AK Parti’de,
Mükerrem Ayçiçek’ten boşalan koltuğa,
Hüseyin Yıldız atandı.
Atandı ama,
Adeta ayağına pranga taktılar.
Genel Merkez,
Büyük bir sorunu göz ardı etti.
Bunu gören bazı kötü niyetliler ise,
İstifa etmemek için,
Adeta ayak sürüdü.
Bu mücadele aylarca sürdü.
Hafta içinde ise,
25 istifa başkana iletildi.
Tamam güzel.
Peki bunu bu kadar uzatmanın anlamı neydi?
Seçimde bile çalışmayan ekipler,
Bir anda,
Seçimden sonra istifa etti.
Seçim öncesi istifa edilse,
Yeni kadrolar,
Canla başla mücadele edecekti.
Ancak,
Demek ki,
Bir şeylerin olgunlaşması gerekiyormuş.
Belki,
Yeni başkanın başarısız görünmesi gerekiyordu.
Belki klasik oyun üzerine çıkılmaması gerekiyordu.
Belki genç bir siyasetçinin başarısız olması önlerini açacaktı.
O veya bu sebep.
Hiçbir şey olmasa bile,
Kesinlikle bir şey oldu.
Denediler.
İstediklerini aldılar.
Ve ayrıldılar.
Veni vidi vici.
Geldim,
Gördüm,
Yendim.
*    *    *    *    *    *    *
Ülke genelinde,
Enflasyon ile mücadele devam ediyor.
İğneye bile zam gelmeye devam ediyor.
Ancak son dönemde,
Özellikle gayri menkullerde,
İnanılmaz artışlar var.
Ve bu bana çok suni geliyor.
Makul düzeyde rakamlar değil.
Ve yine kira bedelleri almış başını gidiyor.
Bu işler ile uğraşan bir arkadaşla konuştum.
İstanbul, Ankara, İzmir’den sonra,
Kira artışında Zonguldak dördüncü sırada geliyor dedi.
Normal.
Büyükşehirdeki kurnaz sayısı kadar,
Zonguldak’ta da var ondan.
Zonguldak,
Kurnaz ortalamasında,
Büyükşehirlerden geri kalır mı?
Herkes birbirinden çalma derdinde.
Şuan Zonguldak’ta,
8-10 binden aşağı 1+1 yok.
Ne acayip rakamlar değil mi?
Asgari ücretli biriyseniz,
Asla bu şekilde yaşayamazsınız.
Sonra diyorlar ki ‘Türk milleti feraset sahibidir’.
Bir bölümü olabilir.
Ancak büyük bir bölümü sahip değil.
Gül gibi vatanı,
Kendi kendimize cehenneme çeviriyoruz.
Ne güzel değil mi?
*    *    *    *    *    *    *    *
Zonguldak son dönemde,
Sahte birlikteliklere sahne olmaya başladı.
Yazık ki,
Gerçek dostluklar göz ardı ediliyor.
Kapalı kapalı diplomasisi,
Sahte anlaşmalara yol açıyor.
Araba sevdası,
Kısa vadeli güneşli günlere yol açıyor.
Ali Rıza Tığ Ağabey bazı hatalarımı anlatıyor bana.
Ders alacağım çok hatam birikti.
Olsun.
Bu sefer böyle olsun.
Öyle öyle pişeceğiz.
Güzel bir hikaye ile bitireyim.
Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. 
Bir diğer cambaz yanaşmış yanına sormuş: 
- Kaça bu eşek?
+ Bin lira! 
- Aldım gitti, ver elini helalleşelim! 
O sırada birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış: “yahu görmüyor musun, bu eşek topal.  ondan ucuza verdi!”
- O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bundan dolayı topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!” 
Eşeği satana koşmuşlar: “be adam bu eşek topal değilmiş sadece tırnağına taş kaçmış!” 
Satıcı gülmüş: 
+ Eşek topal olmasına topal da, öyle zannetsinler diye taşı tırnağına ben koydum!
Alıcıya koşmuşlar: “yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. seni de kandırdı, parayı aldı!”
Alıcı başlamış dövünmeye: 
- Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!..
Araba sevdası pazarlığı bu olabilir ancak.
Ve,
Aleksandr Solzhenitsyn diyor ki; 
"yalan söylediklerini biliyoruz. 
yalan söylediklerini biliyorlar. 
yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar. 
yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz. 
ama hâlâ yalan söylüyorlar."