Dünyanın en önemli hava tahmin merkezlerinden biri olan İngiltere&[#]8217;deki MET Office uzmanları, 2050&[#]8217;ye kadar Türkiye&[#]8217;de beklenen büyük iklim değişikliklerini anlatırken, Karadeniz bölgesini bekleyen tehlikeye dikkat çekmişler.
Uzmanlara göre; &[#]8220;Akdeniz ve çevresi dünya ortalamasının üzerinde ısınacak. Türkiye çok etkilenecek. Türkiye&[#]8217;de ortalama yağış azalırken Karadeniz bölgesi kışın aşırı yağış alacak. Bugüne kadar Türkiye&[#]8217;de görülmemiş sel felaketleri ve fırtınalar yaşanabilir. Deniz yükselecek, kıyılarda yer altı sularına tuzlu su karışacak, tarım etkilenecek&[#]8221;
İngiliz uzamanlar böyle diyor.
Bu tahminler Karadeniz&[#]8217;in topun ağzında olduğunu gösteriyor.
Barajları, sel kapanlarını, ırmak ıslah çalışmalarını, taşkın koruma projelerini, büyük ve küçük su işlerini bir an önce bitirsek ve alınabilecek bütün önlemleri alsak iyi olur.
Öncelikli işimiz bu olmalı.
Bana göre bu termik santralden daha tehlikeli.
Kaza geliyorum diyor.
Haberimiz olsun.
Yazı dizimiz doludizgin devam ediyor.
Bu sıralar size hatalardan bahsetmiyorum diye gazeteler kendine çeki düzen verdi, artık eli yüzü düzgün bir şekilde hatasız çıkıyorlar sanmayın.
Türkçe hataları, yazım yanlışları, devrik, karışık cümleler, ne anlattığı belli olmayan haberler, bilmece gibi yazılar, başlık haber, fotoğraf haber uyumsuzlukları, bayat haber kullanmalar sürüyor.
Sadece son zamanlarda haber tekrarları yapılmıyor.
Yakalayacağımı ve ayıplarını yüzlerine vuracağımı bildikleri için olsa gerek artık böyle terbiyesizlikler yapmıyorlar.
Bu hiç yapmayacakları anlamına gelmiyor.
Biliyorsunuz huylu huyundan kolay-kolay vazgeçmez.
Vazgeçmesinler. Bizim de vazgeçeceğimiz yok zaten.
Hataları yazmayı, maskeleri düşürmeyi, mesleğin çeki düzene girmesine katkıda bulunmayı kendimize görev bildik.
Bir süredir bu konuya eğilemiyorum ama farkındaysanız yine meslek içi sorunlarla ilgileniyorum.
Hele bir sorun var ki onu çözmeden bırakmayacağım.
Ya o sorun çözülecek ya da ben çözüleceğim.
O derece kararlıyım.
Son günlerde arkamdan konuşan ve bu sorunun bir parçası olan şahsın ettiği ipe sapa gelmez laflardan biri de benim bazı gazetecilerle mahkemelik olmammış.
Laf ola beri gele. Aklı sıra beni kötülemek istemiş.
Bunu başkası söylese belki anlardım ama bugüne kadar açtığım ve kazandığım üç davadan ikisinde lehime şahitlik yapan birisi söylediği için bunun hiç anlaşılır tarafı yok.
Ağızdan çıkanı kulağın duyması lazım.
Ama nerdeee&[#]8230;
Hani benim çok hikayelerim var demiştim ya işte size bugün onlardan birini daha anlatacağım.
Bu hikayenin adı trilyonluk vergi cezasına maruz kaldığı için kapanan eski gazetemin nasıl gazete olduğu ile ilgili.
2003 yılının Şubat ayında bu gazeteye geldiğimde varlığı ile yokluğu belli değildi.
Her gün düzenli basılıyordu ama piyasaya canı istediği zaman çıkıyordu.
Bazı resmi yerlere düzenli veriliyor, piyasaya ise 15 günde bir ya da ayda bir dağıtılıyordu.
Gazetenin piyasaya çıkacağı sayıya &[#]8220;dağıtım gazetesi&[#]8221; deniyordu.
