Güneşin kavurduğu mübarek Cuma günü.
Yeni Cami&[#]8217;nin avlusu tıkabasa dolu.
Şadırvanlarda kollarını yarıya kadar çıkarmış, birkaç kişi külhanbeyi gibi çeketini omzuna atmış.
Bazıları ayakkabılarının topuğuna basıyor, dereyi görmeden paçalarını yarıya kadar sıvamış.
Dışarıya doğru yere karton seren insanlar yavaş yavaş saf tutuyor.
Ezan ha okundu ha okunacak, cemaat dışarı taşmış.
Erken gelenler sünnet&[#]8217;ten sevap kazandıkları gibi gölgeyi de kapmışlar.
Yer yer rahat ve gevşek saf tutmanın boşluğu var.
Oturanların omzundan atlayarak yer bulmak mümkün.
Caminin hemen solunda bulunan iki katlı çıkması da dolmak üzere.
Alt kattan çıkan merdivenin hemen bitişinden az ileride yer bulabildim. N
Alt kattan çıkan merdivenin hemen bitişinden az ileride yer bulabildim. N
aylon hasırlar seccademiz.
Kenarda ayakkabılar dizili.
Kenarda ayakkabılar dizili.
Renk renk.
Çeşit çeşit.
Markalar, çeşitli türler ve modeller, sıradan olanlar belli bir ölçü alınmadan nizamsız dizilmişler.
Markalar, çeşitli türler ve modeller, sıradan olanlar belli bir ölçü alınmadan nizamsız dizilmişler.
Saflardaki rahatlık gibi onların da aralarında boşluklar. Her ne kadar camide rütbe yoksa da&[#]8230;
Bizde var.
Bizde var.
Yaşlılar, hacılar, erken gelenler en önde.
Arkalarında emekli grubu.
Arkalarında emekli grubu.
Daha sonra öğrenciler ve memurlar.
Dışarıya doğru taşan kısım esnaf ve çarşı içerisindeki işyerlerinde çalışan işçiler.
Bürokratlar imam odalarında veya ayrılmış bölümlerdeler.
Zaten ataerkil bir toplumda eşitlik söz konusu olamaz ya.
Zaten ataerkil bir toplumda eşitlik söz konusu olamaz ya.
Dinimiz emretti diye pembe yalanlarla birbirimizi kandırıyoruz.
Yok öyle eşitlik-meşitlik.
[*] [*] [*]
Merdiven başına ufacık oluklu çatı yapmışlar.
Ayakkabılar onun altında gölgeleniyor.
Yer yer içeri taşanlar var.
Tam onların yanındayım.
Üç çift ayakkabı&[#]8230;
Marka spor ayakkabı. Çakma değil. Beyaz.
&[#]8220;Ben buradayım&[#]8221; diye bağıran cinsten.
Hemen yanında muhtemelen birkaç defa tamir görmüş, ağzı burnu dağılmış, rengi dönmüş, bakımsız bir ayakkabı. Boynu bükük ve ezik.
Diğer tarafında kocaman kundura.
Marka. Gemi gibi.
Leoarda Di Caprio Titanik&[#]8217;in burnuna çıkmamış olsa kesin bu ayakkabını burnuna çıkar, özgürlüğe doğru kanat açardı.
O da &[#]8220;Buranın ağası benim&[#]8221; diyordu.
Sünnetten sonra Hoca mimbere çıktı.
Güneş tepeden kavuruyor.
Derken oluklu çatıdan eski ayakkabının içine kahverengi bir şey damladı.
Az sonra ne olduğu belli olmayan kahverengi iğrenç pislik, eski ayakkabılardan birinin içini doldurdu. &[#]8220;Yuh&[#]8221; dedim. Onca ayakkabı var. Onca oluk var. Sen gel de bu garibanın ayakkabısının içine düş.
[*] [*] [*]
Namaz bitti. Cemaat camiden kaçarcasına ayakkabılarını giyip çıkmanın derdinde.
