Hemen, “kim bu sahte-kar?” diye merak ediyor olabilirsiniz.

Ama üzülerek söylemek gerekirse, bir parça kendinizi-kendimizi bulacağız!

İçimizdeki sahte insanlığı!

O sahtelerin nasıl olup bu kenti aldatmaya devam ettiğini!

[*] [*] [*] [*]

Haber şöyle:

“Dünyada en büyük sahte ürün üreticisi Çin olurken, Çin’i ikinci sırada Türkiye izliyor.

OECD tarafından yayımlanan bir rapora göre, dünyada yılda 500 milyar Dolar değerinde sahte ürün ticareti yapılıyor.

Fortune Türkiye'nin haberine göre, dünyada ithal edilen sahte ürünlerin değeri 2013 yılında 461 milyar Dolar seviyesinde gerçekleşti. 17,9 trilyon Dolarlık dünya ticaretinin yüzde 2,5'ini ithal edilen sahte ürünler oluşturuyor.

Dünyada en büyük sahte ürün üreticisi Çin olurken, onu ikinci sırada Türkiye izliyor.

Gümrükte el koyulan sahte malların yüzde 3,3'ü Türkiye'de üretiliyor.

Türkiye'yi yüzde 1,9 oran ile Singapur, onu yüzde 1,6'lık pay ile Tayland, yüzde 1,2 ile Hindistan ve yüzde 0,6 orana sahip Morokko izliyor.”

[*] [*] [*] [*]

Bunda şaşıracak, şaşılacak pek durum yok.

Neden şaşırıyoruz?

Neden şaşırmış gibi yapıyoruz ki?

Türkiye’de pek çok şey sahte…

İnsanlığımız sahte, ürünlerimiz sahte olmuş çok mu?

İnsanların, insanlığımızın sahte olduğu yerde ürünlerin sahte olmamasını beklemek mümkün mü?

[*] [*] [*] [*]

Türkiye, büyük bir ülke…

Zonguldak ise, küçük bir mahalle…

Uzağa gitmeye gerek yok.

Çin’e gitmeye gerek yok.

Zonguldak’a bakalım.

Zonguldak’taki sahtelere bakalım.

Zonguldak adına “sahte-kar”lığa soyunanlara bakalım!

[*] [*] [*] [*]

Beraber bakalım.

Sahte ürünler her yerde…

Siyasette…

Medyada…

Ticarette…

Bürokraside…

STK’larda…

Sendikalarda…

Çıkar olan her yerde…

Tüm pazarlarda…

Markette, manavda, çerezcide!

[*] [*] [*] [*]

Sonuçta, bu sahte adamlar-kadınlar bir ürün.

Bu sahte ürünler, toplumun geleceğine ışık olduğunu zannediyor.

Her şey için yeterli olduklarını zannediyorlar.

Siyasette, bürokraside, STK’larda, sendikalarda onlar olmasa, yaşama şansımız yokmuş gibi davranmaya alışmışlar.

Akıl almaz bir özgüvene sahip olanlar bile sahte taraflarını göremeyecek kadar kör!

[*] [*] [*] [*]

Zonguldak siyaseti, Zonguldak bürokrasisi, Zonguldak medyası sahte insanlarla dolu…

Sahte Müslümanlar bizde!

Sahte sağcılar bizde!

Sahte solcular bizde!

Sahte seçilmişler bizde!

Sahte hayırseverler bizde!

Kimisi anadan-babadan imalat hatalı!

Kimisi sonradan görme!

[*] [*] [*] [*]

Şimdi diyeceksiniz ki:

“Kim bunlar?”

Valla sormaya, sorgulamaya kendimizden başlayalım.

Soralım bakalım kendimize, “Acaba ben ne kadar sahteyim?” diye…

Bunu sorabiliyorsanız, o zaman bu sahtekarları zaten tanımak zor değil.

Hepimizin yakın çevresindeler.

Telefon rehberlerimizdeler!

[*] [*] [*] [*]

Nasıl oluyor da lafa gelince samimi olan toplum, bu sahte ürünleri kullanıyor?

Bu sahtekarlarla aynı yola düşebiliyor?

Toplum olarak işimize geliyor da ondan…

Kimisi ambalajıyla satılıyor, kimisi kiloyla!

Toplum istiyor.

Toplum üretiyor!

Şartlar üretiyor!

Pazarlanması kolay!

[*] [*] [*] [*]

Halk olarak şikayet ediyoruz.

Konular belli işte.

Aynı şeyleri saymayalım.

Ondan ediyoruz.

Bundan ediyoruz.

Şundan ediyoruz.

Acaba kaçımız bunları isterken gerçekleri sahtelerle ayırt ediyoruz?

Acaba kaçımız sahte-karları postalıyoruz?

Hayatın olağan akışına ters bunlar.

[*] [*] [*] [*]

Yıllardır olduğu gibi toplum olarak ucuza kaçarken “sahte-kar”lara prim verdiğimiz sürece değişen bir şey olmayacak!

Gitmek mi, kalmak mı?

Günlerdir hastayım.

Müzminleşen bedenim yorgun.

Level acildeyim.

Sağ olsunlar, ellerinden geleni yapıyorlar.

Kendimi güvende hissediyorum.

Doktor filme bakıyor ve diyor ki:

“Kaç paket sigara içiyorsun?”

Diyorum ki:

“Hocam, içmiyorum…”

Diyor ki:

“Bu ciğerlerin hali ne?”

Diyorum ki:

“Bilmiyorum…”

İkinci akşam yine bir başka doktorumuz ölçüyor, biçiyor, dinliyor.

Ciğerleri hatırlatıyor!

Diyor ki:

“Biraz hava vermemiz gerekecek…”

Meğer az da olsa kirli ortama girdiğimde hapşırıkların bir anlamı varmış!

Ertesi gün…

Bir başka doktorumuz diyor ki;

“Temiz hava alacaksın…”

“Havası temiz olan yere gideceksin…”

Bazen diyorsun ki:
Çocukluğumun yıllarında mı kalsaydım?

O yüksek dağlardan, katıksız, bacasız yamaçların kollarından hiç mi ayrılmasaydım?

Hiç tanımasa mıydım bu şehri?

Bu ülkeyi…

Bu insanlığı…

Yanıt için çok geç.

Şimdi bir “Çınar” büyütüyorum.

Yüzlerce, binlerce aile gibi…

Ve bazen onu bu kentte bir dakika bile daha fazla tutmakla haksızlık ettiğimi düşünüyorum!

Adamlar hala “yeni santraller dikeceğiz” diye kampanya yapıyor.

İktidar, iktidarın milletvekilleri, bürokratları “daha fazla santral yapılsın” diye çalışıyor.

Enerji üssü olacakmışız…

Sağcısı-solcusu fark etmiyor.

Birileri bisiklet dağıtıyor!

Birileri alkış tutuyor!

Ve birileri hala bu kentten göçün üçüncü nedeninin hava kirliliği olduğunu görmezden geliyor.

Halk memnunsa, halk çaresizse onlar ne yapsın?

Onlar da haklı!