Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, bir süre önce Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’na "koruma" talebiyle ilgili dilekçe vermiş!

Dilekçe verdiğinde, Sosyete Pazarı tartışması böylesine alevlenmemişti!

O zaman Tahsin Erdem’in başka bir korkusu var!

Bize gelen iddialar, seçim döneminde söz verdiği Roman vatandaşların kendisini sıkıştırdığı şeklinde!

Ama siz, önceki Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan’ın arkasından sövülmesine, saldırılmasına, davul çalınmasına engel olmazsanız, görev süreniz altı ayı doldurmadan böyle korkudan polis talebinde bulunmak zorunda kalırsınız!

Sosyete Pazarı işi de basite alınacak bir iş değil!

Bence, Elmas TV Genel Müdürü Akın Kavi’ye saldıranların amacı, Tahsin Erdem’e gözdağı vermekti!

Saldırının hemen arkasından Tahsin Erdem’in polis korumasıyla gezmesi, mesajın yerine ulaştığı şeklinde yorumlandı!

Zonguldak Belediyesi’nin altı ay olmadan geldiği noktaya bakar mısınız?

Tahsin Erdem, “Yetkimi kimseyle paylaşmam” diyerek çıktığı yolda, kullanacak yetki bulamayacak gibi görünüyor!

İl başkanı ayrı, ilçe başkanı ayrı, belediye meclis üyeleri ayrı telden çalıyor!

Belediyedeki görev değişikliğine bile ilçe başkanı, belediye meclis üyeleri müdahale ediyor!

Bir de Akın Kavi ile Mustafa Özdemir faktörü var!

Allah, Tahsin Erdem’e kolaylık versin!

Bu kadar cambaz, bir belediyede oynamaz!

Kim tutar seni?

Elmas TV Genel Müdürü Akın Kavi, yediği dayaktan sonra ne yazdığını, ne dediğini bilmez hale geldi!

Bize düşen, bir büyüğü olarak ona yol göstermek...

Daha fazla hata yapmasının önüne geçmek...

“Cesaret, en büyük silahtır” filan diye başlıklar atan Akın Kavi’ye tavsiyemiz şu...

Madem o kadar cesursun!

Kimseden korkmuyorsun!

Dayak yediğin yerde bekleme!

Bu mafyacılar akıllı adamdır!

Oraya uzunca bir süre uğramazlar!

Sen, onların olduğu yere git!

PTT Taksi’nin orada oturuyorlar!

Gelene-gidene seni nasıl evire-çevire dövdüklerini anlatıyorlar!

Al Yasin’i yanına!

Git, PTT Taksi Durağı’na!

“Neredesiniz lan! Ben geldim! İşte buradayım! Öyle kalleşçe pusu kurmakla olmaz, delikanlı adam arkadan saldırmaz! Hadi gelin bakalım, şimdi saldırın!” filan de!

Sen, yürekli adamsın!

"Trabzonlu"sun!

Bizim gibi "Devrekli" değilsin...

Sen, Allah’tan başka kimseden kokmazsın!

Zaten alınacak bir canın var!

N’olcak ki?

Hadi bakalım, yürekli Akın!

Cesur Akın!

Kim tutar seni?

Senin en büyük silahın, cesaretin!

Görelim cesaretini!

Gülsem bir dert, gülmesem ayrı dert...

Telefonum acı acı çalıyor...

“Hoş geldin ama bombayı kaçırdın” dedi!

“Ne bombası?” dedim...

“Şu trafikte yaşadığı tartışma sırasında yediği kafa ile burnu kırılan vatandaş var ya...” dedi!

“Ne olmuş o vatandaşa?” diye sordum...

“Geçen gün işyerine haciz memurları gitmiş” dedi!

“Eeee ne olmuş?” dedim....

“Kaldıracak bir şey bulamamışlar” dedi!

Yellendiklerinde mangalda gül bırakmayanların hali bir başka oluyor!

Ama sor ona...

Küçük ve orta büyüklükteki tüm dağları o yarattı!

Geri kalanı da onun akrabaları yarattı!

Daha büyüklerini onun hemşehrileri yarattı!

Gülsem bir dert...

Gülmesem ayrı dert...

Paris notları....

2 milyon 175 binlik nüfusuyla Fransa’nın en kalabalık şehri olan Paris, 17'nci yüzyıldan beri Avrupa'nın en önemli; finans, diplomasi, ticaret, moda, gastronomi, bilim ve sanat merkezi...

Paris’e gittiğimde, “Bu yaşıma kadar neden gitmemişim?” diye hayıflandım.

Şimdi, çevremdeki herkese Paris’i tavsiye ediyorum.

Antalya’da, Bodrum’da 10 gün tatil yapacağınıza, 3 gün Paris’e gidin, çok daha iyi...

Şehir görürsünüz...

Tarih görürsünüz...

Sanat görürsünüz...

Mimari görürsünüz...

Avrupa’yı görürsünüz...

Dünyayı görürsünüz...

Nasıl güzel bir şehir...

Yağmur bile güzel yağıyordu.

Şiir gibi...

Kıssadan Hisse: Yazık...

Genç bir adam, cezaevini boylamak üzereymiş. Yargıç, onu çocukluğundan beri tanıyormuş ve ünlü bir yazar olan babasıyla da tanışıyormuş. Sulh yargıcı, “Babanı hatırlıyor musun?” diye sormuş.

Bu soruya, “Onu oldukça iyi hatırlıyorum” şeklinde cevap vermiş.

Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan yargıç, şöyle demiş:

“Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan babanı düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır mısın?“ 

Bir sessizlik olmuş. Daha sonra yargıç beklenmeyen bir cevap almış:

“Öğüt almak için yanına gittiğimde, yazdığı kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve 'Çek git başımdan, çok meşgulüm" dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaşlık etmek için yaklaştığımda bana dönerek  'Çek git başımda oğul, bu kitabı bitirmeliyim!' derdi. Sayın yargıcım, siz onu büyük bir yazar olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum.” 

Yargıç, kendi kendine söylenmiş:

“Yazık... Kitabı bitirdi ama oğlunu kaybetti!”