Artık dilimize pelesenk oldu:


“Kendini değil, kentini düşün.”


Siyasette de böyle olmalı.


Kendini değil, kentini düşünen siyasetçileri tercih etmeliyiz.


Sen varsan iyi, yoksan kötü.


Bu zihniyetle bir yere varamayız.


Sadece siyasetçiler için değil bu yakınmamız.


Siyasetçi, işadamı, bürokrat, gazeteci…


Toplumun her kesiminde yaşadığı kenti, yaşadığı ülkeyi düşünen insanlar olursa, hayat o kadar güzel olur.


Kişisel çıkarlar, toplumsal çıkarların önüne geçtiğinde, kısa vadede kazanan sen olursun.


Ama o kent, o ülke kaybeder.


Sonuçta sen kaybedersin.


Sadece bugünü düşünen insanlar yüzünden Zonguldak bu halde değil mi?


İnsan doğduğu, doyduğu toprağa ait hissetmeli kendini.


Bu aidiyet duygusuyla hizmet etmeli.


Ancak o zaman insanlar yaşadıkları yerlerde mutlu olurlar.


Zonguldak’taki mutsuzluğun bir nedeni de, bu aidiyet duygusunun zayıf olması olabilir mi?


Tartışalım…



Turpçu ve Malkoç…



TURYAPI A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Turpçu ile Malkoç Mühendislik’in ortağı Songül Malkoç, aynı gün iyi ayrı gazeteye konu oldu.


Birinde Şerafettin Turpçu’nun, CHP’de Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal adına operasyonu yürüten oğlu Erkan Haberal ve damadı Cevdet Uğurlu’ya yönelik tepki röportajı vardı.


Başka bir gazetede, bu kez köşeye konuk olan Songül Malkoç, Mehmet Haberal’ın damadı Cevdet Uğurlu’yu eleştiriyordu.


Kısaca, “Eşeği dövemezsen semerini döveceksin” taktiği uygulanıyordu.


Anlaşılan Songül Malkoç ile Şerafettin Turpçu, Ilıksu Yaşamkent’teki iş arkadaşlıklarını siyasette de pekiştirmeye başlamışlar.


Bana sorarsanız bu işten zararlı çıkan her zaman olduğu gibi yine Şerafettin Turpçu olur.


Songül Malkoç, iş bitirici kocası sayesinde siyasette kaybetse de, ticarette kazanır.


Malkoç’un eşi İlhan Malkoç, kalorifer, su tesisatı döşer.


Üşür müsün, yanar mısın? Onu ancak kış gelince anlarsın…



Kıssadan Hisse: Öküz-Kurbağa



Kurbağanın biri, bir gün dere kenarına gelmiş. Keyifle çevresine bakınmaya başlamış. Tam o sırada çayırda otlayan öküzü görmüş. Öküzün büyüklüğüne hayran olmuş. Kendi kendine, “Ben de bu öküz gibi olabilirim” demiş. O zaman herkes benim büyüklüğüme hayran olur. Bunun üzerine kurbağa kendini şişirmeye başlamış. Şiştikçe şişmiş, şiştikçe şişmiş, biraz daha biraz daha... Derken “çaaaat” diye çatlayıvermiş. Öküz olmak isterken, ölü bir kurbağa oluvermiş.


Alınacak ders: Kendimizin ne olduğunu bilmezsek, kurbağa gibi patlar gideriz.



Günün Fıkrası: Taze balık!


Galata da bir balıkçı bağırıyor:


“Canlı balık... Canlı balık...”


Ermeni bir teyze yaklaşıyor ve soruyor:


“Evladım, balıklar tazedir?”


Balıkçı istifini bozmuyor...


“Canlı balık... Canlı balık...”


“Evladım balıklar tazedir?”


“Teyze, ‘canlı’ diyoruz ya işte!..”


“A evladım... Ben de canlıyım, fakat tazeyimdir?”



Günün Sözü:


İnsanın üç güvenilir arkadaşı vardır: Yaşlı karısı, yaşlı köpeği ve hazır parası.


B.Franklin