Siyasetçiler genelde bol keseden vaat veren kişiler olarak tanınırlar.
Biliyorsunuz bu vaatler seçim dönemlerinde havada uçuşur.
Sanki babalarının fabrikaları varmış gibi eskiden en çok iş vaadinde bulunurlardı.
Babalarının fabrikaları yoktu ama KİT&[#]8217;ler vardı.
O zamanlar bu talepleri karşılamak için kısa adıyla KİT denilen Kamu İktisadi Teşebbüsleri kullanılırdı.
&[#]8216;Arpalık&[#]8217; olarak tabir edilen buraları doldururlar, haddinden fazla personel alırlardı.
Hatırlayın bugün aralarında Amasra&[#]8217;nın da bulunduğu 5 Müessesede toplamda sadece 10 bine yakın işçinin çalıştığı Türkiye Taşkömürü Kurumu&[#]8217;nda (TTK) bir zamanlar 50 bine yakın işçi vardı.
Hastanesi, postanesi, tarımı, sağlığı, bankası, belediyesi ve özel idaresine varıncaya kadar kamu kurum ve kuruluşlarına o zamanlar siyasetçilerin hazırladığı listelerle girilirdi.
Ben de 1993&[#]8217;de böyle bir listeyle Telekom&[#]8217;a girmiş, 1995&[#]8217;e kadar çalışmıştım.
Devlet dairelerinde işe girme olayı daha sonra merkezi sistemle yapılan sınava tabi tutulunca siyasiler çok önemli bir seçim malzemesinden oldu.
Artık torpil devri bitmiş, sınavda başarılı olanlar işe girmeye başlamıştı.
Siyasetçilerin seçim dönemlerinde kullandıkları bir diğer önemli malzeme af konusudur.
Bu malzeme artık eskisi gibi iş vaadi veremeyen siyasetçiler için çok revaçta.
En son af ipine sarılan lider CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Sayın Kılıçdaroğlu, bir referandum gezisi sırasında yaptığı konuşmada genel af konusunu gündeme getirdi.
Başbakan kendisine hemen cevap verdi: &[#]8220;Dur Bakalım. Mecliste çoğunlukta olan biziz. Bunu sana yedirmezler. Af çıkarırsak biz çıkarırız&[#]8221;
12 Eylül&[#]8217;deki referanduma bile malzeme olan af konusunun yaklaşan genel seçimlerde daha çok konuşulacağı anlaşılıyor.
Bu konu ne kadar çok konuşulursa bilin ki bizde yeni bir afla daha o kadar karşı karşıyayız.
Siyasetçilerin afla oy toplaması son derece yanlış.
Zaten cezaların caydırıcı olmadığı ülkemizde bu şekilde hem suçtan zarar gören kişiler üzülmüş oluyor hem de suçlarda artış yaşanıyor.
Ayrıca bu sayede suç işleyen kişileri affederek ödüllendirmiş, suçtan zarar gören kişileri de cezalandırmış oluyorsunuz.
Bana göre aflar kamu vicdanı rahatsız ediyor, toplumun büyük bir kesimini üzüyor.
Üstelik terör olaylarına karışanlar, on binlerce askerimizi, polisimizi şehit edenler, memuru, sivil halkı, hatta bebekleri ve çocukların canına kast eden teröristler ve onun ele başısı için bile aftan söz ediliyor ve bu insanları derinden yaralıyor.
Af olayına başından beri karşıyım. Devlet kendisine karşı işlenen suçları affetmeli, şahıslara karşı işlenen suçları değil diye düşünüyorum.
Bana karşı işlenmen bir suçu ancak ben affedebilirim. Devlet benim yerime buna nasıl karar verebiliyor ki. Hem sonra afların çözüm olmadığı, aksine sorunları daha artırdığı da biliniyor.
Son olarak Rahşan affı denilen afla salıverilenlerin birçoğu yeniden suç işleyip ocaklar söndürerek, arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı insanlara yenilerini ekleyerek cezaevine geri döndü.
Siyasetçiler tutuklu ve mahkumlarla onların aileleri ve yakınlarının oylarını alacağım diye af konusunu her dönem mutlaka gündeme getiriyor.
Bir de türban konusu var. Siyasetçiler bu iki konuyla oyuncak gibi oynuyorlar.
Keşke bu af ve türban konusu da iş vaadi konusu gibi siyasete malzeme olmaktan kurtulsa.
Yasalarımızda iyi halden ceza indirimleri, infaz ve başka düzenlemelerle zaten yeterince örtülü af var. Bir de her 5 yılda bir genel af çıkararak suçluları toplumun içine salıvermeyelim. Cezaları artırıp caydırıcı hale getirecek yere daha da azaltıyoruz.
Hesapta hukuk devletiyiz. Böyle ne kadar hukuk devletiyiz, siz söyleyin.
Memleketimden gazetecilik manzaraları (XXI)
Şu elinizde tuttuğunuz gazeteyi hazırlamak, az hatayla çıkarmak ve gazete gibi gazete yapmak için ne kadar çok uğraştığımızı bilemezsiniz.
Sizin en fazla yarım saatte okuduğunuz bu gazeteyi bizim hazırlamamız, yayına hazır hale getirmemiz 8-10 saatlik bir çabanın sonucudur.
