Geçen hafta hastalıkla uğraştım.
Daha doğrusu boğuştum.
Mikrop vücuduma pazartesi günü boğazımdan giriş yaptı.
Salı günü göğsüme indi.
Boğazımdaki yanmaya göğsümdeki yanma da eklendi.
Hem de ne yanma.
Marmara çırası gibi.
Tabii öksürük de cabası.
Öksürdükçe göğsümdeki yanma daha da arttı.
Bu şikayetlerle kalsa iyi.
Üşüme, halsizlik, ateş de vardı tabii ki, nöbetleşe bir şekilde.
Bitmedi. Ayrıca nefes almakta güçlük çekiyordum.
Salı akşamı hastalık tamamen üzerime çöktü.
Gazeteden çıkışta soğuk havada eve gelirken daha da şiddetlendi.
İşini bilen (!) gazetecilerden ol(a)madığım için o kadar sene (20 sene) geçti halen daha bir araba sahibi olamadım.
Ona bakarsanız benim bir kedim bile yok.
Anlayacağınız eller aya ben yaya durumu.
O nedenle karda, yağmurda, rüzgarda, fırtınada mecburen soğuk yiyoruz.
Soğuğu yedikçe de böyle oluyoruz.
Yukarı çarşı ile Kemerköprü arası epey var.
O akşam o kadar yolu nasıl geldim bilmiyorum.
Kendimi can havliyle eve attım.
Yüzüm bembeyazdı ve yere yığılacak gibiydim.
Evdekiler beni o halde görünce haliyle korktular.
Kardeşimin kayınpederi Yaşar Kanbur o sırada bizdeymiş, hadi hemen gidiyoruz dedi.
Eve girişimle çıkışım bir oldu.
Kendimi bir anda Aktıp&[#]8217;ta buldum.
Şikayetlerimi dinledikten sonra beni muayene eden doktorun ilk işi serum tedavisi uygulamak oldu.
Serumla biraz kendime gelir gibi oldum.
Teşhis bronşit, tedavi iki çeşit hap, bir şurup, burun spreyi ve 10 tane iğne.
Çarşamba gününün yazısını yazdım ama gelin bir de bana sorun.
Cuma yazısı gözümde büyüyor, hiç gözüm kesmiyordu.
Bu halime rağmen işime aksatmadan devam ettim.
Gazetenin haberlerini düzenlemeyi ve köşe yazılarımı ihmal etmedim.
Gazeteciliği bize boruyla sokmuşlar.
Hasta haliyle başka kim haber, köşe yazısı, gazete düşünür ki.
Benim gibilerin sayısı herhalde çok azdır.
Canı isteyince, keyfi gelince, konu bulunca, sataşma olunca, çıkarı söz konusu olunca yazı yazanlar gibi olsaydım böyle derdim olmazdı.
Pazartesi, Çarşamba, Cuma&[#]8217;dan oluşan yazı günlerim benim için okurlarıma karşı çok önemli bir görevdir.
Bu benim için sorumluluktur.
Bu günlerde çok büyük bir şey olmadıktan sonra kimse beni yazı yazmaktan alıkoyamaz.
Bize sadece gazeteciliği değil sorumluluk anlayışını da boruyla sokmuşlar herhalde.
Bırakalım boruyu da iğnelere gelelim.
Ah o iğneler var ya o iğneler, onlar olmasaydı halim haraptı.
Sabah akşam iğneleri yedikçe kendime gelmeye başladım.
Salı, Çarşamba, Perşembe çok zor geçti.
Cuma günü biraz toparlandığımı hissettim.
Hafta sonu daha da açıldım.
Pazartesi günü çıkan &[#]8220;Uludere&[#]8221; konulu yazımı Çarşamba ve Cuma&[#]8217;ya nazaran biraz daha rahat yazdım.
Eski sağlığıma tam olarak kavuşamasam da bu haftaya yine de iyi başlıyorum.
Hastalık aile efradından bulaştı.
Aynı evin içinde aynı havayı soludukça istediğiniz kadar dikkat edin mikrop vücudunuzu zayıf gördüğü bir anda tepenize biniyor, işinizi bitiriyor.
Bu mikrop hava yolu ile geliyor.
Bu dönem de zaten hava yolu hastalıkları dönemi.
Diğer bir değişle solunum yolu hastalıkları.
