zor bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kaldı.
1.500’e yaklaşan işçi sayısının maaş yükü belediyeyi zorladı.
O dönem belediyede maaşların düzenli ödenemediği, emeklilik teşvikleriyle personel azaltımına gidildiği sık sık gündeme geldi.
Belediyenin en büyük gider kalemi personel oldu.
İsmail Eşref Dönemi: Küçülme Politikası
1999’da göreve gelen İsmail Eşref belediyeyi yaklaşık 1.257 işçiyle devraldı.
İlk 3 yılda sayı yaklaşık 1.100 seviyesine indirildi.
İkinci dönemde ise küçülme politikası daha sert uygulandı. Neredeyse her ay ortalama 5 kişinin emekli edildiği konuşuldu.
Sonuçta belediyedeki işçi sayısı yaklaşık 700 seviyelerine kadar düştü.
Bu süreçte belediyenin temel hizmetlerinde büyük bir çöküş yaşanmaması ise dikkat çekiciydi.
Secaattin Gonca Dönemi
2004 yılında göreve gelen Secaattin Gonca döneminde de personel azaltımı sürdü.
Yaklaşık 50 işçinin emekli edildiği ifade edildi.
Muharrem Akdemir Dönemi: Dengeli Süreç
2009’da yeniden göreve gelen İsmail Eşref belediyeyi yaklaşık 650 işçiyle teslim etti.
Sonraki 8 yıllık Muharrem Akdemir döneminde personel sayısında büyük sıçramalar yaşanmadı.
Belediye uzun süre 650-700 bandında kaldı.
Ömer Selim Alan Dönemi: Yeniden Artış
2019’da göreve gelen Ömer Selim Alan döneminde işçi sayısı yeniden yükselişe geçti.
Görev süresi sonunda belediyedeki personel sayısının yaklaşık 900-940 seviyelerine ulaştığı konuşuldu.
Tahsin Erdem Dönemi: Yeni Rekor mu Geliyor?
2024 yılında göreve gelen Tahsin Erdem döneminde ise artışın hızlandığı iddia ediliyor.
Bugün belediyedeki işçi sayısının yaklaşık 1.250 seviyesine ulaştığı konuşuluyor.
Mevcut gidişat sürerse 2029’a kadar rakamın yeniden 1.500’e dayanacağı yorumları yapılıyor.
Asıl Soru Şu…
Burada kimseye “işçi alınmasın” demek mümkün değil.
Sonuçta işsizlik gerçeği var. Belediyeler sosyal baskıyla karşı karşıya. Her gelen yönetim kendi siyasi kadrosunu oluşturmak istiyor.
Ama vatandaşın sorduğu temel soru şu:
Zonguldak’ın nüfusu mı olağanüstü arttı? Belediyenin hizmet alanı mı birkaç kat büyüdü? İş yükü mü katlandı?
Yoksa belediye yine “iş kapısı” mantığıyla mı yönetiliyor?
Çünkü geçmişte 650-700 personelle yürüyen sistemin bugün neden 1.250 kişiye ihtiyaç duyduğu kamuoyuna net şekilde anlatılabilmiş değil.
"Tahsin Erdem Zeki Çakan'a mı özendi?" diyemeyiz.
Zeki Çakan işçi aldı ama Belediye Başkanlığı döneminde döktüğü asfaltlar ve beton yollar hala mahallelerde konuşuluyor.
Ama Tahsin Erdem'in bu kadar personeli varken 1 metre asfalt dökemedi!