Vali İsa Küçük, Salı günü yapılan İl Koordinasyon Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada kurum ve kuruluşlara uyarılarda bulundu.


Uyarının sebebi &[#]8220;Teşvik düzenlemesi ve üniversite kampüs alanı&[#]8221; konusunda yapılması gereken çalışmaların zamanında yapılmaması.


Bu yüzden Bartın&[#]8217;ın zaman kaybettiğini belirten Vali Küçük, kamu görevlilerini, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini uyarırken, &[#]8220;Verilen görevler zamanında yapılmalı&[#]8221; dedi.


Vali Küçük, &[#]8220;Sözün etkisi tonundan kaynaklanmamalıdır. Sözün etkisi söyleyenin doğruluğundan ve işin doğruluğundan kaynaklanmalıdır&[#]8221; diye konuştu.


Olayın felsefi boyutunu bir kenara bırakacak olursak Vali İsa Küçük&[#]8217;ün demek istediği şudur: &[#]8220;İşlerin yerinde, zamanında, doğru, düzgün, sağlıklı ve verimli bir şekilde yapılması için bağırmam mı gerekiyor?&[#]8221;


&[#]8220;Sözün etkisi tonundan kaynaklanmamalıdır&[#]8221; sözünün Türkçe&[#]8217;si budur.


Bu bir başka deyişle &[#]8220;Beni bağırttırmayın&[#]8221; demektir.


Vali Bey, kızmakta haklı.


Bartın, birçok sorunu olduğu için vakit kaybına tahammülü olmayan bir yer.


Üniversite ve teşvik yasası Bartın&[#]8217;ın en önemli konuları arasında bulunuyor.


Koordinasyon Kurulları&[#]8217;nda yatırımların son durumuna bakılır, koordinasyonu gerektiren konular ele alınır.


Bu konular Bartın&[#]8217;da koordinasyonu gerektiren öncelikli konuların başında geliyor.


Üniversite kampüs alanı için aranan yer zaten bir yılda zor bulundu.


Üstüne üstlük bulunan yerde kamulaştırma konusunda yapılması gereken çalışmalar da var.


Bartın Üniversitesi&[#]8217;nin üniversite gibi üniversite olabilmesi ve 10 fakülte ile 20 bin öğrenci hedefine ulaşabilmesi için fiziki yapılanmasını bitirmesi lazım.


Bu da öncelikle kampüs alanının yapılmasına bağlı.


Dolayısıyla çalışmalara süratle başlanması ve kısa sürede sonuç alınması gerekiyor.


Teşvik düzenlemesi konusunda yapılması gerekenler de belli.


Bartın ekonomisinin durumu da belli.


Bu konuda kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşlarından oluşan komisyonlara bir görev verilmiş.


Verilen görevler zamanında yerine getirilmeli.


Böyle önemli bir konuda zaman kaybetmek Bartın&[#]8217;ın aleyhine olur.


Bu sorunları gidermemiz gerekiyor.


Sorunun ilgililerin tutumlarından kaynaklanan kısmı, Vali Küçük&[#]8217;ün tatlı sert çıkışı ile yakında mutlaka çözülür.


Vali Küçük, ilgililere &[#]8220;görevinizi zamanında yapın&[#]8221; dedi.


Bu uyarıyı, ses tonunu yükseltmeden yaptı.


Kurduğu cümle zaten bağırıyordu, ayrıca bunu sesli olarak yapmasına gerek yoktu.


Valiler yeri geldi mi bağırmalı, bağırabilmeli diye düşünüyorum.


Vali Bey&[#]8217;in Koordinasyon da yaptığı çıkış bana, iki yıl önce kaleme aldığım, &[#]8220;Valiler tatlı sert olmalı&[#]8221; başlıklı yazımı hatırlattı.


Yazımda tatlı sert yönetim anlayışının otoriteye, disipline, düzene ve verimli ve sağlıklı çalışmaya büyük katkılar yapacağını savunmuştum.


Bu çıkış bana önceki koordinasyonlarda yapılan benzeri uyarıları da hatırlattı.


Vali Küçük&[#]8217;ün önceki koordinasyon toplantılarında yaptığı uyarılar yerel basına &[#]8220;Üniversite&[#]8217;nin işlerini aksatmayın&[#]8221; ve &[#]8220;Görevinizi kendi işiniz gibi yapın&[#]8221; başlıklarıyla yansımıştı.


Şimdi bunlara &[#]8220;Görevinizi zamanında yapın&[#]8221; uyarısı eklendi.


Kibar ve nazik bir yönetim anlayışına sahip olan Vali Küçük, dikkat ederseniz tepki gösterirken bile diplomatik bir dil kullanıyor.


Kibar, nazik, sürekli gülen, diplomatik bir dille konuşan yönetim anlayışının bize lüks olduğunu düşünüyorum.


Bir başka deyişle bizim için henüz erken.


Yani bunlar şimdilik bize göre değil.


O merhaleye gelebilmemiz için köprünün altından daha çok su akması lazım.


Aslında Vali Bey bu konuda haklı.


