Benim de sevmediğim, başkalarınca da pek hoşlanılmayan bir söz var:

“Ben demiştim!”

Bu haftaki yazımı, bu anlamda değil de “hatırlatma” olarak kabul edin.

7 Kasım 2013 tarihli “Mahşerin Atlıları” başlıklı yazımda şunları demiştim:

“Bir yazımda;

‘Din ile devlet evlenirse, doğacak çocuk sakat olur’ demiş ve bunun gerekçelerini anlatmıştım.

…

Çünkü, devleti dini referanslarla yönetmeye kalkarsanız, ortaya ileri demokrasi değil, diktatörlük çıkar.

Burada tehlike dinden değil, kendisini Allah adına hükmettiğini zanneden diktatörlerden gelir.

…

Ama asıl tehlike, bu akılla giderlerse, araladıkları alacakaranlık kapısından gelecek olanlardır.

Çünkü alacakaranlıktan sonra gelen zifir gecedir.

Zifir gecenin sahipleri, sadece toplumun bir kısmı için değil, AKP için de hayırlı olmayacaktır.

Çünkü aranan kıstas, zifir gecenin bekçilerine göre ‘kim daha dindar?’ sorusunun cevabıdır.

Bu sorulmaya başlandığında, AKP´nin bugünkü kadrolarının çoğunun, hatta Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bile tasfiyesi kaçınılmazdır.

O zaman çözüm, Recep Tayyip Erdoğan’ın iki ellerinde…

İki elinin arasına başını koyup düşünecek.

Mağdurluktan mağrurluğa geçişini sorgulayacak.

Yoksa zifir gece kapıda…

Mahşerin atlıları koşmaya hazır bekliyorlar. Hatta eşkin adım yürüyorlar, tırısa kalkmak üzereler.

Sonumuz hayrola!”

Gerçekten sonumuz hayrola!

AKP’nin araladığı “alacakaranlık” kapısından ilk “Mahşerin Atlısı” geldi!

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) denilen aşırı dinci, El Kaide uzantısı bir terör örgütü, Musul’u işgal etti. Musul’daki Konsolosluğumuzu bastı. Kim varsa esir aldı. Ayrıca ekmeğinin peşinde olan 32 TIR şoförü vatandaşımızı da tutukladılar.

Şimdi de T.C’yi tehdit ediyor, tutuklu militanlarının bırakılmasını, istedikleri para verilmezse, her gün bir TIR şoförünün kellesini keseceklerini söylüyorlar.

Diyarbakır’da bayrağımızın indirilmesine -haklı olarak- babalanan T.C., Musul’da tek kurşun atmadan bayrağını da, toprağını da, 49 vatandaşını da teslim etti.

Ortadoğu’da yeni Osmanlı rolüyle racon kesmeye kalkışan R.T.E., böylesi onur kırıcı bir durumla karşılaştı.

Zannediyorlardı ki:

“Biz de, onlar da Sünni ve İslamcıyız. Onlara gerektiğinde yardımcı da oluyoruz. Bu nedenle bize yanlış yapmazlar.”

Oysa ki, kazın ayağı öyle değil.

Yüce Allah’ın dört peygamber gönderip, dört kitap indirdiği halde bir türlü düzelmeyen Ortadoğu bataklığına, hem de dinsel argümanlarla dalarsan, birilerinden yana, birilerine karşı olursan, sonuç bu olur.

“Allahuekber!” diyerek birbirinin kellesini kesenler, sana niye yanlış yapmasın?

Alacakaranlık kapısını araladınız, zifir gecenin belaları yağmaya başladı.

Bizim topraklarımızda kaçak benzin-mazot ticareti yapan bu örgütte üç bin de Türk vatandaşı varmış. Yani IŞİD, içimize girmiş zaten. Kim bilir, topraklarımızda daha hangi örgütler cirit atıyor. Yarın hangi belalarla karşılaşacağız.

Bu nedenle acilen, büyük deha Mustafa Kemal’in “Misak-ı Milli Sınırları” ve “Yurtta Barış, Dünyada Barış” politikasına geri dönün.

“Öküze özenen kurbağa” politikanızı terk edin.

Sizin çatlamanız kimsenin umurunda değil, ama yurdumuzu parçalamayın.

“Biz senin dediğin gibi değiliz” diyen AKP’li dostlar…

Son sözüm de size;

R.T.E.’nin araladığı “alacakaranlık kapısından, karanlık gecenin askerleri” geliyor.

İnanın sadece ülkemiz değil, siz ve aileleriniz de garantide değilsiniz.

Tek kurtuluşunuz var;

Recep Tayyip Erdoğan’ı durdurun!