Yayla Ortaokulu, Zonguldak’ta binlerce öğrencinin eğitim aldığı, kentin hafızasında yer etmiş okullarından biriydi.
Uzun süredir hakkında yıkım kararı bulunan okulda yıkım çalışmaları başladı.
Ancak yıkımla birlikte şehirde yeni bir tartışma da alevlendi...
“Okulun yerine otopark mı yapılacak?”
Son yıllarda kamuoyunda sıkça dile getirilen bu iddia, özellikle bölge sakinleri arasında ciddi bir merak ve endişe oluşturdu.
Kent merkezinde her boş alanın otoparka dönüşmesi ihtimali, haliyle insanları tedirgin ediyor.
Zonguldak gibi zaten sınırlı alanlara sahip bir şehirde, bir eğitim kurumunun yerinin otoparka dönüşmesi pek çok kişi tarafından kabul edilebilir bir durum olarak görülmüyordu.
Ancak bu tartışmalara noktayı koyacak açıklama geldi.
Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürü Uygar Keskin'le bir görüşme yaptım.
Söz konusu alanda otopark değil, tamamen eğitim odaklı bir proje planlandığını duyurdu.
Alana; 3, 4 ve 5 yaş grubu çocuklara hizmet verecek bir kreş ve anaokulu yapılacak.
Yani alan yine eğitim için kullanılmaya devam edecek.
Üstelik proje, yalnızca bununla da sınırlı değil. Planlanan eğitim kompleksi içerisinde ayrıca "Eğitim Müzesi" kurulması da hedefleniyor.
Böylece hem kentin eğitim geçmişini yaşatacak, hem de öğrencilere farklı bir öğrenme alanı sunacak bir merkez oluşturulması amaçlanıyor.
Bunun yanında projede dikkat çeken bir başka detay daha var.
Kompleks içinde, Halk Eğitim Merkezi kurslarında üretilen ürünlerin sergilenip satışa sunulabileceği bir alanın da yer alması planlanıyor.
Bu da hem kursiyerlerin emeğinin görünür olmasına hem de üretimin desteklenmesine katkı sağlayacak. Kısacası ortaya çıkan tablo şu...
Yıkılan bir okulun yerine, yine eğitime hizmet edecek yeni bir alan kazandırılmak isteniyor.
Elbette projelerin açıklanması kadar, hayata geçirilmesi de önemli. Zonguldaklılar şimdi bu projenin bir an önce somut adımlarla ilerlemesini ve verilen sözlerin sahada karşılık bulmasını bekliyor.
Çünkü bu şehirde eğitimle ilgili her yatırım, sadece bugünü değil, geleceği de şekillendiriyor.
Kadınlar ölmesin, geleceği inşa etsin
Her yıl "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü" geldiğinde kadınların emeğini, mücadelesini ve toplumdaki yerini konuşuyoruz.
Mesajlar paylaşılıyor, programlar düzenleniyor, kadınların hayatın her alanındaki başarıları anlatılıyor.
Ama ne yazık ki, Türkiye’de bu özel günün gölgesinde çok acı bir gerçek de var.
Kadın cinayetleri...
Artık neredeyse her gün bir kadının öldürüldüğü haberini duyuyoruz.
Gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada sürekli aynı cümlelerle karşılaşıyoruz...
“Bir kadın daha öldürüldü.”
Bu cümle, artık sıradanlaşmış gibi görünse de, aslında her biri bir hayatın, bir ailenin ve bir geleceğin yok olması demek.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artık son bulmalıdır.
Çünkü bu sadece bireysel bir sorun değil, toplumun vicdanını yaralayan bir insanlık meselesidir.
Özellikle özgürleşmek isteyen, kendi hayatını kurmak isteyen kadınlar büyük risk altında.
Boşanmak isteyen, şiddetten kurtulmak isteyen, yeni bir hayat kurmak isteyen kadınların hedef haline geldiğini üzülerek görüyoruz.
Oysa bir kadının özgürce yaşamak istemesi suç değildir.
Kendi hayatı hakkında karar vermek istemesi suç değildir.
Şiddete "dur" denilmesi hiç suç değildir.
Bir toplumun gelişmişliği, kadınların ne kadar güvende yaşadığıyla ölçülür. Kadınların korkmadan sokakta yürüyebildiği, hayatına kendi karar verebildiği bir toplum, güçlü bir toplumdur.
Biz kadınların, yalnızca şiddet gördüğü ya da öldürüldüğü haberlerle gündeme gelmesini istemiyoruz. Kadınların; bilimde, eğitimde, sanatta, siyasette, üretimde ve hayatın her alanında ortaya koydukları başarılarla konuşulmasını istiyoruz.
Aydın kadınlar; kendileri, çocukları ve ülkeleri için geleceği inşa eden insanların başında geliyor. Onlar sadece kendi hayatlarını değil, toplumun yarınlarını da şekillendiriyor.
İşte bu yüzden kadınların adı acı haberlerde değil, başarı hikayelerinde geçmelidir.
8 Mart’ın gerçek anlamı da tam olarak budur.
Kadınların eşit, özgür ve güvenli bir hayat sürdüğü bir dünya için mücadele etmek.
Çünkü kadınların yaşadığı, ürettiği ve özgür olduğu bir toplumda geleceğin temelleri daha güçlü atılır.
Ve artık şu cümleyi duymak istiyoruz...
Kadınlar ölmedi…
Kadınlar başardı.