Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesindeki kaçak bir maden ocağında meydana gelen göçükte, 44 yaşındaki madenci Muhammet Çelik hayatını kaybetti.
Öncelikle Muhammet Çelik’e; Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm maden camiasına başsağlığı ve sabır diliyorum.
Yine bir emekçi…
Yine ekmek parası…
Yine maden ocağı…
Ve yine ölüm!
Zonguldak’ta bu hikayeyi ne yazık ki, defalarca gördük ve yazdık.
İnsanlar, evine ekmek götürebilmek için, hayatlarını hiçe sayarak maden ocaklarına giriyor.
Ölüm ise onları, hayatlarının büyük bölümünü geçirdikleri yerin altında yakalıyor.
Senaryo aynı!
Sonuç aynı!
Söz konusu ocak, yaklaşık 22 gün önce patlatılarak mühürlenmiş!
Peki sonra?
Ocak yeniden çalışmaya başlamış!
Daha da acısı, hayatını kaybeden madencinin "ocak sahibi" olarak gösterildiği iddiaları gündeme geliyor!
Gerçekten bütün sorumluluğu, yerin yüzlerce metre altında ekmek parası kazanmaya çalışan gariban bir emekçinin üzerine bırakmak ne kadar doğru?
Kaçak ocağın işletilmesindeki organizasyon, finansman, kömürün pazarlanması ve yeniden üretime başlanması gibi süreçler bütün yönleriyle araştırılmalı.
Çünkü mesele, yalnızca “kaçak ocağı kim çalıştırıyordu?” sorusundan ibaret değil.
Asıl sorulması gereken...
"Mühürlenen bir ocak, nasıl oluyor da yeniden üretime geçebiliyor?"
Zonguldak Valiliği öncülüğünde yaklaşık iki yıldır kaçak ocaklarla mücadele kapsamında çalışmalar yürütülüyor.
Komisyonlar oluşturuluyor, tespit edilen ocaklar patlatılıyor ve mühürleniyor.
Devlet, üzerine düşen ilk adımı atıyor.
Ancak mesele, burada bitmiyor ki!
Bir ocak mühürleniyor.
Sonra o mühür bir şekilde açılıyor.
Ocak yeniden çalışıyor.
Ve sonunda bir başka madenci hayatını kaybediyor.
Öyleyse, mevcut sistemin sonuçlarını yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü ortada acı bir gerçek var...
Kaçak ocaklar tamamen ortadan kaldırılamıyorsa, uygulanan yöntem yeterli değildir.
Burada amaç, yalnızca ocağı patlatmak ya da mühürlemek olmamalı.
Mühürlenen ocağın yeniden açılmasını engellemek, faaliyetlerin arkasındaki kişileri ve organizasyonu ortaya çıkarmak, işçilerin bu ocaklara neden girmek zorunda kaldığını anlamak ve denetimi sürekli hale getirmek gerekiyor.
Çünkü bir ocağın, bugün kapatıp yarın yeniden çalışmasına göz yumuluyorsa, aslında sorun çözülmüş olmuyor.
Sadece bir sonraki kazanın tarihi ertelenmiş oluyor.
Ve bedeli de çoğu zaman bir işçinin canı oluyor.
Zonguldak’ın gerçeğini de görmezden gelmemek lazım.
Bu insanlar, çoğu zaman ekmek parası için ocağa giriyor.
Onları kaçak ocaklara götüren ekonomik ve sosyal şartlar da ayrıca sorgulanmalı.
Ama hiçbir ekonomik gerekçe, işçinin hayatını tehlikeye atan çalışma düzenini normalleştiremez.
Devlet; kaçak ocağı buluyor, patlatıyor ve mühürlüyor.
Peki, mühürden sonra ne oluyor?
Asıl cevaplanması gereken soru bu.
Kaçak ocaklarla mücadele için oluşturulan komisyonların daha etkin çalışması, yalnızca ocağın kapatılmasına değil, yeniden faaliyete geçmesinin önlenmesine ve arkasındaki mekanizmanın ortaya çıkarılmasına odaklanması gerekiyor.
Çünkü her ölümün ardından aynı cümleleri kurmak istemiyoruz.
“Kaçak ocaktı!”
“Mühürlüydü!”
“Yine açılmış!”
“İşçi hayatını kaybetti!”
Bu cümleleri artık daha kaç kez yazacağız?
Bir kentte kaçak ocaklarla mücadele için komisyon kurulmuşsa ve buna rağmen kaçak ocaklarda insanlar hayatını kaybetmeye devam ediyorsa,
uygulanan modelin yeniden masaya yatırılması gerekiyor.
Devlet büyüklerine çağrımız açık...
Kaçak ocaklarla mücadelede mevcut yöntemlerin sonuçlarını yeniden değerlendirin.
Çünkü mesele, yalnızca kömür değil.
Mesele, insan hayatı...
Mesele; bir babanın, bir evladın, bir eşin eve sağ salim dönebilmesi.
Muhammet Çelik, bugün aramızda değil.
Geride yine bir aile, yine bir acı ve yine cevabı bekleyen çok sayıda soru kaldı.
Zonguldak, artık aynı senaryoyu, aynı sonla izlemek istemiyor!

Mesai saatleri içinde seçime katıldılar!

Zonguldak İl Özel İdaresi hizmet binasında geçtiğimiz nisan ayında yapılan "İl Genel Meclisi Başkanlığı" seçiminde yaşanan olaylar var.
Seçim sonrası, o dönemin CHP'lileri ortalığı talan etmişti!
Milletvekilleri Deniz Yavuzyılmaz, Eylem Ertuğ Ertuğrul, İl Başkanı Devrim Dural, Merkez İlçe Başkanı Nazmi Özden, ilçe başkanları, il yöneticileri, aynı zamanda Zonguldak Belediyesi'nde çalışan il yöneticileri, oldukça göze batmıştı!
Belediye Başkanı Tahsin Erdem'in oğlu Barış Emirhan Erdem, belediye çalışanları Samet Albayrak, Ahmet Ateş, Alperen Furat ve diğerleri...
Jandarmaya kafa tutuldu!
İrade yok sayılarak kapılar tutuldu!
AK Partili meclis üyeleri salona alınmadı!
Kamu malına zarar verildi!
Bu gerekçelerle Zonguldak Valiliği tarafından suç duyurusunda bulunuldu.
Suç duyurusuyla ilgili iddianame hazırlandı, yakında mahkemesi var.
Bakalım, özellikle Zonguldak Belediyesi çalışanları, mesai saatleri içinde İl Özel İdare'deki seçimde bulunmalarını nasıl izah edecekler?
Mahkemeden ne karar çıkacak?
Takipçisi olacağız.