Evet. Sözün etkisi tonundan kaynaklanmamalıdır.


Sözün etkisi söyleyenin doğruluğundan ve işin doğruluğundan kaynaklanmalıdır ama bu demokrasisi bütün kurum ve kurallarıyla oturmuş, gerçekten laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan, olabilen ve sistemi düzgün çalışan ülkeler için geçerli.


Köprünün altından çok sular akması gerekir derken kastettiğim budur.


Bakın Prof. Dr. Erdal İnönü, siyaseti bu şekilde yapıyordu.


2007&[#]8217;nin Ekim&[#]8217;in de kaybettiğimiz Sayın İnönü, SHP Genel Başkanı olarak DYP ile 1991 seçimlerinden sonra koalisyon hükümeti kuran ve Başbakan Yardımcısı olan değerli bir siyasetçiydi.


Başarılı oldu ama istikrarlı olamadı.


İktidarı kısa sürdü, partisi küçüldü, sonra CHP ile birleşerek yok oldu.


Siyasette de bürokraside de yeri ve zamanı geldi mi bağırmak, masaya yumruğu vurmak gerekir.


Ben bunu bilirim bunu söylerim.



Grip tehlikesine dikkat



Son yıllarda değişik isimlerle karşımıza çıkan grip hastalığının &[#]8220;domuz gribi&[#]8221; adıyla bilinen türünün tüm dünyayı kasıp kavuracak büyüklükte bir felakete yol açmasından korkuluyor.


Yetkililerin &[#]8220;öpüşmeyin, tokalaşmayın, kucaklaşmayın&[#]8221; uyarılarını dikkate alsak iyi ederiz.


Ellerinizi sabunlu suyla sık sık yıkayın, lavabonuzu dezenfete edin, kapı kollarına, musluk başlarına dikkat edin, hijyen kurallarına mutlaka uyun ikazlarını da kulak arkası etmeyelim.


Umuma açık yerlerin havalandırılması konusu da çok önemli.


Bu uyarılar laf olsun diye yapılmıyor.


Dünyadan ve Türkiye&[#]8217;den gelmeye başlayan ölüm haberleri, insanlığın çok büyük bir salgın hastalık tehdidi ile karşı karşıya olduğunun habercisi gibi.


Sanki fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor.


Birçok ülke aşı telaşında.


Basın yayın organları bu konuda yapılan haberlerden geçilmiyor.


Bu arada aşının ne kadar korunaklı olacağı bilinmiyor.


Grip mikrobu insanın vücuduna defalarca girip çıkabilen ve onu sürekli hasta edebilen tek mikrop.


Bu mikrop sadece isim değiştirerek karşımıza çıkmıyor, şekil değiştirerek veya başka kıyafetler giyerek de karşımıza çıkıyor, vücudumuza giriyor.


Dünyanın en akıllı mikrobu desek yeridir.


İnsan vücudu onu etkisiz hale getiriyor, öldürüyor ama o bir yolunu bulup tekrar geri geliyor, aynı vücuda bir kez daha giriyor ve onu hasta edip yatağa düşürüyor.


Bu işlem defalarca oluyor.


Bir senede 5-10 kere grip olan insanlar oluyor.


Dikkat ederseniz diğer hastalıkların hemen hepsi insana bir kere geliyor.


Örneğin kabakulak, kızamık, kuşpalazı, boğmaca, difteri, tifo gibi hastalıklara yakalananlar bildiğim kadarıyla iyileştikten sonra bir daha bu hastalıklara yakalanmıyorlar.


Bu mikrop vücuda bir daha giremiyor, girse bile etkili olamıyor.


Grip mikrobu öyle değil.


İnsan vücudu onun için yol geçen hanı.


Saman nezlesi, yaz gribi, kış gribi, kuş gribi, domuz gribi derken bakalım bundan sonraki gribin adı ne olacak?


Atın ölümü arpadan olur ya insanın ölümü de bu gidişle salgın bir şekilde grip ve türlerinden olacak.


Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.


Toplumun büyük kesimi tehlikenin büyüklüğünün farkında değil.


Bu yazıyı bu tehlikeye dikkat çekmek için yazıyorum.


Uzmanlar eşinizle, dostunuzla, arkadaşınızla, misafirinizle selamlaşırken &[#]8220;öpüşmeyin, tokalaşmayın, kucaklaşmayın&[#]8221; diyor.


Hadi mümkün mertebe bir müddet bu karala uyduk diyelim.


Ya sonra.


Önümüz bayram.


Bayramda ne yapacağız?


Kurban Bayramı&[#]8217;nda büyüklerimizin elini öpmeyecek miyiz?


Ailemizle, yakınlarımızla, arkadaşlarımızla, tanıdıklarımızla bayramlaşmayacak mıyız?


Ya da nasıl bayramlaşacağız?


Her toka yaptığımızda el mi yıkayacağız?


Kasım ve aralık ayları domuz gribi için riskli aylar arasında gösteriliyor.


Bu kış zor geçeceğe benziyor.


Allah yardımcımız olsun.