Zonguldak'ta yerel basında tefecilerle ilgili haberleri okurken, üzüleceğim yere gülüyorum.
Çünkü tefecileri manşet yapan kişiler, yıllardır tefecilerle çalışıyor!
Tefeciden para almak için, tefeciye kadın ayarlayanını bile gördük!
Tefeciden para almak için yalvarıyorlar!
Ama parayı gününde, eksiksiz ödemedikleri için sorun yaşıyorlar!
Zaten ödemelerini gününde, eksiksiz yapsalar, bankalarla sorun yaşamayacaklar!
Dolayısıyla tefeciye düşmeyecekler!
Tefeciye düşenlerin yüzde 99'u, bu işe bile-isteye giren kişiler!
Yüzde 1'i de gerçekten tefeci mağduru oluyor!
Bu satırları yazarken tefecileri koruduğum, onları akladığım aklınıza gelebilir!
Nerede tefeci varsa, Allah bin türlü belasını versin!
Devletimiz, hepsinin canına okusun!
Ancak, Zonguldak'ta hiçbir güç tefeciliği bitiremez!
Bu arz-talep meselesi!
Uyuşturucu satışı da, kullanması da yasak!
Önleyebiliyor muyuz?
Tefecilik de aynı!
Sen, işini düzgün yapsan, kazandığından fazla harcamasan, gereksiz borçlanmazsan, ödeyemeyeceğin borcun altına girmesen, zaten bankalarla çalışıyor olurdun! Tefeciye gitmezdin!
Bankadan al, ödeme!
Aldığın malın parasını ödeme!
Çevrenden aldığın borcu ödeme!
Tefeciden aldığın borcu ödeme!
At yarışı, bahis, kumar oyna!
Sonra bağır!
Sen de en az tefeci kadar kötüsün!
İl başkanı haber yaptırıyor!
Zonguldak'ta bir il başkanı, milletvekilleri hakkında haber yaptırıyor!
Milletvekili adaylığına engel olabileceğine inandığı belediye başkanları hakkında haber yaptırıyor!
Sadece belediye başkanlarını da değil!
İlçe başkanları hakkında da haber yaptırıyor!
Kendisine rakip olabilecek, rakibini destekleyebilecek işadamları hakkında da haber yaptırıyor!
Daha açık bir ifadeyle kendi adaylığına destek vermeme ihtimali olan herkesi haber yaptırıyor!
Siyaset kazanı kaynamaya başladı!
Bu durumda ne yapmalı?
Altına odun atmalı!
Ya da oturup seyrine bakmalı!
Günün Fıkrası: Düşman...
Pazar ayininin sonunda rahip, haftalık vaazını şöyle bitirdi:
"Demek ki, Tanrı adına ne yapmamız lazım? Düşmanlarımızı affedip onlarla barışmamız lazım.
Şimdi, bu sohbetimizden sonra, aranızdan kaçı düşmanlarını affetti ve onlarla barışacak?"
Cemaatin yarıdan fazlası elini kaldırdı.
Rahip sorusunu yineledi...
Bu kez hepsinin elleri havadaydı, önlerindeki yaşlı teyze hariç...
Rahip sordu:
"Bayan Neely, hayırdır? Düşmanlarınızı affetmek size bu kadar mı zor geliyor?"
"Düşmanım yok ki!" dedi Bayan Neely, o titrek ve son derece şeker haliyle...
Cemaatten uğultular, şaşkınlık nidaları yükseldi, rahip devam etti...
"Oooo... Bu gerçekten inanılmaz güzel bir şey. Kaç yaşındasınız Bayan Neely?"
"108..."
Cemaat ayağa kalkıp gözyaşları içinde alkışlamaya başladı...
Bayan Neely'i yanına davet eden rahip:
"Bayan Neely, lütfen, şöyle yanıma gelir misiniz? Yavaş yavaş. Aman dikkat... Hah! Tamammmmm.
Lütfen buradan cemaatimize bu işin sırrını söyler misiniz? Nasıl oluyor da insanın 108 yıl gibi uzun bir ömür zarfında hiç düşmanı olmuyor?"
Yaşlı kadın, küçük ve titrek adımlarla rahibe sırtını dönüp, cemaate bakarak cevapladı:
"Hepsi öldü şerefsizlerin!"