Pusula Gazetesi ve internet sitesi ile Pusula TV, bu kente hizmet ediyor.

Fazlasıyla ediyor hem de…

Okuduğunuz gazetenin, takip ettiğiniz internet sitesinin ve izlediğiniz Pusula TV’nin çok önemli bir misyonu var.

Her zaman söylüyoruz.

Eksikler vardır.

Herkesi memnun etmek mümkün değildir.

[*] [*] [*] [*]

Bizler sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olmak için çalışıyoruz.

Siyasetçileri, kişileri, kurumları sorun yaratmaya değil, çözüm üretmeye teşvik etmeye çalışıyoruz.

Eksiğimiz var.

Fazlamız var.

Ama niyetimiz bu.

Eleştirilerimiz, çözüm için…

Kavgamız, çözüm için…

Bilen bilir…

Bilmeyen kendi bilir!

Çözümün değil, sorunun parçası olmak isteyenler kendileri bilir…

Onlar; bize uzak, Allah’a yakın dursun.

[*] [*] [*] [*]

Hepimiz bu hizmet çabasının içindeyiz.

Gazete olarak, TV olarak aslında neler yaptığımızı, nelerin yapılmasına katkı sağladığımızı biz bile unutuyoruz.

Mütevazı olmaya çalışıyoruz.

Ama galiba bazen de fazla mütevazı oluyoruz.

Biz mütevazı davrandıkça, birileri kendilerine görev çıkarıyor.

[*] [*] [*] [*]

Pusula ve bizler, geçmişten bu güne pek çok sorunun çözümüne katkı sunduk.

Siyasetin, siyasetçinin, yerel yönetimlerin, STK’ların elini güçlendirdik.

Kafasını kullanan oldu.

Kafasını kullanamayan oldu.

Kafası olmadığı için deli tavuk gibi dolananlar oldu.

Oluyor…

Olacak…

[*] [*] [*] [*]

Pusula’nın çözümüne katkı sunduğu, uğruna mücadele ettiği pek çok konu var.

Küfür etmeden…

Hakaret etmeden üzerine gittiği çözüme zorladığı pek çok konu…

İşte onlardan biri…

Pusula TV’de yayınlanan “Spor Kritik” yorumcusu ve antrenör Resul Kumaş soyunmasa, Zonguldak’ın stadyum meselesi gündeme gelmeyecekti.

Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın haberi olmayacaktı.

AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, koşa koşa Bakan Bey’e gitmeyecekti.

Ne diyorlardı?

Olacak…

Yapılacak…

Edilecek…

[*] [*] [*] [*]

Bakan Bey’in ne zaman haberi oldu?

Canlı yayında Resul Kumaş soyunduktan sonra…

Dün Bakanlık yetkilileri geldi.

Pusula yazmasa, gelmeyecekti.

Pusula’ya, bizlere ve Resul Kumaş’a kızan AK Parti Zonguldak Milletvekilleri Hüseyin Özbakır, Faruk Çaturoğlu ve Özcan Ulupınar ile İl Başkanı Zeki Tosun’un yapması gereken, bizlere bir kuru teşekkür etmeleri…

Resul Hoca soyunmasa, bizler yazmasak, gelen-giden olmayacaktı.

Ve devam etmezsek, her şey yine unutulabilir.

Kral ile dilenci…

Hikaye, Leonardo da Vinci’den…

Bazen çok şey anlatmaya, söylemeye gerek yok.

Yazılmış pek çok hikaye, masal, roman zaten yolu gösteriyor.

Bugünkü de bunlardan biri olsun…

[*] [*] [*] [*]

Bir gün haşmetli bir kral, hayatının mutsuz bir döneminde, maiyeti ile şehirde bir sabah yürüyüşüne çıkar.

Derken, insanlar arasında bir dilenci görür, haline azap ve elem duyarak yanına yürür.

“Dilenci!

Dile benden, ne dilersen!

Bir kereliğine, dileğini yerine getireceğim.”

Meğer dilenci, alelade bir dilenci değil, kralın çocukluğunda öğretmenliğini yapan ve bazı gerçekleri söylediği için saraydan atılan akıl hocasıdır.

Son bir ders vermek istemektedir, kendisini tanıyamayan kralına…

"Majesteleri, affedersiniz, saygısızlık olarak algılamayınız, ama büyük konuşuyorsunuz.

Sizin de gerçekleştiremeyeceğiniz dilekler, şeyler olabilir."

Kral, gururuna yedirememiş ve öfkelenmiş:

"Sen kimsin ki, bana bunu söylüyorsun be adam!

Ben kudretli bir kralım, her şeyi yapabilirim.

Sen dileğini söyle de gör bakalım gerçekleştirebiliyor muyum?"

Dilenci dileğini söylemiş:

"Nasıl isterseniz kralım, o zaman elimde tuttuğum bu çanağı servetle doldurunuz."

Kral, hemen vezirlerine buyurmuş, vezirler yanlarındaki büyük keselerden çanağa altın dökmeye koyulmuşlar.

Ne var ki, çanak altınla doldukça, aynı anda boşalıyor, içerisine dökülen altınları yok ediyormuş.

Altınlar, elmaslar, yakutlar ve zümrütler derken gümüşler ve bakır sikkelerle kral elindeki bütün hazinesini çanağa hırsından döktürmüşse de nafile!

Çanak yine karşılarında yeni altınlar beklercesine bomboş duruyormuş.

Kral sonunda mağlubiyeti kabul ederek:

"Sen kazandın dilenci. Çanağı dolduramadık. Ama sana bir sorum var, bu çanak neden yapılmış? Yani hammaddesi nedir ki?"

Dilenci sorulmasını beklediği soru karşısında gülümseyerek ve vakur bir biçimde cevap vermiş:

"Bu çanak, majesteleri, insanoğlunun istek ve ihtiyaçlarından yapılmıştır.

İnsan, hiçbir zaman sahip olduğuyla yetinmez, hedeflediği ve hayal ettiği her şeyi elde ettiği anda, zihni onu unutur, uzaklaştırır ve yeni istekler ve ihtiyaçlar yaratır kendine.

İnsan aklı, mükemmel bir hizmetkar olsa da berbat bir efendidir.

Bu yüzden, mutluluğu zihnine inanarak dışarıdaki isteklerinde arayan insanoğlu asla tam olarak mutlu olamaz.

Bu yüzden, sizden dileğim, mutluluğu kendi içinizde aramanızdır."

Mutluluk, uzak bir tepenin üzerindeki güzel rayihalarla bezeli gül bahçeleri içinde inşa edilmiş bir sırça köşk değildir.

Mutluluk, hayat yolunun atomu olan ve ismine "an" dediğimiz en küçük zaman dilimlerinin, yani gerçekte var olmayan o sırça köşke giden yolun ta kendisidir.

Bir söz vardır:

"Öldükten sonra unutulmak istemiyorsan, ya okunmaya değecek bir şeyler yaz, ya da yazmaya değecek bir şeyler yap…

İyi geçirilmiş bir günün, mutlu bir uyku getirmesi gibi, iyi yaşanmış bir hayat da mutlu bir ölüm getirir.”