Merdiven başında yığılmalar.
Bekledim. Garipti gerçekten.
Ayakkabısının içini görünce şaşırdı.
Sonra sağa-sola baktı.
Pisliği bir kenara döktü ve ayakkabısını giyip kalabalığın arasına karışıp gitti.
[*] [*] [*]
Sıra ikinci merakımda: Neydi bu pislik?
Eski Özel İdare Binası&[#]8217;nın yanındaki rampayı dolaştım. Çatı aşağıda kaldı.
Yenilmemiş ya da yarısı yenilmemiş bir külah dondurma.
Kim bilir kim attı? Hangi çocuğun elinden düştü?
Güneşte erimiş.
Kakaolu bölümü belki de çocuklarına dondurma alamayacak olan bir adamın eski ayakkabılarının içine düştü.
[*] [*] [*]
Niye yazdım?
Etraf ne kadar boş ve müsait olursa olsun çöp atmayınız. Masum bir külah dondurma bile başkasının başına olmadık işler açabilir. Çatından ayakkabıya değil de birkaç kişinin kafasına bile düşebilirdi. Dünyaya kendi evimizin misafiri gibi davranalım.
Yok öyle eşitlik-meşitlik.
[*] [*] [*]
Merdiven başına ufacık oluklu çatı yapmışlar.
Ayakkabılar onun altında gölgeleniyor.
Yer yer içeri taşanlar var.
Tam onların yanındayım.
Üç çift ayakkabı&[#]8230;
Marka spor ayakkabı. Çakma değil. Beyaz.
&[#]8220;Ben buradayım&[#]8221; diye bağıran cinsten.
Hemen yanında muhtemelen birkaç defa tamir görmüş, ağzı burnu dağılmış, rengi dönmüş, bakımsız bir ayakkabı. Boynu bükük ve ezik.
Diğer tarafında kocaman kundura.
Marka. Gemi gibi.
Leoarda Di Caprio Titanik&[#]8217;in burnuna çıkmamış olsa kesin bu ayakkabını burnuna çıkar, özgürlüğe doğru kanat açardı.
O da &[#]8220;Buranın ağası benim&[#]8221; diyordu.
Sünnetten sonra Hoca mimbere çıktı.
Güneş tepeden kavuruyor.
Derken oluklu çatıdan eski ayakkabının içine kahverengi bir şey damladı.
Az sonra ne olduğu belli olmayan kahverengi iğrenç pislik, eski ayakkabılardan birinin içini doldurdu. &[#]8220;Yuh&[#]8221; dedim. Onca ayakkabı var. Onca oluk var. Sen gel de bu garibanın ayakkabısının içine düş.
[*] [*] [*]
Namaz bitti. Cemaat camiden kaçarcasına ayakkabılarını giyip çıkmanın derdinde.
Merdiven başında yığılmalar.
Bekledim. Garipti gerçekten.
Ayakkabısının içini görünce şaşırdı.
Sonra sağa-sola baktı.
Pisliği bir kenara döktü ve ayakkabısını giyip kalabalığın arasına karışıp gitti.
[*] [*] [*]
Sıra ikinci merakımda: Neydi bu pislik?
Eski Özel İdare Binası&[#]8217;nın yanındaki rampayı dolaştım. Çatı aşağıda kaldı.
Yenilmemiş ya da yarısı yenilmemiş bir külah dondurma.
Kim bilir kim attı? Hangi çocuğun elinden düştü?
Güneşte erimiş.
Kakaolu bölümü belki de çocuklarına dondurma alamayacak olan bir adamın eski ayakkabılarının içine düştü.
[*] [*] [*]
Niye yazdım?
Etraf ne kadar boş ve müsait olursa olsun çöp atmayınız. Masum bir külah dondurma bile başkasının başına olmadık işler açabilir. Çatından ayakkabıya değil de birkaç kişinin kafasına bile düşebilirdi. Dünyaya kendi evimizin misafiri gibi davranalım.