Geçen hafta “Din ve Akıl” başlıklı yazımızda söz verdiğim gibi, sıra karşı mahallede…

Bu hafta işimiz zor.

Çünkü karşı mahalle çok kalabalık…

Kimler oturur bu mahallede?

Liberal-Demokrat Sağ, Milliyetçiler, Kürtler, Milli Görüşçüler (Zorunlu ikamet), Aleviler, İstanbul Sermayesi, CHP, Ordu…

Neyse, başlayalım…


LİBERAL-DEMOKRAT SAĞ…

Bu çizgi, Demokrat Parti (DP), Adalet Partisi (AP), Doğru Yol Partisi (DYP) ve Anavatan Partisi (ANAP) olarak siyasi sahnede yer aldı. Genellikle de iktidar oldu.

Ancak tarihsel süreçte akıl yönünden pek doğru davrandıkları söylenemez. Refleks olarak sola karşı oldular. Sol ile mücadele, solun engellenmesi adına, aşırı dinci ve milliyetçi akımları desteklediler.

DP’nin, başta Said-i Nursi olmak üzere aşırı dincileri palazlandırması, halkın dini duygularını dalkavukça istismarı, Adnan Menderes’in, “Siz isterseniz, hilafeti-saltanatı bile getirirsiniz!” sözü, işin özetidir.

AP ve DYP çizgisi de farklı değildi. Bu dönemde köktendincilerin desteklenmesine, aşırı milliyetçilerin de desteklenmesi eklendi.

Komünizmle mücadele dernekleri ve komando kamplarına verilen destek ile Süleyman Demirel’in;

“Tespih çekenle tetik çeken bir olur mu?”

“Bana ‘milliyetçiler cinayet işliyor’ dedirtemezsiniz!” sözleri, daha dün gibi akıllardadır.

Turgut Özal’ın ANAP’ı döneminde de bu anlayış sürdü. Köktendinci ve aşırı milliyetçiler arkalandılar, devlet içinde kadrolaştılar, büyüdüler…

Sonuçta ne oldu?

Arkaladıkları köktendinciler, bugün iktidardalar.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ise, yüzde 15 oyu olan kalıcı bir parti oldu.

Peki, Liberal-Demokrat Sağ nerede? Buharlaştı, yok oldu!

Bunun akılla ilgisi var mı?

İnsan kendi kuyusunu kazar mı?


MHP-MİLLİYETÇİLER…

Bizim mahalleden bazıları kızacak, ama karşı mahalleden aklını kullanan tek parti, MHP’dir. Neden mi?

Kadrolaşma ve büyüme konusunda Liberal Sağ’dan çok iyi yararlandı.

12 Eylül öncesinde derin devlet ve emperyalistlerin Ülkücü gençliği kullandıklarının farkına vardı.

12 Eylül’de Ülkücüler de binlerce kayıp verdiler. Onlar da hapiste yattı, idam edildiler.

Bu süreçte Alparslan Türkeş´in;

“Bu nasıl çelişki? Fikrimiz iktidarda, ama biz hapisteyiz.”

“Devlet bizi kullandı!” anlamına gelen sözleri bunun özetidir.

Türkeş ve sonrasında Devlet Bahçeli’nin, bu nedenle Ülkücü gençliği sokaktan ve illegal faaliyetlerden uzak tutması, ülkenin birliği ve huzuru için çok önemli bir tavırdır.

Üstelik, Kürt meselesinin de canlı olduğu süreçte, bu tavrın sürdürülmesi bence teşekküre değecek bir davranıştır.

MHP’nin bu süreçte akla aykırı davranışı yok mu? Elbette var.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kurmaya çalıştığı İslami devlette, MHP’nin yaşama hakkı yok. Ümmet anlayışı; kavmiyetçiliği, milliyetçiliği reddeder. Ama, Sayın Bahçeli, her gün kavga ettiği AKP’nin her sıkıştığında, Meclis’te destekçisi oluyor.


SAADET PARTİSİ…

Bu mahallede mecburen oturuyorlar.

Ama; düşüncelerinde samimi çıktılar.

Necmettin Erbakan’ı, sever ya da sevmezsiniz. Ama fikri anlamda tutarlı ve samimi olmalarını sorgulayamazsınız.

ABD-AB-Siyonizm’e teslim olmadılar. Harakiri yaptılar. Yüzde 3 oya razı oldular.

Gömlek değiştirmediler, onurlu kaldılar.


KÜRTLER…

Bu konuda çok yazdım.

Dileyen sitedeki eski yazılarıma bakabilir.

Kürt hareketi, bence en akıl dışı davranışı sergiledi. Otuz yıllık mücadelede kırk binden fazla can yitirildi. Ülkenin geleceği, mermi kovanlarında yakıldı. Milyonlarca Kürt, evinden, köyünden sürüldü. Üstüne üstlük bunca çile ve kayıp karşılığında Ortadoğu’yu seçtiler. Bunun akılla ilgisi var mı?


ALEVİLER…

Bu konuda da çok yazdım. Ama özetle şunu söyleyeyim…

Aleviler, her zaman cumhuriyetçi, laik, demokrat oldular. Ama bazıları aklını yitirdi.

Kendi düşüncelerinin evrenselliğinin farkında olmayan, 500 yıl Osmanlı kadısına gitmemekle övünen Alevilerin bir kısmı (İzzettin Doğan vb.), Emevi İslamı düşüncesindeki AKP’den medet umdular. Haram sofrasından lokma yediler. Dilerim, “Hak-Muhammet-Ali Divanı”nda yüzleri kara çıkmaz.


İSTANBUL BURJUVAZİSİ VE ORDU…

İkisinin de akli hataları ve pozisyonları aynı.

Cumhuriyetin ilanından bu yana sola düşman, ileri demokrasiye karşı oldular. Kendilerini yok edecek olan köktendinciliğe açık ya da gizli destek verdiler, tehlike saymadılar.

Şimdi AKP’den tokat üstüne tokat yiyorlar. Hatta hakaret duyuyorlar.

Ama artık çok geç, yalnız kaldılar.


CHP…

Akli yönden sınıfta kalan bir parti…

AKP, iktidara geldiğinde her şey belliydi. Ülke “AKP ve Diğerleri” olarak bölünecekti. Bir cephe hareketi gerekecek ve lideri de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olacaktı, olması gerekiyordu.

Ama olmadı.

CHP, bundan ısrarla kaçtı.

Tam aksine, sağdan oy alma iddiası ile çark etti. Sağdan kadro devşirmeye, cemaate şirin görünmeye çalıştı.

Bu nasıl akıl?

Evet,

karşı mahallenin durumu da bu…

Peki, ne yapılabilir?

O da haftaya...


Bu tavanın balıkları; birliğiniz, dirliğiniz daim olsun!