Bir süredir Devrek ilçesindeki Çolakpehlivan Köprüsü’yle ilgili haberler yapıyoruz.

Hafta sonunda ne oldu, biliyor musunuz?

Çolakpehlivan Köyü’nde iki ev yandı.

İtfaiyeye haber verildi.

Ama itfaiye köprü olmadığı için Çaydeğirmeni’nden dolaştı.

Dolayısıyla yangına geç müdahale edildi.

Olayın sevindirici tarafı, can kaybı yok.

Ama bu olayın bir sorumlusu olmadı.

Ve bir de hesap vereni…

Yetkililer, sorumluluğu üzerlerinden atmak için haberi yapan bizleri suçlayacaklar.

Ama o iki evi biz yakmadık.

Köprüyü de biz yıkmadık.

İhaleyi geç yapanlar, fiyatı yüksek tutanlar, hala işe başlamayanlar hesap versin.

Yerli gudal…

Bizim yerli gudal, işin bir tarafında olabilmek için yırtınıyor.

Sağa koşuyor, sola koşuyor…

Derdi, “Hamdi Uçar milletvekili olmasın, Ali Bektaş İl Başkanı olmasın”mış!

Sanki oralarda sözü geçiyormuş gibi numara da yapıyor.

Her gün yemek yiyip bahşiş verdiği kebapçıdan başka bir yerde tanınmayan yerli gudal, kendinin bir nimetten sayılması için nasıl taklalar atıyor, bilemezsiniz.

Yerel seçimde aldığı darbe yetmemiş olacak ki, bir de genel seçimde darbe yemek istiyor.

Kendisinden bir şey olmadığını bildiği için yerel seçimde kullandığı ismi getirecekmiş.

Getirsin bakalım.

Yerel seçimde olduğu gibi genel seçimde de gökünün üstüne otursun da görsün gününü…

Kıssadan Hisse: Bir avuç toprak…

Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu. Tevafuken oradan geçmekte olan ülkenin padişahı, bu gariban adamla ilgilendi ve ona, “Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim” dedi. Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, “Ne yapalım, rızkın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı” diyerek alıp sarayına götürdü.

Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar. Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular, ama kemik yerinden oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi. Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı, ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu. Bunda bir sır olduğunu anladılar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:

“Bu kemik, açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz. Çünkü doymaz, ama bir avuç toprak bunu doyurur.”

Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi.

Günün Fıkrası: Bir tane daha…

Temel, sahilde yürürken bir şişe bulur. Merak edip mantarını çıkarınca birden içinden bir cin çıkar ve:

“Beni kurtardın. Üç dilek hakkın var.”

Temel: “Cebimde param hiç bitmesin.”

Cin, parmağını şıklatır. Temel, elini cebine atar, para doludur. Bütün parayı çıkarıp tekrar sokar, yine para doludur. Temel ikinci isteğini düşünür:

“Bir şişe rakım olsun, ama hiç bitmesin.”

Cin parmağını şıklatır ve Temel´in önünde bir şişe rakı belirir. Temel şişeyi açar ve yere döker, ama şişeyi doğrultur doğrultmaz yine dolmuştur. Bir daha döker ve şişe yine dolar. Bunun üzerine:

“Bu şişeyi çok sevdim. Bir tane daha istiyorum.”

Günün Sözü:

Hayat hakkında öğrendiğim her şeyi şu üç kelimede özetleyebilirim: Hayat devam ediyor…

Robert Frost