Geldiğimde ilk işim gazeteyi spor hariç bütün haberlerini tek başıma yazmak suretiyle haftada iki gün düzenli olarak piyasaya çıkarmak oldu.
Daha sonra bunu haftada üç güne ve tabi ki bu aşamadan sonra her güne.
Benim geldiğimde gazetede bir tane muhabir yoktu.
Zaman içinde ekip oluşturduk.
Günlük gazeteyi &[#]8220;bu haber ne zaman çıkar?&[#]8221; diye sorulduğu günlerden haberlerin beklemeksizin yayınlanıp hemen ertesi günü çıktığı günlere götürmüştük.
Boşluktan dolayı gazeteciliği 10 günlük gazeteden ibaret sanan Bartın bir anda gazetemizin farkına varmıştı.
Bu değişim kolay olmadı.
Düzenli çıkmadığı dönemlerde gazeteye bir dizgici ile matbaacı yetiyordu.
Gazete düzenli çıkarken habercilerin, yani gazetecilerin önemi öne çıktı.
Eski sistem kebaptı. Pazartesi&[#]8217;nin gazetesi bile Cuma&[#]8217;dan hazırlanır, basılır, personel iki tam gün tatil yapardı.
O dönemde gazete genel haber ağırlıklı olarak bir iki saatte hazırlanıyordu.
Bunun adı resmi ilan gazeteciliğiydi.
Gazete, gazeteye dönüştükçe eskiden kafasına göre takılan dizgiciyle matbaacının rahatı bozuluyordu.
Gazete gibi gazete yapmak çok çalışmayı gerektiriyordu.
Daha önce akşam 17.00 oldu mu çıkılan işten artık 20.00&[#]8217;de, 21.00&[#]8217;de hatta 22.00&[#]8217;de çıkılıyordu.
Dizgiciyle matbaacı gerçek gazetecilik temposu olan bu tempoya ayak uydurmakla çok zorlandı.
Daha sonra aramıza katılan bir kişi de &[#]8220;sosyal hayatım kalmadı&[#]8221; diye ikide bir söylenip duruyordu.
Dolayısıyla çok defa direnişle karşılaştım ama bu direnişi meslek adına yaptığım amansız mücadele ile her seferinde kırdım.
Gazetemiz resmi ilanları tek başına aldığı için başka bir gelire ihtiyaç duymayan bir gazeteydi.
Abone ve reklamın yüzüne bakılmıyor, gazeteye her isteyen abone olamıyor, her reklam vermek isteyen veremiyordu.
Eski patronumuzun, dolayısıyla gazetemizin böyle şeylere müdanası yoktu çünkü paranın içinde yüzüyordu.
Bugün her biri resmi ilan desteği de almasına rağmen giderlerini karşılanmakta güçlük çeken gazeteler abone ve reklam geliri için 10 takla, 20 takla birden atıyor.
Bugün gazeteler (günlük gazeteler) ekonomik sıkıntı içinde güçlükle ayakta duruyor.
Nereden nereye&[#]8230;
Eski gazetemle ilgili hikayelerime önümüzdeki günlerde de devam edeceğim.
Diğer hikayelerim de sırasını bekliyor.
20 seneyi aşan gazetecilik yaşamım anılarla dolu.
Biriktirdiğim anılardan bir değil 10 kitap çıkar.
Bunları peyderpey anlatacağım.
Beni izlemeye devam edin.
Çıkar ilişkileri
Eski çamlar bardak oldu.
İnsan ilişkilerinde artık çıkar menfaat hesapları ağır basıyor ve daha çok belirleyici oluyor.
İstisnalar var ama onlar da kaideyi bozmuyor.
Hatır gönül, saygı sevgi sizlere ömür, ruhlarına fatiha.
Değer yargıları kayboldu.
Sistem insanları bu duruma düşürdü.
Günlük yaşarsanız olacağı bu.
Bir de bakmışsınız dün birbirine küfür edenler, birbirlerinin yüzlerine bakamayacak durumda olanlar bugün sarmaş dolaş olmuşlar.
180 derece değil 360 derece dönüş olmuş.
Dün dündür, bugün de bugün.
Çizgi, ilke, prensip, ahlak, duruş hak getire.
Çıkar hesapları insanları ne hale getiriyor.
Yazık, çok yazık.