Ankara’dan
dönüyoruz. Yanımda ağabeyim var.



“Ali; niye karayolunun en kötüsü, tünelin en kötüsü,
trenin en kötüsü, demiryolunun en kötüsü bizde?”
diye sordu.



“Siyasetçilerimiz kötü de ondan” dedim. Başka
soru sormadı.



Sahi, Dorukhan’a
kadar gelen sıcak asfalt, oradan Zonguldak istikametine neden geçmez?



Hızlı tren bize
gelir gibi yapar da niye gelmez?



Tünelimiz
virajlı, yolumuz çukurludur bizim.



Çocukluk aşkı gibidir
Ereğli-Zonguldak yolu, hiç bitmez.



Her bahar
yeniden yeşerir o aşk, çalışma başlar, kışın yine biter.



Devletin
küçüldüğü yerde özel sektör büyür…



Biz de; devlet
küçüldükçe, özel sektör de küçülüyor.



En başında topu
politikacılara attık ama.



Şehrin işadamı
düzgün olmayınca…



Siyasetçisi
düzgün olur mu? Bürokratı düzgün olur mu? Basını düzgün olur mu?



İşadamları
güçlü-adil olsa; siyasetçisi de güçlü, basını da güçlü, bürokratı da düzgün
olur. O zaman yolun da güzel olur, tünelin de…



Ev sahibinin hiç
mi kabahati yok? Bu basiretsiz politikacıları halkımız seçmedi mi?



Bu belediye
başkanları armut ağacından düşmedi ya... Biz seçtik. Hepimiz suçluyuz aslında. Yok
birbirimizden farkımız. Hepimiz Osmanlı Bankası’yız…





Gündem AK Parti olacak…





AK Parti’nin
Cumartesi günü yaptığı İl Danışma Kurulu Toplantısı’nda bombalar birbiri ardına
patladı. Milletvekilleri arasındaki çekişme ilk kez su yüzüne çıktı.



Toplantıya,
Köksal Toptan ve Ercan Candan’ın katılmaması eleştirildi.



Bildiğimiz
kadarıyla Köksal Toptan, Yunanistan’a gitmişti.



Ercan Candan da,
önümüzdeki dönem listede olmayacağı için toplantıya gelmemiş olabilir. Özcan Ulupınar, ikisini de temsil etti. Ama
toplantıya; Özcan Ulupınar, Ali Bektaş, Mithat Gülşen ve Satılmış Gebeş’in
sözleri damga vurdu.



Milletvekili
Özcan Ulupınar, Pusula’ya ve şahsıma yönelik eleştiriler de getirmiş. “Abisini meclis üyesi yaptık” demiş.
Doğru söylememiş. Çünkü ağabeyim Sabri Tığ, bu partinin kurucusudur. Devrek’e
gidip Özcan Ulupınar’ı, AK Parti’ye davet eden de odur.





Kıssadan Hisse: Yönetim dersi…





Konfüçyüs, bir
süre için şehrin yönetiminde görev alır ve yedi gün sadece şehirde olanları
izler. Yedinci gün şehirdeki en yüksek memur Shao-Cheng’i idam ettirir.



Bu davranış
üzerine öğrencileri çok şaşırırlar, yanına giderler ve sorarlar:



“Shao-Cheng, bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir
adamdı. Şehrin yönetiminde yetki aldıktan sonra ilk işiniz onu idam ettirmek
oldu. Bildiğimiz kadarıyla bu adam haydutluk, hırsızlık yapmamıştı. Bunu neden
yaptınız?”



Konfüçyüs, öğrencilerine
neden yaptığını anlattı:



“Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık,
bunlardan sonra gelirler. Bu beş suç şunlardır:



1. İyi eğitimli ve bilgili olmasını gizlice kendi
fırsatları için kullanan…



2. Aşırıya kaçan bir hayat tarzı ile inatçılık…



3. Doğruyu söylemese de insanları yanıltabilen…



4. Sadece olumsuz olaylar ve her şeyin hep kötü
yanları hakkında konuşan…



5. Yanlış olduğunu bildiği şeyleri sanki doğruymuş
gibi gösteren ve destekleyen…



Shao-Cheng’de bunların hepsi vardı. Nereye gitse,
taraftar topluyor, isyanlar yaratabiliyordu. Aldatıcı fikirlerini, parlak
konuşmaların arkasına gizleyebiliyordu. Doğruyu ve yanlışı karıştırıyordu. Ben
de şehir halkı için üzülmek yerine bu adamdan kurtulmayı tercih ettim.”





Günün Sözü:





Kadına inanan,
kendini aldatır. İnanmayan da kadını aldatır.



Çin Atasözü