Mikroplar cirit atıyor.
İki ayaklı, dört ayaklı, kırık ayaklı, çeşit çeşit, renk renk, boy boy.
Hastaneler ana baba günü.
Genellikle şikayetler bu tür hastalıklardan.
Kimi grip, kimi benim gibi bronşit, kimi zatürre, kimi farenjit, kimi larenjit.
Kar yağsa böyle olmazdı.
En azından bu kadar, yani salgın düzeyinde olmazdı.
Mikroplar kırılırdı.
Sağlık çok önemli.
Dikkat etmek gerekiyor.
Aktıp&[#]8217;a ilgi ve alakasından dolayı teşekkür ederim.
Çalışan gazetecilerin günü
Bizim mesleğin iki önemli günü var.
Biri 24 Temmuz Basın Bayramı, diğeri 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.
Gazeteci milleti bu sayede senede iki gün hatırlanmış oluyor.
Bu günlerle basının önemi konuşuluyor, süslü laflarla gazetecilere övgüler düzülüyor, sevgiler saygılar sunuluyor.
Gazeteciler bu günlerin dışında yılın büyük çoğunluğunda genelde günah keçisi olarak görülür, yaşanan olumsuzluklarda fatura hep onlara kesilir.
Gazeteci iyi yazarsa iyi, kötü yazarsa kötüdür.
Bizim meslekte &[#]8216;Ne İsa&[#]8217;ya ne Musa&[#]8217;ya misali kimseye yaranamazsınız.
Yasaların getirdiği güçlükler ve işin maddi boyutu da diğer sıkıntılar.
Gazetecilerin en çok belini büken konuların başında maddiyat geliyor.
Bizim meslekte çalışanların yarısından çoğu asgari ücrete talim ediyor.
Aslına bakarsanız asgari ücreti bulanlar biraz şanslı sayılır.
Bizim meslekte asgari ücreti bulamayanlar da var.
Sektörde hani konuşunca mangalda kül bırakmayanlar var ya, bunların içinde personeline asgari ücreti çok görenler bile var.
Yanında çalışanlara maaşlarını 50 lira 100 lira şeklinde haftalık harçlık verir gibi, parayı oyuncak yaparak verenler var.
Asgari ücretin açlık ve yoksulluk sınırının altında olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım.
Kendisine insanca yaşam sağlayacak bir maaşı olmayan gazeteciler ne yazık ki ele güne muhtaç oluyor.
Onun bunun ağız kokusunu çekmek zorunda kalıyor.
Bazı kişiler bu durumdaki gazeteciyle oyuncak gibi oynamaya kalkıyor.
Kimileri ona parayla haber yazdırmaya kalkıyor.
Kimi gazeteci de bu parayı alıyor, kendisini kullandırıyor.
Maddi durumu iyi olmayan bazı gazeteciler mesleğin itibarını zedeleyen, inanılırlığını, güvenilirliğini sarsan yollara sapıyorlar.
Sipariş yazı yazma, reklam haber yapma, parayla haber yazma olayları işte bu yüzden son yıllarda daha da arttı.
Toplumun çoğunluğu gazetecilerin önemli bir kısmının asgari ücretle geçinmeye çalıştığını, bir bölümünün de asgari ücretin altında çalıştırıldığını bilmiyor.
10 Ocak maddi manevi sıkıntılar içinde mesleğini yapmaya çalışan &[#]8220;Çalışan Gazeteciler&[#]8221;in günüdür.
Gazeteciler ne yazık ki emeklerinin karşılığını alamıyor.
Gazeteciliği şahsi çıkarları için kullananlarla herkesin kolayca içine girip de yapabildiği bu meslekte olmaması gerekenlerin varlığı da bir başka olumsuzluk.
Bunlar mesleği zorlaştıran etkenler.
Dün Çalışan Gazeteciler Günüydü.
Bir günlüğüne de olsa gazeteciliğin anlamı ve önemi fark edildi.
Süslü nutuklar atıldı, anlamlı konuşmalar yapıldı, güzel mesajlar yayımlandı, mesleğin sorunlarına değinildi, çözüm önerilerinden bahsedildi, vaatler verildi.
Bu günler de olmasa mesleğimizin değeri bilinmeyecek.
İyi ki varsın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.
Sen çok yaşa emi.