Bir süredir Devrek ilçesindeki Çolakpehlivan Köprüsüyle ilgili haberler yapıyoruz.
Hafta sonunda ne
oldu, biliyor musunuz?
Çolakpehlivan
Köyünde iki ev yandı.
İtfaiyeye haber
verildi.
Ama itfaiye
köprü olmadığı için Çaydeğirmeninden dolaştı.
Dolayısıyla
yangına geç müdahale edildi.
Olayın
sevindirici tarafı, can kaybı yok.
Ama bu olayın
bir sorumlusu olmadı.
Ve bir de hesap
vereni
Yetkililer,
sorumluluğu üzerlerinden atmak için haberi yapan bizleri suçlayacaklar.
Ama o iki evi
biz yakmadık.
Köprüyü de biz
yıkmadık.
İhaleyi geç
yapanlar, fiyatı yüksek tutanlar, hala işe başlamayanlar hesap versin.
Yerli gudal
Bizim yerli
gudal, işin bir tarafında olabilmek için yırtınıyor.
Sağa koşuyor,
sola koşuyor
Derdi, Hamdi Uçar milletvekili olmasın, Ali
Bektaş İl Başkanı olmasınmış!
Sanki oralarda
sözü geçiyormuş gibi numara da yapıyor.
Her gün yemek
yiyip bahşiş verdiği kebapçıdan başka bir yerde tanınmayan yerli gudal,
kendinin bir nimetten sayılması için nasıl taklalar atıyor, bilemezsiniz.
Yerel seçimde
aldığı darbe yetmemiş olacak ki, bir de genel seçimde darbe yemek istiyor.
Kendisinden bir
şey olmadığını bildiği için yerel seçimde kullandığı ismi getirecekmiş.
Getirsin
bakalım.
Yerel seçimde
olduğu gibi genel seçimde de gökünün üstüne otursun da görsün gününü
Kıssadan Hisse: Bir avuç toprak
Halinden yoksul
olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu. Tevafuken
oradan geçmekte olan ülkenin padişahı, bu gariban adamla ilgilendi ve ona, Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne
olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim dedi. Biraz sonra oltaya
takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, Ne yapalım, rızkın bu kadar, oltana ağır
bir şey takılmadı diyerek alıp sarayına götürdü.
Saraya varınca
adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti
Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar.
Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular, ama kemik yerinden
oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin
on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi. Altını doldurmaya
devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı, ama kemik tarafı yerinden
kımıldamıyordu. Bunda bir sır olduğunu anladılar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın
ne olduğunu sordular. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu
açıklamada bulundu:
Bu kemik, açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz
bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz. Çünkü doymaz,
ama bir avuç toprak bunu doyurur.
Nitekim bir avuç
toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi.
Günün Fıkrası: Bir tane daha
Temel, sahilde
yürürken bir şişe bulur. Merak edip mantarını çıkarınca birden içinden bir cin
çıkar ve:
Beni kurtardın. Üç dilek hakkın var.
Temel: Cebimde param hiç bitmesin.
Cin, parmağını
şıklatır. Temel, elini cebine atar, para doludur. Bütün parayı çıkarıp tekrar
sokar, yine para doludur. Temel ikinci isteğini düşünür:
Bir şişe rakım olsun, ama hiç bitmesin.
Cin parmağını
şıklatır ve Temel´in önünde bir şişe rakı belirir. Temel şişeyi açar ve yere
döker, ama şişeyi doğrultur doğrultmaz yine dolmuştur. Bir daha döker ve şişe
yine dolar. Bunun üzerine:
Bu şişeyi çok sevdim. Bir tane daha istiyorum.
Günün Sözü:
Hayat hakkında
öğrendiğim her şeyi şu üç kelimede özetleyebilirim: Hayat devam ediyor
Robert Frost