Adamlar nam salmıştı.
Kabadayılıkları.
Eşkıyalıkları.
Yapmadıkları eziyet kalmamıştı.
Nerde mazlum var.
Onlarda ahı var .
Nerde garip-yetim var.
Onlarda hakkı var.
Asıp kesiyorlar.
Yakıp yıkıyorlar.
[*] [*] [*]
Öteyüz dağlarındayız.
Davarları yüksek bir tepeden aşağı saldık.
Geniş bir alana dağıldılar.
Yüksek bir kayanın tepesine çıktık.
Görüş açısı müthiş.
Her tarafa hakim.
Yan yan oturduk.
Kalın kabanını çıkardı.
Altımıza serdi.
Oturduk.
Sağ ayağını ileri doğru uzattı.
Keçeden dikilmiş pantolonunun cebine attı elini.
Bir tabaka çıkardı.
Açtı kapağını.
İçinde birkaç sigaralık kağıt ve biraz tütün vardı.
Tabakayı tuttuğu elinin iki parmağı arasına kağıdı açtı.
Diğer eliyle tabakadan aldığı tütünü serdi kağıda.
Yuvarladı.
Sigara oldu.
Sigarayı ağzına götürüp çekti.
Diline yapışan tütünleri tükürdü.
Sonra sigarayı ağzına götürdü.
Tabakayı cebine soktu.
Uzattığı ayağını topladı.
Diğer ayağını uzatıp, elini sol taraftaki cebine atıp bir poşet çıkarttı.
Yavaş yavaş açtı.
İçinde bir metal parçası, bir parça taş ve ufak bir ağaç çürüğü çıktı.
Metali eline aldı, çürüğü altına yerleştirdi.
Parça taşla metale vurduğunda kıvılcımlar çıktı.
Bir parça kıvılcım çürük parçasına düştü.
Ufak &[#]8216;çıtlak&[#]8217; oldu.
Üfledi.
Ateş oldu.
Sigarasını yaktı.
Taş ve metali poşete sarıp tekrar cebine koydu.
Sıra geldi muhabbete.
Baş döndüren manzarada dede-torun muhabbeti de müthiş oluyordu.
[*] [*] [*]
Sordum.
- Sen onlardan korkuyor musun?
- Yok.
- Neden korkmuyorsun?
- Onlar zalim. Zalimler korkak olur. Milletin hakkını yiyenler kolay kazandıklarını kaptırmamak için hırçın olurlar.
- Onlar çok kalabalık.
- Sıkıştıkları zaman it sürüsü gibi saldırılar. Ama ortalarına bir kemik at, birbirleriyle dalaşırlar. Ellerindekini kaybetmemek için en yakınlarını bile gözden çıkarırlar. Akıllı adam zalimden korkmaz. Kendilerini dev aynasında görenler, akıllarına inen perdeyi göremedik-lerinden her defasında bir kayaya toslarlar.