Bilgiyi toplamak, haberi oluşturmak, haberi yazmak, kontrol etmek ve dizmek sonra yeniden kontrol etmek bu kadar zamanımızı alıyor.
Bunun üzerine iki saat de baskıyı koy, bu gazete yaklaşık 12 saatlik bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Gazeteler bu sürenin yarısı kadarlık bir çabayla da çıkar. Buna çaba demek ne kadar doğru olur bilmiyoruz. Nitekim böyle örnekler çok.
Bizim yeni, taze, düzgün haberle kaliteli gazete çıkarmak için verdiğimiz uğraş bu kadar vaktimize neden olurken, haber konusunda kaygısı olmayanlar 5 dakikada Beşiktaş yaparak kolaylıkla gazete çıkarıyorlar.
Bunların ki şapkadan tavşan çıkarmaya benziyor.
Biz bu kadar uğraş sonucu az hatayla çıkarken, bazılarının bizim yarımız kadar uğraş sonucu çok hatayla çıkmalarından daha doğal bir şey olamaz.
Yoğun emekle titiz bir şekilde hazırlanan ve az hatayla çıkan gazeteye de resmi ilan veriyorlar, daha az emek ve zahmetle çok hatayla çıkan gazeteye de resmi ilan veriyorlar.
Günlük gazeteler gazetecilik yapmaktan ziyade resmi ilan almak için kurulduklarına göre sonuçta ortaya gazetecilik adına doğru ve hoş olmayan örnekler çıkması da son derece normal.
Biz haberler yeni olsun, düzgün olsun, az hatayla çıkalım diye gayret ederken, bazıları eski haberlere yeni haber havası vererek bir çırpıda gazete çıkarıyor.
Şehrimizde intişar eden bir gazete var ki bu olayı adeta alışkanlık haline getirdi.
İlginç habercilik anlayışıyla gazeteciliğe yeni bir boyut kazandıran bu mevkutenin geçen cumartesi günü verdiği haberle 5 Temmuz günü verdiği haber birbirine öyle çok benziyor ki sanki ikiz kardeş gibi.
Termik santralle ilgili bu haber belli ki eski haberin birkaç değişiklik ve ilaveyle yeniden kullanılması sonucu ortaya çıkmış. Bunlar meydanı boş sanıyorlar ama böyle şeyler tabi ki bizim gibi dikkatli gözlerden kaçmıyor.
Eski haberleri birkaç ay sonra bazı değişiklik ve ilavelerle yenileyerek okurlarına yutturmaya çalışan bu gazetenin anlayışıyla gazetecilik çok kolay.
Haber bulamayınca birkaç ay önce kullandığı haberleri ters yüz eden gazeteye bu alışkanlığından vazgeçmesini tavsiye ediyoruz.
Bazıları elektronik posta ile gelen açıklamaları tam olarak okumadan, gerekli düzeltmeleri yapmadan ve habere dönüştürmeden kullanırken biz bunları nasıl düzeltiriz, nasıl habere dönüştürürüz, nasıl daha iyi kullanırız diye göbek çatlatıyoruz.
Biz karınca gibi çalışırken bazıları Ağustos böceği misali saz çalıp şarkı söylüyorlar.
Elektronik postaları geldiği gibi kullanan gazetelere de mutluluğun resmini işin kolayına kaçmadan yapmalarını öneriyoruz.
Bu arada belediyeden gelen Hasan Bayrı şiir yarışmasıyla ilgili haberde para ödülleri eski para birimi YTL ile yazılmış. Bunu bizimle birlikte bazı gazeteler fark etmiş, düzelterek kullanmış. Bazıları ise fark etmemiş, hata yapmış.
Geçen hafta içinde ayrıca, aralarında bizim gazetemizin de bulunduğu bazı gazeteleri hataya düşüren bir haber vardı. Bu haber Bartın Platformundan gelen taziye mesajıyla ilgiliydi.
Yoğun bakımda cihaza bağlı olarak yaşayan ve hayatından umut olmadığı belirtilen Fadime Öz&[#]8217;ü yitirdiklerini duyuran platform gazetelere bu mesajı geçmekle biraz aceleci davranmış.
Genç kadını hayata bağlayan cihazın fişinin çekilmesi konusunun görüşüldüğü gün gazetelere gelen mesaj haber olarak kullanıldı.
Her ne kadar hayatından umut olmasa da henüz son nefesini vermeyen bir kişi hakkında yapılan bu haber doğru olmadı.
Fadime Öz ile ilgili açıklama, Bartın Platformu gibi eş başkanları Bartın ve Amasra Belediye Başkanları olan, 100&[#]8217;den fazla kurum ve kuruluşun bir araya gelerek kurduğu çok ciddi bir sivil toplum örgütünden geliyordu. Bu yüzden açıklamayı araştırmaya-soruşturmaya gerek duyulmadı.
Sonuçta ortaya böyle bir şey çıktı. Topu platformun üzerine atarak işin içinden çıkamayız, çıkmamalıyız. Biz kendi adımıza ertesi günü bu konuya açıklık getiren bir düzeltme yaptık.
Hatamızı bugün bir kez daha düzeltiyor ve özür diliyoruz.
Demek ki hem gazetelere açıklama gönderen kurum ve kuruluşlar hem de gazeteler olarak daha dikkatli olmamız gerekiyor. Bu dersten payımıza düşeni almalıyız.