Kentte aslında önemli değişimler oluyor…

Olacak gibi…

Olmak istiyor…

Ama biraz sancılı işliyor gibi…

Statükocu bir yapı var bu kentte…

Hem şikayet eden, hem de mevcudu korumaya çalışan…

Oysa gelişmiş kentlerde önce statüko yıkılıyor.

Doğru ve doğru yerden yıktığınızda kentler büyüyor.

Gelişiyor.

Yenileniyor

Cazip hale geliyor.

Yıllardır bu kentte bizleri bıktıran tartışmalar var.

Yıllardır şikayet edenler, iş risk almaya geldiğinde yan çiziyor.

İsimlere girmeyelim, ama siyasetin her kesiminden çok sayıda isim sayabiliriz.

Vali Ali Kaban’ın çabaları ve girişimiyle bazı değişimler mümkün.

İyi niyetli olarak başlatılan çalışmalar var.

Yıkılan binalar var.

Yeni kentsel tasarımlar gündemde.

Ama statüko direniyor.

Hem şikayet ediyorlar, hem direniyorlar.

Böyle bir dünyanın olmadığını anlayamadılar.

Belki işlerine gelmiyor.

Belki kıskanıyorlar.

Belki kişisel hesaplarına ters düşüyor.

Ama bu kentte son günlerde bazı şeyler ilk kez konuşuluyor.

Konuşulabiliyor.

Ve bunun en büyük nedeni ise, Vali Ali Kaban…

Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir’in aklı bu işlere gerçekten çalışsa, yandan yandan sıvışmak yerine Kaban’ın varlığını ve çabasını fırsata çevirir…

Konu detaylarına girmeyelim.

Ama tartışılan yerlere yeni bir ekleme yapalım.

Acılık Sanayi Sitesi…

Zaman zaman kaldırılması gündemde…

Ama lafta…

Bu işe cesaret edebilecek bir belediye başkanı yok.

Oraya yapılması yanlıştı.

Hadi diyelim ki, yapıldığı yıllarda kaldırdı.

Ama artık kentin gelişmesinde önemli bir engel…

Burası kent adına çok iyi değerlendirilebilir.

Acılık Sanayi Sitesi Başkanı Mehmet Yaman’ın harika düşünceleri var.

Başkan Yaman, iyi niyetli olarak yaklaşıyor.

Bu koca alanın kentin sosyokültürel ve ekonomik yaşamına daha fazla dahil edilmesi adına boşaltabileceklerini söylüyor.

Bu çok önemli…

Yani, “Kimse bizi buradan çıkaramaz” falan mantığında değil.

Geleceği düşünüyor.

Burasının kent ticareti adına merkezlerden biri olabileceğini belirtiyor.

Sanayi sitesinin kalkmasıyla o bölgede yaşanacak sirkülasyonu hesaplıyor.

Acaba kaç kişi bunları düşünüyor?

Bunlara kafa yoruyor?

Yaman, hak sahiplerinin haklarının korunması şartıyla tüm işyerlerinin boşaltılabileceğini söylüyor.

Yerine neler yapılabilir?

Neler yapılmaz ki?

Neler, neler?

Mehmet Yaman böyle derken, birilerinin Yaman’ın bu çağrısına destek vermesi gerekir.

En başta araması gereken isim, aslında kentin Belediye Başkanı Muharrem Akdemir…

Ama galiba bu iş de Vali Ali Kaban’da bitiyor.

Sayın Kaban, hazır bu işlere başlamışken, Yaman’ı da bir dinlese, hiç fena olmaz.

Kente, ticarete, yaşama heyecan gelir.

Kalleş kömür!

İki minik evladı ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Bu kalabalık, gözyaşı ve telaşın nedeni neydi sahi?

“Babam niye yok?” diye sorulan her soru, kor gibi düşüyordu yüreklere…
“Hasan, bizi bırakıp gitme, kızın camdan bakıyor” diye haykırdı acılı eş…
Her veda vaktinde böyleydi ayrılık.

Evden çıkan baba, dönüp dönüp pencereye bakar, gözden kayboluncaya kadar el sallanırdı bizde…

Tüm vedalar, gidip-gelmek üzerineydi.

Tüm ayrılıklar, bir akşama veya sabaha kavuşmak üzereydi.

Analar-babalar tedirgin olsa da, çocuklar bilmedi bunu.

Hiçbir kuvvet onlara bunu inandıramazdı.

Hasan çoktan gitmişti…

Kömürle buluşmuştu Hasan…

Kömür gibi tutuşmuştu Hasan.

Yine bir kömür kütürdeyecek ve sobada Hasan’ın kalbi rastgelip atıverecekti sıcak odada…

Kömürü tanımak istemeyecekti o çocuklar…

Kömürü görmek istemeyecek…

İçinde kömür olan hiçbir masalı, hikayeyi okumak istemeyecek…

Hiçbir filmi izlemek istemeyecek.

Ne zaman karşılaşsalar içinde kömür olan şeylerle, nefretle bakacaklardı…

Hasan, bugüne kadar zamansız giden binlerce Ahmet, binlerce Mehmet’ten biriydi…

O kömür, bir ömrü almıştı…
O kömür, bugüne kadar on binlerce çocuğun hayallerini aldığı gibi Hasan’ın minik yavrularının da hayallerini almıştı…

Kapkara kömür…

Adı kalleş kömür…

Babaların kokusunu evlatlarından ayıran kömür…

İyi ki varsın…

Soru şöyle:

“Bugün kaç kişiye ‘iyi ki varsın’ diyebildiniz?”

Bu soruya yanıt arıyorsunuz…

Yanıtlar veriyorsunuz…

İşte bu sorunun yanıtı olan bir alıntı yazı…

İçinde kendimizi fazlasıyla bulduğumuz bir yazı:

“Ne güzeldir birine ‘İyi ki varsın’ diyebilmek…
Bu ‘biri’ hayatınızdaki o boşlukta iyilerin derinliğini bırakmıştır.

Bıraktığı derinlik de, devamında iyi damlalarını ardından getirmek de gecikmeyecek ve ‘İyi kiler’ denizini oluşturacaktır.

Bu deniz berraktır.

Ayaklara batacak çakıldan ıraktır.

Ne kadar derine giderseniz gidin denizin dibi aynı mavilikte olacaktır.

Bu deniz suskundur.

Sizi fırtınalarında savurmaz.

Başka denizlerdeki fırtınaların önceden habercisidir.

Onu izlerken dalıp gidersiniz hayallere, ama şu anki gerçeklerle...

Bu deniz filizdir.

Yeşilinin taze kokusu, yeni doğuşların müjdesidir.

Emekle beslenir, meyveleri çeşit çeşit, renk renktir.

Bu deniz paylaşımdır.

Lokman ağzındayken, kursağı boş olanları düşünmektir.

‘Ne fark eder ki’ deyip geçmemektir.
Binlerce denizyıldızı sahile vurduğunda, ‘hangi birini okyanusa geri göndereceğiz?’ dememektir. Bir tanesi için bile çok şey fark ettiğini bilmektir.

Bu deniz ‘sevgi’dir. Her harfinin hakkını vererek söylemek, değerini bilerek yaşamaktır.

Sözde değil, özde sevmektir...

Bugün kaç kişiye ‘İyi ki varsın’ dediniz?

Hayatlarımıza zaman eklenirken, zamanlarımıza hayat eklemeyi unutmayalım...”